Ra'd Suresi 19-24. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰى اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ اَلَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا اَمَرَ اللّٰهُ بِهِ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ

21.

Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar.

Diyanet İşleri

20.

Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.

21.

Onlar, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği haklara riayet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.

22.

Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.

23.

Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler):

24.

"Sabretmenize karşılık selam sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!"

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

19- Sana Rabbinden indirilen şeyin gerçekten hak olduğunu bilen kimse, (onu göremiyen) kör gibi midir? Ancak sağduyu sâhipleri düşünüp gerçeği anlarlar.

20- O sağduyu sâhipleri ki, Allahʹa verdikleri sözü yerine getirirler; güven sağlayan anlaşma ve sözleşmeleri bozmazlar.

21- Onlar ki, Allahʹın ulaştırıp (yerine getirilmesini) emrettiği şeyi ulaştırırlar, Rablarından saygı ile korkarlar ve hesabın kötüye gitmesinden endişe duyarlar.

22-23-24- Onlar ki, Rablarının rızâsını dileyerek sabrettiler, namazı dosdoğru kıldılar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli-açık (Allah için, Allah yolunda) harcadılar ve (hepsiyle birlikte) kötülüğü iyilikle savarlar; işte onlara Dünya yurdunun güzel bir sonucu (tatlı bir ürünü) girecekleri ADN Cennetleri vardır; babalarından, eşlerinden, çocuklarından kendini düzeltip iyiler sınıfına girenler de onlarla beraber gireceklerdir. Melekler her kapıdan onların yanına girerler de, «sabretmenize karşılık selâm size; burası Dünya yurdunun ne güzel sonucudur» derler.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Yukarıdaki âyetler, Peygamber (A. S. ) Efen­dimiz’in amcası Hz. Hamza (R. A. ) ile Hişâm oğlu Ebû Cehl hakkında in­miştir. Hz. Hamza (R. A. ), Peygamberʹe (A. S. ) Rabbından indirilenin hak olduğunu akıl ve basiretiyle anlayarak imân etti. Ebû Cehl’in ise bu husus­ta basireti kapandı, aklı işlemez oldu ve o sebeple küfür karanlığı, cehalet bataklığı içinde kaldı. »

Diğer bir rivâyette, ilgili âyetler ilk müslümanlardan Ammar b. Yâsir ile İslâmʹın baş düşmanı Ebû Cehl hakkında inmiştir. (Lübabuʹt-teʹvîl)

Burada sebep özel de olsa mana ve hüküm umumilik arzetmektedir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Rahm (akraba ile yakın ve sıcak ilgi kurmaklık) Arşʹa asılıdır; beni ulaştıranı Allah (rahmet ve gufranına) ulaştırsın; beni kesip koparandan Allah (rahmet ve gufranını) kesip uzaklaştırsın, der. » (Müslim/birr: 17- Ahmed: 2/163, 190, 193, 209)

«Rızkının genişlemesini, ecelinin geciktirilmesini arzu eden kimse, ak­rabasıyla yakın ilgi kursun (sıla-i rahmde bulunsun). » (Buhari/edeb: 12, büyü’: 13- Müslim/birr: 20, 21- Ahmed: 3/156, 247, 266 - 5/279)

«Akrabasından ilgisini kesen kimse Cennetʹe giremez. » (Müslim/birr: 18, 19- Ahmed: 2/484- 3/14, 83- 4/399)

«Neslinizden (olanları) yakın ilgi kurabildiğiniz ölçüde tanıyıp öğren­meğe çalışın. Zira sıla-i rahm (hısımlarla yakın ve sıcak ilgi kurmak, aile bireylerini sevmek) malda çoğalma, ecelde geciktirmedir. » (Tirmizi/birr: 49- Ahmed: 3/374)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ashabına sordu:

- Allahʹın yarattıklarından Cennetʹe ilk girecek olanın kim olduğunu biliyor musunuz?

Ashab-ı Kirâm şu cevabı verdiler:

- Allah ve Peygamberi daha iyi bilirler.

