MEÂLİ:
204- Kurʹân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun. Ola ki merhamete erdirilirsiniz.
205- Hem Rabbini sabah-akşam, içinden yalvarıp yakararak, ürpererek yükseğin altında bir sesle an, gâfillerden olma.
206- Şüphesiz ki, Rabbin katında olanlar (melekler) O’na kulluk edip tapmaktan aslâ (küçüklük duyup) büyüklük taslamazlar; Oʹnu hep tesbîh ve tenzih ederler ve ancak Oʹna secde ederler.
İLGİLİ RİVÂYETLER
İbn Mes’ûd (R. A. ) diyor ki: Önceleri biz namaz kılarken birbirimize selâm verirdik, yani namazda olmayan kişi, namaz kılmakta olana selâm verir, o da onun selâmını alıp karşılığını verirdi. Sonra «Kurʹân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun.. » âyeti inince artık namazda selâm verip almadık. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 2/280 - Müsned-i Ahmed - Nesâî)
İLGİLİ HADÎSLER
«İmam ancak kendisine uyulmak için öne geçirilmiştir. O halde o tekbir getirdiğinde siz de tekbîr getirin; o okumaya başlayınca siz susun. » (Buharî/salat: 18, ezan: 51, 74, 82, 128, taksîr-i salât: 17, sehv: 9, merdâ: 12- Müslim/salat: 77, 82, 86, 89- Ebû Dâvud/salat: 68- Tirmizî/salat: 150- Nesâî/eimme: 16, 38, 40, iftitah: 30, tatbîk: 22- İbn Mâce/ikamet: 13, 144- Dâremî/salat: 44, 71- Taberânî/nida: 56, cemaat: 16, 17- Ahmed: 2/230, 314, 341, 378, 411, 420. 3/110, 154. 4/401, 450. 6/51, 58, 68, 148, 194)
«Bir yolculukta ashab-ı kirâm duâ ederken seslerini yükselttiler. O sebeple Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onları uyararak şöyle buyurdu: «Ey insanlar! kendinize gelin; çünkü siz ne sağıra, ne de gâibe sesleniyorsunuz. Sizin duâ ile seslendiğiniz zat, her şeyi mutlaka işitir ve size, bineğinizin boynundan daha yakındır. » (Buharî/mağazî: 38, cihat: 131, deâvat: 50, 68, kader: 7, tevhîd: 9- Müslim/zikir: 44, 45- Ebû Dâvud/vitir: 26- Tirmizî/deâvat: 57- Ahmed: 4/394, 402, 403, 407, 418, 419)
İNİŞ SEBEBİ
Zührî’nin tesbitine göre, Ansardan bir genç, Peygamber (A. S. ) Efendimiz Kur’ân okumaya başlayınca, o da onunla beraber okumaya başladı. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi.
Yine yapılan sahîh rivâyete göre, Ebû Hüreyre (R. A. ) şöyle anlatmıştır: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz kıraati âşikâr okunan bir namazı kıldırdıktan sonra ashabına dönüp sordu:
- Az önce benimle birlikte Kurʹânʹı okuyan oldu mu?
Adamın biri:
- Evet, ben okudum, dedi.
Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurdu: «Namazda okuduğum zaman bana ortak olmayın, diyorum. » Bu uyarıdan sonra ashab-ı kirâm namazda Kur’ân âşikâr okunduğunda susup Peygamberi (A. S. ) dinlemeye başladılar. (Tirmizî-Ahmed b. Hanbel: Ebû Saîd (R. A. )den)
«Kim bir namaz kılar da onda Ümmu’l-Kur’ân’ı (Fâtiha) okumazsa, o namaz noksandır, o namaz noksandır, tam değildir. » (Tirmizî: Ebû Hüreyre (R. A. ) den)
«Kimin imamı varsa, imamın kıraati onun için de kıraattir. » (Müsned-i Ahmed: 3/339 - İbn Mâce/ikamet: 13)
FIKHÎ YÖNÜ
İmam Şâfiî Kavl-i Kadîminde, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel kendi müsnedlerinde bu hadîslere dayanarak âşikâr okunan kıraatlerde cemaat bir şey okumaz, sadece dinler demişlerdir. Sonra İmam Şâfiî Kavl-i Cedîd’inde, cemaat imamla birlikte yalnız Fâtihaʹyı okur, diyerek ilk görüş ve içtihadından dönmüştür. Çünkü Fâtihasız kılınan bir namazın noksan sayılacağı ve diğer bazı rivâyetlerde o namazın sahîh kabul edilmiyeceği hakkında sağlam ve sıhhatli beyânlar vârit olmuştur.
