MEÂLİ:
18- Onları yaklaşmakta olan gün (Kıyâmet) ile uyar. Yürekler yutkuna yutkuna gırtlaklara dayanır o gün. Zâlimler için ne sıcak bir dost, ne de sözü dinlenir bir şefaâtçi vardır.
19- (Allah) hâin gözleri, gönüllerin gizlediğini bilir.
20- Allah, hakkı yerine getirir. Allah’ı bırakıp başkasına duâ edip yalvaranlar ise hiçbir şeyi yerine getiremezler. Şüphesiz ki Allah işitendir, görendir.
21- Onlar, yeryüzünde gezip dolaşarak kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğuna bakmıyorlar mı? Öyle ki onlar bunlardan daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha kuvvetli (ve becerikli) idiler. Allah, onları günahları sebebiyle yakaladı da kendilerini Allahʹtan (O’nun azâbından) hiçbir koruyan bulunmadı.
22- Bu böyledir; çünkü peygamberleri onlara açık belgelerle, kesin delillerle gelirdi de onu inkâr ederlerdi. Bu yüzden Allah, onları (azâp ile) yakalayıverdi. Şüphesiz ki O, çok kuvvetli ve cezâ vermekte pek şiddetlidir.
YAKLAŞMAKTA OLAN GÜN
«Onları yaklaşmakta olan gün (Kıyâmet) ile uyar. »
Kıyâmet’in önemli safhalarından birine dikkatler çekildikten sonra, onun yakın olduğu haber verilmektedir. Çünkü gelmekte olan her şey yakın sayılır. Meydana gelmesi kesin olan şey, meydana gelmiş sayılır. Kıyâmet olayı da vakti saati gelince mutlaka gerçekleşeceğinden, onun yakın olduğu bildiriliyor.
Neden Kıyâmet olayıyla uyarı?
Hemen belirtelim ki, Allahʹa imândan sonra Kıyâmetʹe inanmanın önemi çok açıktır. Kişi dünyada yaptıklarından sorumlu tutulacağını, kendisine verilen her nîmeti nasıl, ne yolda harcadığının hesabını vereceğini bildiği ve inandığı nisbette, hayatını düzende tutabilir ve fazîletli bir ömür sürebilir. İkinci hayata kaldırılacağına inandığı takdirde, birinci hayatını ona göre ayarlıyabilir.
Bunun için Kur’ânʹda fert ve toplumu yönlendirme konusunda Allahʹın kudretinin üstünlüğü ve sınırsızlığı, kanunlarının şaşmazlığı anlatıldıktan sonra, bâtılın zararları ve doğuracağı elim neticeleri işlenir; arkasından insan aklına hareket sağlamak için malzeme verilir ve belgeler sıralanır; hemen arkasından da âhiret, hesap, cezâ ve mükâfatlara geçilerek uyarıcı ve yönlendirici safhalar anlatılır. Böylece en eğitici metod işlenerek duygu ve düşünceye, akla ve idrâke ışık tutulur.
İlgili âyetlerde, belirttiğimiz İlâhî metoda aynen yer verilmiştir.
ÂZİFE GÜNÜ
«Âzife» kavramı daha çok kıyâmetin isimlerinden biri olarak bilinirse de diğer birkaç manaya da delâlet ettiği söylenir. Şöyle ki:
a) İnkârcı suçluların Cehennem ateşine süratle yaklaştığı gün.
b) Ecelin kapıyı çaldığı gün.
c) Kavim ve milletler için yaklaşmakta olan o elemli ve felâketli gün..
İşte böyle bir günde İlâhî hüküm bütün haşmet ve azametiyle inerken yürekler, yutkuna yutkuna gırtlaklara gelip dayanır. Gerek Kıyâmet’in kopuş anı, gerekse kabirlerden kaldırılıp mahşer alanına sevk edilme günü en korkulu dönemlerdir.
Bütün sebepler, vasıtalar ortadan kalkar da kişi kendi amel ve niyetiyle başbaşa bırakılır. Dünya hayatını inkâr, ahlâksızlık ve haksızlıklarla berbat eden zâlimler yapayalnız kalır. Artık ne sıcak bir dostları, ne de sözü dinlenir şefaâtçileri bulunur.
Burada «zâlimler»den maksat, daha çok inkâr temeli üzerinde zorbalık inşa edip önce kendi kendine, sonra da çevresine haksızlık eden bedbahtlardır. Böyleleri küfür üzere öldükleri takdirde, İlâhî rahmetten uzak kalıp hiçbir şefaâtçi de bulamazlar.
Cenâb-ı Hak ise, hâin gözleri ve gönüllerin gizlediklerini bilir. O halde kıyâmet gününde böylesine kapsamlı bilgiye sahip olan Yüce Kudret’in huzurunda hesap vereceğimizi bir an olsun hatırımızdan çıkarmamalıyız ve bu şuur ve inançla iç disiplini sağlamalıyız.
