MEÂLİ:
20- Ey imân edenler! Allahʹa ve Peygamberine itaât edin. (Allah sözünü) işittiğiniz halde ondan yüzçevirmeyin.
21- İşitmedikleri halde, «işittik» diyenler gibi olmayın.
22- Şüphesiz ki (yeryüzünde) yürüyüp hareket eden hayvanların Allah yanında en kötüsü, akletmeyen o sağır ve dilsiz olanlardır.
23- Allah onlarda (hakkı, gerçeği, doğruyu akledip kabullenecek) bir hayır görseydi, herhalde onlara (hakkı) duyururdu. Duyurmuş olsa bile yüzçevirirlerdi. Zaten onlar hep yüzçeviren kimselerdir.
İŞİTME NÎMETİ
«(Allahʹın sözünü) işittiğiniz halde ondan yüzçevirmeyin. »
Biri kulak ile, diğeri kalb ile iki türlü işitme söz konusudur. İlgili âyette bu iki işitme kastediliyor. Kulak, küçük hava basıncını, değişimlerini elektrik uyarılarına çevirerek içerdikleri bilgiyi beyne ulaştırır. Kalb ise, imân kulağıyla İlâhî beyanı alıp hücrelere kadar ulaştırır. Kulak her zaman kalbe vasıta olur, kalb de onu hep dikkatli dinleme düzeyinde tutmaya çalışır. O bakımdan bir sesi, bir dâveti iyice anlayabilmemiz için kulakla birlikte dikkatimizi o sesin neyi anlattığına çevirip teksîf etmemiz gerekir. Ruhumuza gıda veren bir hakikatı beraberinde taşıyorsa, kalbimizi ve ruhumuzu bütünüyle ona hazır duruma getirmemiz de oldukça önemlidir. Aksi halde beynimizin ilgili merkezi başka şeyle meşgul bulunduğundan gelen sesin neyi kapsayıp taşıdığını tefrik edemeyiz. O yüzden kalb gaflete boğulur, ruh letafetini kullanamaz olur.
Yukarıdaki âyetlerle, özellikle bu gerçeğe atıflar yapılmakta ve işitip anlamanın önemi üzerinde durulmaktadır.
SORUMLULUK, İŞİTTİKTEN SONRA BAŞLAR
«İşitmedikleri halde, işittik diyenler gibi olmayın. »
Meâlindeki âyetle Allah’a ve Peygamber’e inanıp uymanın İlâhî buyrukları işitmekle gerçekleşebileceğine ve bu açıdan değerlendirilince, sorumluluğun da onunla başlayacağına işârette bulunuluyor, Peygamberʹin (A. S. ) yaptığı teblîgatı, getirdiği Kur’ânʹı işittikten sonra yüzçevirmenin büyük bir gaflet olduğu, bir bakıma akletmeyen dilsizler ve sağırlar seviyesine düşmeğe benzediği çok duyarlı bir anlatımla belirtiliyor.
Hayvanlarda akıl nîmeti yok denecek kadar az olduğu, zekâ nîmeti belli bir nisbette bulunduğu halde seslere kulak verip bazı şeyleri rahatlıkla anladıkları, hele eğitildikleri takdirde ihtiyaçlarını birtakım ses ve hareketlerle anlatmaya çalıştıkları bir gerçektir. Oysa canlılar arasında her yönüyle mükemmel denecek bir kıvam ve evsafta yaratılan; üstelik Allah’ın sayısız lütuf ve nimetlerine lâyık görülen insanlardan öylesi var ki, kulağı var, hakkı duymaz; dili var, gerçeği söylemez; aklı var, doğru olanı idrâk etmez. Kendi eliyle yapıp şekillendirdiği eşyaya, ya da kendisi gibi bir faniye tapar.
Kur’ân-ı Kerîm’de, böylelerinin hayvanların en basitinden daha basit olduğu kapalı bir benzetmeyle belirtiliyor.
