Enbiya Suresi 21-25. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَمِ اتَّخَذُوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ لَوْ كَانَ فِيهِمَا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اٰلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ

21.

Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilahlar mı edindiler?

Diyanet İşleri

22.

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.

23.

O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.

24.

Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler."

25.

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

21- Yoksa yeryüzünde birtakım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri diriltip kaldıracaklar?

22- Eğer gökte ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar olsaydı gökle yerin düzeni bozulup alt-üst olurdu. Arş’ın Rabbi olan Allah onların vasıflandır­dıkları şeylerden münezzehtir.

23- O, yaptığından sorulmaz; onlar ise (yaptıklarından) sorulur­lar.

24- Yoksa Allah’tan başka ilâhlar mı edindiler? De ki, haydi getirin kesin hüccetlerinizi! İşte (bu Kur’ân) benimle beraber olanların zikri ve benden öncekilerin zikridir! Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler de o se­beple yüzçevirirler.

25- Senden önce gönderdiğimiz, istisnasız her peygambere şöyle vahyettik: Şüphesiz ki benden başka ilâh yoktur, artık bana ibâdet edin.

ALLAHʹIN BAZI VASIFLARI

«Yoksa yeryüzünde birtakım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri diriltip kaldıracaklar? »

Allah’ın birtakım ezelî sıfatları vardır ki, o sıfatları başka hiçbir var­lıkta görmemiz mümkün değildir. Çünkü Allah eksiklik, acz ve kararsız­lık belirten şeylerden münezzehtir. Onun sıfatları, sonradan vücut bulup bilâhare yok olan arazlar cinsinden de değildir; bilakis onlar ezelîdir, ebe­dîdir, öncesizdir ve Allahʹın zatı ile mevcuttur.

Oʹnun diriltme, yoktan var kılma kudretini yansıtan sıfatı da öyledir. Bu sıfatı O’ndan başkasına nisbet edemeyiz, çünkü yok olanı var kılmak, diriltip kaldırmak O’na mahsustur. (Bilgi için bak: Mü’minûn Sûresi: 14. âyetin tefsiri)

O halde belli bir plâna göre insanı yaratıp yokluk karanlığından var­lık düzeyine getiren; terbiye edip büyülten, cinsinin özelliğine, temelinde­ki mayaya göre olgunlaştıran; hayatını belli bir süre devam ettirebilmesi için eşyayı onun emrine veren, yani hizmetine sevkeden ve sonra ebedî hayata hazırlık için onu öldüren, sonra da yepyeni bir bedenle onu diril­ten yüce kudret ancak ilâh olabilir. Taştan, ağaçtan, resimden edinilen sahte tanrılar hakikî ilâh olamazlar.

ALLAHʹIN BİRLİĞİNE DELİL

«Eğer gökte ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar olsaydı gökle yerin düzeni bozulup alt-üst olurdu. Arşʹın Rabbi olan Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden mü­nezzehtir. »

Yerde ve göklerde Allahʹtan başka ilâhlar da olsaydı, bugünkü düzen olmaz, yer ve göklerin nizamı bozulup alt-üst olurdu. Ortada süregelen ve hedefinden şaşmayan mutlak bir düzen varsa, mutlaka bir düzenleyici vardır; öyle ki bu düzenleyicinin ortağı, dengi ve benzeri yoktur.

Akaidçilerin «Delil-i Temânüʹi» dedikleri bu çok mantıkî delil ve ku­ralın sebebi gayet açıktır:

1- Mutlak düzeni vücuda getiren, sınırsız bir kudret sahibidir. Zira düzenin büyüklüğü ve mükemmelliği, yaratanın kudretinin sınırsızlığına ve benzersizliğine delâlet eder.

2- Bu kudret dilediği gibi tasarruf etme ve var kıldığı eşyayı belli ölçülerde tutup devam ettirmeye sâhiptir. Çünkü O, başkasının em­rinde olmadığı gibi, kendisine fikir verecek bir yardımcıya da muhtaç de­ğildir. Varlığı kendisinden olduğu gibi, üstün kudret, sınırsız ilim ve irâ­desi de kendisindendir.