Hanefîler ise, yukarıdaki 2 nolu hadîsi daha sahîh görüp onunla İstidlâl etmişlerdir. O bakımdan bu mezhepte, ne gizli, ne de âşikâr kıraatlerde cemaat bir şey okumaz.
KURʹÂN OKUNDUĞU ZAMAN SUSUP DİNLEMEK
«Kurʹân okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun. Ola ki merhamete erdirilirsiniz. »
Kur’ân okunduğu zaman susup onu dinlemek vacib midir? Âyetin zahirî delâletinden bu hüküm anlaşılmaktadır. Ancak ilim adamlarının görüş ve yorumları farklıdır:
a) Ali b. Talha’nın İbn Abbasʹdan (R. A. ) yaptığı rivâyete göre, farz namazlarda okunan Kurʹân’ı dinlemek vâcipdir. Zira İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, ilgili âyetle buna işâret edilmektedir. İbn Cerîr de aynı görüştedir. Süfyân es-Sevrîʹnin de içtihadı bu doğrultudadır. Mücahit’ten buna yakın bir rivâyet yapılmıştır. O halde bunlara göre, namaz dışında Kur’ân okunurken dinleyenlerden birinin veya birkaçının konuşmasında bir sakınca yoktur. Nitekim İbrahim en-Nahâî, Katade ve Şaʹbî de aynı görüştedirler.
b) Tabiînden Saîd b. Cübeyr’e göre, bu, Ramazan ve Kurban bayramları namazlarında ve bir de cuma ve âşikâr okunan namazlarda cemaatin susup dinlemeleriyle ilgili bir emirdir. O bakımdan sözünü ettiğimiz namazlarda Kur’ân okunmaya başlayınca susup dinlemek vâciptir.
c) Namaz dışında okunan Kur’ânʹı dinlemenin kifayet yollu vâcip olduğunu söyleyenler varsa da, ilim adamlarınca pek benimsenmemiştir. Bir miktar dinledikten sonra vâcip yerine gelmiş olacağından ayrılmakta bir sakınca yoktur, diyenler de olmuştur. Bu görüş diğerine nisbetle biraz benimsenmiştir. Cumhura göre ise, âyet, namazda okunan kıraatle ilgilidir. Sahîh olan da budur. Allah daha iyisini bilir.
A’raf sûresine Kur’ân’ın bir hatırlatma, bir öğüt olduğu belirtilerek başlandı ve Allahʹın her ân tesbîh ve tenzîhe lâyık olduğu bildirilerek secde âyetiyle noktalandı.
A’RAF SÛRESİ BİTERKEN
Mekkeʹde inen bu sûrenin kapsadığı başlıca konuları şöyle özetliyebiliriz:
a) Tevhît İnancı’na ağırlık verilmiştir.
b) Vahiy ve semavî kitaplar hakkında, bazan kısa, bazan da geniş ölçüde bilgiler serpiştirilerek mü’minler aydınlatılmıştır.
c) Peygamberler ve peygamberlik hakkında aydınlatıcı bilgiler verilmiş ve Hz. Muhammed’in (A. S. ) risâletinin umumî bir özellik taşıdığı, akla ve vicdana neşter vururcasına işlenmiştir.
d) Âhiret hakkında, öldükten sonra dirilme ve kâinat düzeninin bozulduktan sonra yeniden kurulmasıyla ilgili açıklamalar yapılarak insan aklı ve idrâki harekete geçirilmek istenmiştir.
e) Kur’ân hükümleri hakkında kısa, fakat özlü bilgiler verilerek haram ve helâl konusu işlenerek şüpheler giderilmiştir.
f) İlâhî sünnete, kâinat düzenine sık sık dikkatler çekilerek akla ve ilme temel bilgi teşkil edecek malzeme sunulmuştur.
g) Müʹminlere kendi yüce davalarını yayma metodu verilerek, teblîğ ve irşat yolları gösterilmiştir.
h) Şeytan ve o tiynetteki insanların tuzağına düşmemek için iyi bir hayat düzeni kurup sürdürmenin plân ve proğramı açıklanarak sosyal alanı inanmışların doldurması istenmiştir.
Hamd u senâ Allahʹa; salât ü selâm hâtemüʹl-enbiya Hz. Muhammedʹe (A. S. ) ve O’nun gönül dostlarına, yakın arkadaşlarına olsun..