Allah ancak hak ile hükmeder. O bakımdan hükmünde yanılma, haksızlık, bilgisizlik ve duygusallık payı yoktur. Gerçek bu olunca, insanoğlu her söz ve davranışında bu mutlak kudretin vereceği âdil hükmü düşünerek günlük hayatını değerlendirmelidir.
19. âyetin sonunda Allah’ın iki sıfatına yer verilmektedir: Semi’ ve Basîr.. Birincisi her şeyi lâyıkıyla işittiğine; İkincisi, her şeyi lâyıkı veçhile görüp bildiğine delâlet eder. Aynı zamanda her kişinin mutlak surette bu iki sıfatın da murakabası altında bulunduğuna işâret söz konusudur.
İNKÂR VE AZGINLIKLARI SEBEBİYLE YOK EDİLENLER
«Onlar yeryüzünde gezip dolaşarak kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğuna bakmıyorlar mı?. »
İlgili âyetlerle insan aklına, düşünce ve duygusuna seslenilip aydınlatıcı ve yönlendirici bilgi verildikten sonra, önemli bir uyarıda bulunuluyor ve dikkatler bütünüyle, inkâr ve zulümleri sebebiyle İlâhî hışma uğrayan kavim ve milletlerin kalıntılarına çekiliyor. Böylece yaşamakta olan, fakat inkâr, ahlâksızlık ve haksızlık doğrultusunda yaşama dönemlerini tamamlamaya çalışan milletlerin tarih okumalarının lüzumu üzerinde duruluyor; belirtilen sebepten dolayı kökleri kazınan kavim ve milletlerin yıkılış nedenleri üzerinde ciddi araştırma yapmaları tavsiye ediliyor.
Öyle ki, mermerden yapılan ve her biri sanat harikası sayılan saraylar, çeşitli eğlence yerlerini bünyesinde taşıyan şehirlerin, aşk odalarıyla, şarap küpleriyle, ilâhlâştırılan mermer heykelleriyle birlikte neden yerin dibine battığını araştırmamak ve sadece sanat eserlerinin taşıdığı değerlerle meşgul olmak yeterli ve yönlendirici; ibret ve öğüt verici değildir.
Kutsal kitapların ve ciddi araştırma ve incelemelerin belirleyip ortaya koyduğu gerçek şu ki: Kendilerini cinsel konulara verip her türlü hayâsızlığı ve haksızlığı mubah sayanlar; Cenâb-ı Hakk’ı bırakıp kendi elleriyle yontup şekillendirdikleri mermer heykelleri ilâhlâştıranlar; zulmü ve tuğyanı sanat edinenler İlâhî hükmün tecellisinden kendilerini kurtaramamışlardır. Bugün hâlâ birçok bölge ve ülkede onların ağıt destanını yansıtan kalıntıları bulunmakta ve ziyaretçilere, «bize ibret gözüyle bakın da geldiğiniz uçurum kenarından dönme fırsatını kaçırmayın» demektedirler.
Mekkeliʹlerden daha güçlü ve daha çok refah seviyesi yüksek olan birçok imparatorluklar ne oldu? Koca Pers İmparatorluğu neden yıkılıp belirsiz hale geldi. M. S. V. yy. da ortaya çıkan; havanın, suyun ve ateşin paylaşıldığı gibi paranın ve kadının da paylaşılmasını öngören ortaklaşmacı bir ahlâk sergileyen Mazdak’dan geriye neler kaldı? Mısır fir’avnları, piramitlere yerleştirilen ceset ve servetleri bize neleri hatırlatmaktadır? Efes harabelerinin bugünkü görünümü bize ne gibi bir çağrışımı ilhâm etmektedir? Gönderilen peygamberleri alaya aldıkları, hakka dâvete sırt çevirdikleri; hayatlarının dizginini olduğu gibi nefis ve İblîs’in eline teslim ettikleri için, İlâhî sünnet gereği, oluşturulan sebepler harekete geçirilmiş ve kendilerine zulmeden bedbahtlar olarak yeryüzünden silinmişlerdir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı zâlimler Âhiret azabıyla tehdît edilerek, ölmeden önce Hakk’a dönmelerine işârette bulunuldu. İlâhî adâletin hakkaniyetle tecelli edeceği güne dikkatler çekildikten sonra, inkâr ve zulümleri sebebiyle yıkılıp yok edilen milletlerin kalıntılarını gezip görmeleri tavsiye edilerek, tarihin tekerrür edeceği dolaylı şekilde hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, ibret ve öğüt alınacak tarihî olaylar üzerinde duruluyor ve buna misal olarak, Musa (A. S. ) ile Fir’avn kıssasının bazı önemli safhaları hatırlatılıyor ve bu arada Fir’avn hanedanından olup imanını gizleyen bir müʹmin-i muvahhidin yaptığı uyarılara yer verilerek mü’minler aydınlatılıyor.