3- O her şeyi modelsiz, örneksiz ve benzersiz yaratır. Çünkü kendi­sinden önce hiçbir kudret yoktur ki, onu misal alsın; ortaya konmuş hiç­bir eşya yoktur ki, onları örnek edinsin. Başlangıcı olmadığı gibi, sonu da yoktur. O bakımdan tedbir ve tasarrufunda hiçbir şeye muhtaç değil­dir. Zira ihtiyaç noksanlıktan, kudretsizlikten kaynaklanır. O her türlü nok­sanlıktan ve kudretsizlikten pak ve yücedir.

4- Yerde ve göklerde bu ölçü ve anlamda, bu vasıf ve kemalde iki ayrı kudret sahibi bulunsaydı, durum ne olurdu? Onlardan yalnız birisi tasarruf ve tedbire sahipse, diğeri âciz ve noksan demektir. Âciz olan hiç­bir zaman ilâh olamaz. İkisi de eşit kudrete sahip bulunsaydı, ayrı ayrı dü­zenlerin, sistemlerin bulunması gerekirdi. O takdirde bugünkü tek ve şaş­maz düzen olmazdı. İkisinin anlaşabildiğim ve tek düzen kurup birleştik­lerini varsayalım; o takdirde iki illetin bir malûl üzerinde çarpışması ve sürtüşmesi gerekirdi. Böyle olunca da yine görünen nizam olmazdı. Birbirleriyle anlaşmazlık halinde olsalar, birinin yaptığını diğeri bozar, anar­şi başlar ve düzen diye bir şey vücut bulmazdı.

Her biri düzen için cüz’î bir kudret ve illeti meydana getirmiş dersek, o takdirde her biri kendi kudretini tam olarak ortaya koyma imkânına sa­hip değildir. Bu durumda da ilâh olmaları düşünülemez.

5- İlâhlardan biri diğerinin illeti, o diğeri de kâinatın illetidir dersek, mâlûl olan ilâh illete muhtaç bulunduğu için ilâh olamaz. Hem o takdirde illet-malûl geriye doğru gider ve böylece illetler, malûller zincirinin önce­si ve başlangıcı olmaz, illet-mâlûl halkaları uzayıp giderdi. Bu da câiz değildir. Aynı zamanda ilâhlık vasfını temelinden yıkmaktadır.

İşte Kur’ân-ı Kerîm bu gerçeği belirterek bize şu aydınlatıcı ana bil­giyi veriyor: «Eğer gökte ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar olsaydı, gökle yerin düzeni bozulup alt-üst olurdu. »

O halde bir olan, dengi, benzeri, eşi, ortağı ve yardımcısı bulunmayan Allah, inkârcı sapıkların, maddeci şaşkınların, putperest azgınların, şüp­heci beyinsizlerin vasfettikleri noksanlıklardan, mahlukî sıfatlardan çok yücedir, çok münezzehtir. Selim akıl bunun şâhidi, sağduyu bunun açık­layıcısı, ilim bunun kanıtlayıcısı, imân bunun temel yapısıdır.

ALLAH YAPTIĞINDAN SORULMAZ

«O, yaptığından sorulmaz; onlar ise, (yaptıklarından) sorulurlar. »

Ezelî ve ebedî olan; ilmiyle, kudretiyle varlık âlemini bütünüyle kap­sayıp kuşatan, her zerreye nüfuz eden; tedbir ve tasarrufunda yardıma ve yardımcıya ihtiyaç duymayan Allah (C. C. ), mutlak hikmet sâhibidir. Abesle uğraşmaz, hiçbir şeyi boşuna yaratmaz.

O halde neden bizleri yarattı? Neden şu aşağı âlem sayılan Dünyaʹya getirdi? Neden daha önce insanları yaratmadı? Bu düzeni neden son­ra yaratıp bu şekle soktu? gibi sorular hatıra gelse bile sorulmaz. Mülk O’nundur, dilediğini işler, dilemediğini yaratmaz. Hikmetsiz bir fiilde bu­lunmaz. O bakımdan Allah (C. C. ) işlediklerinden hem sorulmaz, hem de sorumlu sayılmaz. Çünkü birinden sormak veya onu sorumlu tutabilmek için, onun üstünde bir kudret ve yeteneğe sâhip olmayı gerektirir.

