A'raf Suresi 201-203. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ وَاِخْوَانُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِي الْغَيِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ وَاِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَا قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبِّي هٰذَا بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

202.

Şüphe yok ki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah'ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.

Diyanet İşleri

202.

Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.

203.

(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir ayet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: "Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya." De ki: "Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur'an ayetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

201- Doğrusu (Allah’tan korkup fenalıklardan) sakınanlara şeytan­dan vesvese (azıcık bir hayâl sinyali) dokunduğunda Allahʹı anarlar ve hemen (doğruyu ve gerçeği) görürler.

202- (Şeytanʹın) kardeşleri ise, bunları (müşrikleri) sapıklığa çekip sürüklerler, sonra da bir daha peşlerini bırakmazlar.

203- Sen onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğinde ise, «Sen bir tane derleyip meydana getirseydin ya! » derler. De ki: Ben ancak Rabbim­den bana vahyedilene uyarım. Bu (kitap), Rabbinizden kalb gözlerinizi aça­cak belgelerdir ve inanan bir millet için doğru yolun ve rahmetin kendisi­dir.

İLGİLİ RİVÂYET

Muâviye’nin aşırı taraftarlarından sayılan İsâm b. Mustalık anlatıyor: «Medine’ye gittiğimde Hz. Aliʹnin oğlu Hz. Hasan’la karşılaştım. Yüzü ve vücut yapısının güzelliği, edep ve terbiyesi, ağır başlılığı dikkatimi çekti. Babasına olan kinimden dolayı haset kıvılcımı bir anda içimde parıldadı; derken hem ona, hem de babasına ağır sözlerle hakarette bulundum. Beni dikkatle dinledi ve sonra merhametli ve şefkat dolu bir çehreyle yüzüme baktı ve: «Eûzü billahi mineʹşşeytaniʹr-racîm Bismillahi’r-Rahmâniʹr-Rahîm, diyerek, affetme yolunu seç; iyilikle, güzel davranışlarla emret ve câhiller­den yüzçevir» meâlindeki âyeti okudu. Sonra da «Şüphesiz Allahʹtan kor­kup kötülüklerden sakınanlara şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman Allahʹı anarlar ve hemen doğruyu, gerçeği görürler» meâlindeki âyeti ona ekledi. Arkasından bana şöyle dedi: «Alçak gönüllü olmaya çalış ve beni dinle ki hem kendim için, hem de senin için Allahʹa istiğfarda bulunayım. Bizden yardım beklersen ederiz. Bizden bir arzun olursa yerine getiririz. Bizden doğru yolu sorarsan seni doğruya irşât ederiz. »

Onun bu nazik ve edep dolu sözleri beni yaptığıma pişman etti. Özür diledim. Bunun üzerine şöyle dedi: «Hayır, bugün aslâ kınanmıyacaksın. Allah sizi affetsin. Şüphesiz ki O, merhamet edenlerin en çok merhametli­sidir. » Onun bu sözleri bana güven verdi. İçimdeki kini sevgiye dönüştür­dü. O andan itibaren yeryüzünde Hz. Hasan’dan (R. A. ) benim için daha sevgili ve saygın bir kimse yoktu.. »

HER KİŞİ KENDİ KARAKTERİNDE OLANLARIN ÇOĞALMASINI İSTER

«Kardeşleri ise bunları sapıklığa çekip sürük­lerler. »

İnsan karakterinin pek az istisna ile değişmeyen yanlarından biri de, kendi meşrebinde olanların çoğalmasını istemesi ve bunun için bazı mü­cadeleler vermesidir. Zira her insan toplum arasında yalnızlıktan hoşlan­maz ve kendisiyle birçok, ya da bazı hususlarda olsun uyum sağlayacak kişileri bulmaya, onlarla kaynaşıp dostluk kurmaya çalışır.

Gerçek bu olunca, her grup veya fertten kim erken davranır, sahayı doldurursa, daha çok başarılı olur. Haktan yana olanlar hareketsiz kalır­larsa, o takdirde sahayı bâtıldan yana olanlara bırakmakla kendilerini pasifize etmiş olurlar. Kendilerine düşeni yapmadıkları için İlâhî inâyete eri­şemez ve o yüzden kendilerini bâtılın yumruğuna itmiş olurlar.