Kalbi küfürle tıkanmış, vicdanı maddeyle körelmiş, aklı şehvetle sıvanmış, beyni inkârla yıkanmış kişilere hakkın sesini duyurmak çok zordur. Çünkü işitmezler, akıllarını yüce amaçlara doğru çevirmezler; âdi işler peşine takılıp bir ömür tüketirler.
Cenâb-ı Hak, bu tiplerin karakter yapısını bir cümleyle açıklıyor: «Allah onlarda (hakkı, gerçeği, doğruyu akledip kabullenecek) bir hayır görseydi, elbette onlara (hakkı) duyururdu. Duyurmuş olsa bile yüzçevirirlerdi. » Çünkü yüz çevirmek onların sanatı ve değişmeyen âdetidir. Oysa insanoğlu düşünen ve konuşan, konuştuğunu anlayan, anladığını akleden bir canlıdır.
İşitmedikleri halde «işittik» diyen beyinsizlerden de olmayın; ne o hayvanlar gibi akletmeyen sağırlar ve dilsizler gibi olun, ne de hakkın çağrısına ve emirlerine ilgisiz kalıp işitmediği halde işittik diyenler gibi olun. Ama dikkatle dinleyin, dinledikten sonra aklınızı iyice kullanıp yeterince anlamaya çalışın. O zaman sizde hayır belirtileri kendini gösterir.
YORUMLAR, RİVÂYETLER
D e v a b b:
Dabbe’nin çoğuludur. Sözlükte, yeryüzünde debelenip hareket eden her canlıya denilir. Pek az olarak insan hakkında da kullanılır. Çoğu zaman binek hayvanları ve haşere hakkında kullanıldığı görülür. İnsan hakkında kullanılması, onu aşağılamak, bulunduğu şeref seviyesinden çok aşağılara düştüğünü bildirmek içindir; ilgili âyette işâret edildiği gibi..
Bir fikir, bir doktrin veya bir mesele üç açıdan dinlenir:
1- Sırf tenkit etmek, haklı-haksız yanına bakmadan onu çürütmeye çalışmak için dinlemek. Bu, fikir fukarası, bilimde dengesiz, kültürde çok cılız kalan kişilerin âdetidir.
2- Söyleneni umursamamak; ya çevrenin tesiri altında, ya da şahsî çıkarları hatırına dinlemek ve dikkati başka tarafa çevirmek. Böylesi ne’ denildiğini dosdoğru anlamaz, sadece baş sallar veya geri zekâlıdır, dinler ama kavrayamaz. Bunlar daha çok nifak, diğer bir tabirle münafıklık hastalığına yakalanıp şifâ bulmayan tiplerdir. Kurʹân onlardan bir başka âyette şöyle söz eder: «Onlardan kimi sana kulak verir de senden ayrılıp dışarı çıkınca, kendilerine (az-çok) ilim verilenlere, az önce O ne söyledi? diye sorarlar. İşte bunlar Allahʹın, kalblerini mühürlediği kimselerdir ve bunlar heveslerine uyanlardır. » (Muhammed (A. S. ) Sûresi: 16)
3- Anlayıp öğrenmek, yararlanıp uygulamak için dinlemek. Bu, ciddi ve samimi kişilerin tavrı ve karakteridir. Kurʹânʹda bunlar övülmektedirler.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹa ve Peygamberine itaat emredildi ve İlâhî emirlere sağırlar, dilsizler gibi kayıtsız kalınmamasına dikkatler çekildi. Akıl ve benzeri yeteneklerini amacına uygun kullanmayanların nasıl basitleştiklerine atıflar yapılarak, kalblerinin anlayış ve tutumlarına uygun mühürlendiği belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah ve Peygamberiʹnin hayat veren çağrılarına olumlu cevap verilmesi emrediliyor, gerçek hayatın bununla gerçekleşeceğine işâretle Allahʹın insan kalbi dahil her şeye nüfuz ettiği açıklanıyor, sonra da kötülerin fena amelleri yüzünden çıkacak fitnenin sadece o zalimlere erişmekle kalmayacağı; kurusunu, yaşını kasıp kavuracağı bildiriliyor.