Ama biz insanlar ve sonra da cinler Allah’ın mülkünde bulunduğumuz, O’nun kulları olduğumuz ve O’nun hazırlayıp verdiği nîmetlerle geçimimi­zi sağladığımız için Oʹnun kurduğu düzene, koyduğu yasaya uymamız; sünnetullaha göre hayatımızı düzenlememiz, yolumuzu Oʹnun kitabına göre çizmemiz gerekmektedir. O bakımdan her işlediğimizden ve yaptığı­mızdan sorulacağız ve sorumlu tutulacağız.

Başka ilâhların varlığını iddia edenler, getirsinler kesin delil ve ka­nıtlarını.. Unutmayalım ki, Allah’ın yokluğunu isbat etmek mümkün de­ğildir, ama varlığını isbat etmek için sayılmayacak kadar deliller, belge­ler ve hüccetler mevcuttur. Zira akıl ve ilim bu mükemmel düzenin mutlaka bir düzenleyicisi bulunduğunu kabul eder. En dakik saatten daha dakik ve düzenli çalışan kâinat sistemini, en ince hesaplarla, fiziksel kanunlarla var kılan bir yaratıcının bulunması zarûridir. O bakımdan Kurʹân ilgili âyetler­le, inkârcı sapıklardan kesin delil ve açık belge getirmelerini istiyor.

Kur’ân bir olan Allah’ın varlığına ve birliğine yüzlerce kesin deliller, açık kanıtlar ve belgeler sunmakta ve bu konuda duygudan ziyade akla ve sağduyuya, uyanık idrâke seslenmektedir. Araştırıcılara ve gerçeği bu­lup öğrenmek isteyenlere bu konuda da ana fikirler, temel bilgiler vererek hareket noktasını belirler.

Nitekim bütün peygamberlerin ve kutsal kitapların birleştiği tek esas vardır. O da, Allah’tan başka ilâh olmadığıdır. Tapılmaya da ancak O lâ­yıktır.

Tevrat’ın Tekvîn kitabının birinci babında «Allah gökleri ve yeri ya­rattı.. » diye başlanır ve her vesileyle Oʹnun bir olduğu vurgulanır.

Dört İncilʹde de yer yer Allahʹtan, O’nun kudretinden söz edilir ve bir olduğuna atıflar yapılır. Ancak insan elinin müdahalesiyle bu «Tevhîd İnan­cı» zedelenir ve İsa Mesîh için «Allahʹın oğlu» sözü kullanılır.

Bernaba İncil’inde ise, «Tevhîd İnancı» bütün tazeliğiyle korunur ve sık sık bu gerçek ifade edilerek aydınlatıcı bilgiler verilir.

Kur’ân-ı Kerîmʹde bu hakikat bir defa daha şöyle ilân edilerek her türlü yanlış inançlar kaldırılır: «Senden önce gönderdiğimiz -istisnasız- her peygambere şöyle vahyettik: Şüphesiz ki benden başka ilâh yoktur, artık bana ibâdet edin. » (Tâ-Hâ sûresi: 14)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, akıl ve mantığı harekete geçirecek bir delil ge­tirildi; göklerde ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar da olsaydı, göklerle yer bozulur, alt-üst olurdu, denilerek Tevhîd İnancıʹnı bütün sadeliğiyle koru­mamız emredildi. Sonra da Allah’ın işlediklerinden sorulmayacağı, ama insanların her yaptıklarından sorulacağı belirtilerek İlâhî düzene uymamı­zın lüzumuna parmak basıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Tevhîd İnancı’nı zedeliyen iddialara dikkatler çe­kiliyor. Allahʹın oğul edinmekten pâk ve münezzeh olduğu bildiriliyor. Me­leklerin de Allahʹın kızları olamıyacağına atıf yapılıyor ve onların mutlak itaat içinde verilen görevleri kusursuz yerine getiren Allah’ın şerefli kul­ları oldukları açıklanıyor.