Bunun üzerine Efendimiz (A. S. ) şöyle buyurdu:

- Cennet’e ilk girecek olanlar, fakir muhacirlerdir. Zira serhatlarda açılan gedikler onlarla kapatıldı, kötülüklerden onlar sebebiyle sakınıldı. Onlardan biri ihtiyacını için için duyduğu halde ölür de onu yerine getir­meye güç ve imkân bulamaz. Allah, meleklerinden dilediklerine buyurur ki: «O kullarıma gidiniz, kendilerini selâmlayınız, dirlik dileyiniz! » Bunun üzerine o melekler derler ki: «Ya Rab! bizler senin göğün sakinleri ve ya­rattıklarının hayırlılarıyız; onlara gidip selâm vermemizi mi emrediyor­sun?! » Allah onlara: «Evet, ama onlar bana kulluk eden, hiç bir şeyi bana ortak koşmayan kullanırıdır. Açık gedikler onlarla kapatıldı, kötülüklerden onlarla sakınıldı. Onlardan biri ihtiyacını için için duyduğu halde ölür de onu yerine getirme imkânını bulamaz.. » Bu emir üzerine melekler onlara gelirler de her kapıdan yanlarına girerler ve: «Selâm size. Sabrettiğinize karşılık ne güzeldir dünya yurdunun sonucu (olan Cennet)» derler.. » (Müsned-i Ahmed- Taberânî: Abdullah b. Amr (R. A. ))

İbn Ebî Hâtim’in tesbitine göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz her yıl başında şehitlerin kabirlerini ziyaret ederek şu âyeti okurdu: «Selâm size, sabrettiğinize karşılık ne güzeldir dünya yurdunun sonucu (olan Cennet). »

Rivâyetlere göre, dört halîfe de bu sünneti aynen devam ettirmişler­dir. » (Tefsîr-i İbn Kesîr; 2/511)

HAKK’IN ÇAĞRISINA OLUMLU CEVAP VERENLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ

«O sağduyu sahipleri ki, Allahʹa ver­dikleri sözü yerine getirirler; güven sağlayan anlaşma ve sözleşmeleri boz­mazlar.... »

Kur’ânʹda ilgili âyetlerle hak ile bâtılın, müʹmin ile kâfirin durumları birkaç nefis benzetmeyle açıklandıktan sonra, Allah sözünün feyiz pına­rından içip kalbini rahmet ve inâyete açık tutarak kendi miktarlarınca o rahmet ve inâyetle dolup taşanların birtakım vasıfları belirtiliyor ve onla­rın en güzel mutluluğa erişmelerinin sebepleri sıralanıyor; şöyle ki:

1- Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler.

Gerek ruhları yaratıldığı ve o âlemde İlâhî hitaba mazhar oldukları za­man, Allahʹın onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim? » sorusuna olumlu cevap vermeleri, gerekse dosdoğru imân ettiklerinde Kelime-i Şehadette birlikte İslâmiyetʹin emirlerine sadık kalacaklarına dair zımnen taahhütte bulunmaları, Allah’a verdikleri sözün esasını teşkil eder. İşte gerçek mü’minler bu sözlerine bağlı kalıp sadakat gösterenlerdir ve aklını iyi yolda kullanan sağduyu sahipleri de bunlardır.

Nitekim mü’minlerin bu güzel vasıfları Kur’ânʹın yirmiden fazla yerin­de anılmıştır.

2- Anlaşma ve sözleşmeleri bozmazlar.

Bu da gerek kendileriyle Allah arasındaki, gerekse kendileriyle diğer kimseler arasındaki anlaşma ve sözleşmelerdir. Günlük ticarî münasebet­lerimizde elbetteki anlaşma ve sözleşmelerin önemli yeri vardır. Sadakat ve ahde vefa, toplum arasında güven, huzur ve sevgi doğurur, aynı zaman­da toplumu birleştirip bütünleştirir. Hıyânet, vefasızlık, güveni kötüye kul­lanma, döneklik ve ikiyüzlülük, toplumu sarsar, kardeşlik bağlarının kop­masına, güvensizlik duygusunun kökleşmesine neden olur.

3- Allah’ın ulaştırıp (yerine getirilmesini) emrettiği şeyi ulaştırırlar. Allah’tan saygı ile korkarlar.