Kurʹân bu inceliklere dokunarak mü’minleri şöyle uyarıyor: «Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınanlara şeytandan bir vesvese (ve azıcık bir ha­yal sinyali) dokunduğunda, Allahʹı anarlar ve hemen (doğruyu ve gerçeği) görürler. »

Şeytanın vesvese ve hayal sinyallerinin ardı-arkası kesilmiyeceğine gö­re, inanıp sakınanların her ân uyanık ve ölçülü hareket halinde bulunma­ları gerekir. Böylece zıtların içimizde sürtüşüp tartışması hayatımıza hız ve hareket kazandırır. Müʹmin pasiflikten kurtulup sosyal alanı devamlı doldurma gayreti içinde mücadelesini sürdürür.

Kur’ân, karşıt inanç ve düşüncede olanların faaliyetini hatırlatıyor; çoğunun, Allah’tan korkup fenalıklardan sakınan mü’minleri de doğru yol­dan ayırıp sapıklık bataklığına sürüklemeyi sanat edindiklerine dikkatleri çekiyor.

İSLÂM’A YENİ GİRENLERE PEYGAMBER SÜNNETİ ÖĞRETİLİYOR

«Sen onlara (istedikleri) bir âyet ge­tirmediğinde ise, sen bir tane derleyip meydana getirsen ya! derler. »

Vahyin, peygamberliğin gerçek ölçü ve anlamını henüz kavrayamıyanları, Kur’ân, kademeli ve sistemli biçimde eğitip yetiştiriyor. İslâm’a yeni girenler ve bir de münafıklar hemen her olay karşısında Peygamberʹin (A. S. ) bir âyet getirebileceğini düşünüyor, kendilerince önemli saydıkları bir mesele hakkında âyet inmeyince, Peygamberʹe (A. S. ) «Bir âyet derleyip meydana getirsen ya! » diyor ve böylece Hz. Muhammedʹin (A. S. ) zaman zaman kendisinin âyetleri derleyip söylediğini sanıyorlardı. Haliyle bu, çok sakat ve o nisbette tehlikeli bir anlayıştı ve her yönüyle tashîhe muhtaç bulunuyordu. Onun için Cenâb-ı Hak, onlara yanlış düşünüp hatâlı değer­lendirme yaptıklarını hatırlatarak, şöyle buyurdu: «De ki, ben ancak Rabbımdan bana vahyedilene uyarım. Bu (kitap) Rabbınızdan kalb gözlerinizi açacak belgelerdir ve inanan bir millet için doğru yolun ve rahmetin ken­disidir. »

Bu kitap, Muhammed’in (A. S. ) eseri değildir ve olamaz da. Çünkü in­san eseri, kalb ve kafayı bu derece açacak, doğruyu gösterecek, ilim adı­na hatâlı bilgi ve fikir vermeyecek, asırların geçmesine rağmen getirdiği her temel bilginin doğruluğu İlmî araştırma ve buluşlarla isbat edilecek güçte ve muhtevada olamaz. Kaldı ki bu temel bilgiler, ana fikirler 1400 yıl önce ortaya konmuştur ki, o çağda ilme temel teşkil eden esasları bi­lenler yoktu.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, sağlam imânın, şeytanın vesvese sinyalleri önün­de aşılması zor bir engel teşkil ettiği anlatıldı. Sonra da Hz. Peygambere (A. S. ) indirilen âyetlerin O’nun derlemesi olmadığı ifade edilerek şeytanın ve o tiynette olan kimselerin şüphe uyandıran sözlerine itibar edilmemesine işaretle, her âyetin mutlak surette Allahʹtan indiği açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın İlâhî feyzine erişebilmek için, kalb ve kafaları açıp aydınlatan beyanlarını dikkatle, anlayışla ve saygıyla dinle­menin gereği üzerinde duruluyor. Sonra da bu feyiz ve rahmete erişebil­me arzu ve şuuruyla sabah-akşam Cenâb-ı Hakkʹa huşû ile el açıp alçak sesle, edep ve saygı havası içinde duâ ederek yalvarmamız emrediliyor. Allah’a kul olmanın kimseyi küçültmeyeceği, fakat mutlaka şeref, izzet, vakar ve saygınlık kazandıracağı hatırlatılarak melekler misal veriliyor.