Çünkü gerçek imân, Allah için dostluk ve kardeşliğin kesiştiği nokta­dır. Özellikle akraba ile yakın ilgi kurmak, imânı rahmet suyuyla sulamanın en verimli kanallarından biridir. Bu rahmetin önemi ve genişliği, hadîslerde ifadesini bulduğu gibi, rızkın genişlemesine, ömrün uzamasına, belânın geri çevrilmesine sebep olur.

4- Rablarından saygı ile korkarlar.

Zira insan, bir şeyin kutsallığının derecesini, yüceliğini, üstünlüğünü, yararının nisbetini öğrenip bildiği ve inandığı oranda o şeye saygı duyar ve derin tazim ile ondan korkar. Allah bütün kutsallıkların başı, iyilik ve rah­metlerin kaynağı, feyiz ve bereketlerin menbaıdır. Hak çok yücedir, Oʹndan üstün bir şey yoktur. Kudreti sonsuz ve sınırsızdır. O halde en çok saygı duyulmaya, adâletinden korkulmaya O lâyıktır.

İşte iman cevherine lâyık görülen müʹminin dördüncü vasfı budur. O böyle bir imân ve duygu ile yaşar ve aynı hal üzere ölmek için gereken hazırlığını yerine getirir.

5- Hesabın kötüye gitmesinden endişe duyarlar.

Şüphesiz ki, Allah’a ve âhirete dosdoğru inanan her müʹminde bu duy­gu ve şuur mevcuttur. Toplum bünyesinde böyle bir inanç ve şuura sâhip olanlar çoğaldığı nisbette huzur ve güven, sevgi ve saygı, barış ve kardeş­lik havası oluşur. Günümüzde bazı ülkelerde ve toplumlarda huzur ve gü­ven, barış ve kardeşlik duyguları iyice dumura uğramış, kutsal değerler bir tarafa itilerek insanlar yüce amaçlardan yüzlerini basit nesnelere çevir­mişlerse, bunun tek sebebi inançsızlıktır.

6- Rablarının rızasını dileyerek sabrederler.

Unutmayalım ki, olaylar karşısında olsun, ibâdet ve taatte olsun, fa­zîlet ve güzel ahlâk mücadelesinde olsun dayanma gücünü ortaya koya­bilmenin üç dayanağı vardır: Allahʹa ve Âhiretʹe inanmak, atılan her adım­da, yapılan her işte, sürdürülen her mücadelede Allah rızasını ön plâna al­mak ve neticenin başarıya, esenliğe kavuşacağından şüphe etmemek..

7- Namazı dosdoğru kılarlar.

Zira namaz, kul ile Allah arasında hem en işlek, hem de en emin yoldur. O nedenle Âdemʹden son Peygamber’e kadar gelip geçen her pey­gamber namaz kılmakla emrolunmuştur. Namazsız bir din ve şeriat olma­mıştır. Kur’ân’da peygamberlerin kıssaları anlatılırken, onlara namaz ve zekât ile, bazı yerlerde ise, namaz, oruç ve zekât ile emredildiği açıklanır. Bernaba İncil’inde İsa Peygamberʹin namaz kıldığı, sabah namazına devam ettiği beş, altı yerde yazılıdır. Onlardan bir kaçını nakletmemizde yarar var­dır:

«Çalışmalarınızın sadece bedeninizin (ihtiyacına) inhisar etmemesi, nefsinizin aynı zamanda namaz ile meşgul bulunması gerekir. Çünkü ger­çekten O (Allah) ebediyen namazdan kopmamanızı sevip arzular. » (Bernaba İncil’i: 75/12-14)

«İsa dedi ki: Allah’a and olsun ki, Allah kelimesini unutmak -ki her şeyi o kelimeyle yaratmış ve sana onunla ebedi hayat takdîm etmiştir- bü­yük bir hatadır. »

«İsa bu sözleri söyledikten sonra namaz kıldı... » (Bernaba İncil’i: 81/5)

«İsa sabah namazı kıldıktan sonra bir ağacın altına oturdu.. » (Bernaba İncil’i: 106/1)

8- Kendilerine verdiğimiz azıklardan gizli-açık (Allah için, Allah yo­lunda) harcarlar..

Cömertlik, yardımseverlik, imânın feyizli ürünlerinden biridir. Cenâb-ı Hak cömertliği kendi sıfatları arasında anmış ve bununla yardımsever bir insan olmanın, onun yanında nasıl bir değer taşıdığına işârette bulunmuş­tur. Onun için diyebiliriz ki, imânı namazdan ve Allah için harcamaktan ay­rı tutup sıyırdığımızda geriye meyvasız ve gölgesiz bir ağaç kalır. Bu neden­le Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, İbn Abbasʹın (R. A. ) tabiriyle, esen rüz­gârdan daha cömert idi. Namazı ise, gözünün aydınlığı olarak anmıştır.

9- Kötülüğü iyilikle savarlar.

Bu, yukarıda geçen sıfatları tamamlayan ve onların tabii ürünü olan bir haslettir. Allah ancak peygamberleri günah ve kötülük işlemekten ko­rumuştur. Diğer insanlar, kendi iman ve irfanlarına, beşerî zaaflarına gö­re iyiliklerle kötülükler arasında zikzak çizip giderler. İyiliği ağır basanlar, iyi insanlardır; kötülükleri ağır basanlar ise, kötü insanlardır. Bu bakımdan gerçek müʹminlerin her zaman iyilikleri kötülüklerinden çok fazladır. Çün­kü aldıkları terbiye ve öğütle, bir kötülük işledikleri zaman vakit kaybet­meden onu bastıracak, tesirsiz yapacak iyilik işlerler. Karşılarına çıkan kötülüğü iyilikle savmasını bilirler. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezler..

Böylece müʹminler bu güzel hasletleriyle İslâm ve güzel ahlâk adına hem çevrelerindeki insanlara, hem kendilerinden sonra gelecek olanlara en güzel örnekleri bırakırlar.

O halde iman, verilen sözün yerine getirilmesini; bu ikisi, anlaş­ma ve sözleşmelere sadık kalınmasını; bu üçü, hısım ve akrabayla sıcak ilgi kurulmasını; bu dördü, Allah’tan her zaman ve her yerde derin saygıy­la korkmayı gerektirir. Bütün bunlar, hesabın kötüye gitme endişesini do­ğurarak çok dikkatli davranmayı ilham eder. Bu altı sıfat biraraya gelince, sabırlı olma azmini doğurur. Hepsi birden Allah’a yönelmeyi, namaz kılma­ya devam etmeyi telkîn eder. Sekiz sıfat birleşince, Allah için harcama duy­gusunu geliştirir. Dokuzuncu sıfat bunlara eklenince, insanı olgunlaştırır, o kadar kî, kötülükler azalır, iyilikler çoğalır; müʹminin karşısına bir kötü­lük çıkınca onu iyilikle geri çevirme fazîletini gösterir.

Şüphesiz ki, bu dokuz basamağa yükselip olgunlaşan bir insana Âhiret’te verilecek mükâfat elbetteki büyük olacaktır. Nitekim ilgili âyetlerde o mükâfatlar çok anlamlı ve duyarlı bir anlatımla şöyle belirtilmektedir: «İşte onlara dünya yurdunun güzel bir sonucu (tatlı bir ürünü), girecekleri Adn cennetleri vardır.... », «Melekler her kapıdan onların yanına girerler de, «sabretmenize karşılık selâm size; burası dünya yurdunun ne güzel so­nucudur, » derler. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’tan indirilen kitabın insanlığa getirdiği ha­kikatleri görenlerle görmeyenlerin hiçbir zaman eşit tutulmayacağı belir­tildi. Bu arada aklın ve sağduyunun önemine parmak basılarak gerçek mü’minlerin dokuz kadar özelliği anlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, sözü edilen sıfatların ve özelliklerin tam aksine bir yol tutanların, dönüş yapmadıkları takdirde İlâhî lânete çarpılacakları hatırlatılıyor. Mevcut nîmetlerle ciddi şekilde bir sınav geçirdiğimize atıf yapılarak iki hayat arasındaki farkın çok açık olduğuna dikkatler çekiliyor. Birkaç günlük zevki ebedî saadete tercîh etmenin makul hiçbir yanı bu­lunmadığı hatırlatılıyor. Sonra da doğru yolu seçebilmek için aklı ve sağ­duyuyu, irâdeyi ve idrâki en iyi şekilde kullanmanın gereğine işâret edili­yor ve arkasından imân edenlerin kalplerinin Allah ile yatışması konu edi­lerek en doyurucu bilgiler veriliyor.