MEÂLİ:
20- Şüphesiz ki Allahʹa ve Peygamberine karşı gelip düşmanlık besleyenler var ya, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.
21- Allah, «Ben ve Peygamberlerim mutlaka üstün geleceğiz» diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok üstündür.
22- Allahʹa ve Âhiret gününe imân eden bir kavim ve milletin, Allah ve Peygamberine karşı gelip düşmanlık besleyenleri -isterse bunlar onların babaları veya öz oğulları veya kardeşleri ya da hısım ve kabilesi olsunlar- sevip dost edindiğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imânı yazmış, onları kendinden bir ruh (mânevi bir destek ve indirdiği inâyet)le desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları Cennetlere koyacaktır. Allah onlardan hoşnut oldu, onlar da Allahʹtan hoşnut oldular. İşte bunlar Allahʹın yakınları ve dostlarıdır. Haberiniz olsun ki, korktuklarından kurtulup umduklarına erenler ancak Allahʹın yakınları ve dostlarıdır.
İNİŞ SEBEBİ
Bedir Savaşıʹnda küfür ve azgınlıkta ısrar ve inat edip bütün hınç ve kinleriyle Hakkʹın karşısına çıkan Kureyşli’lerin önemli bir kısmı Ashab-ı Kirâm’ın yakınları idi. Ebû Ubeyde’nin (R. A. ) babası Cerrah, Ebû Bekir Sıddîk’ın (R. A. ) oğlu Abdurrahman, Mus’âb b. Umeyrʹin (R. A. ) kardeşi Ubeyd ve Hz. Ömer’in yakın hısımları bunlar arasında bulunuyor ve Hz. Muhammed’in (A. S. ) aziz vücudunu ortadan kaldırmak istiyorlardı.
İlgili âyetle, en yakınlarına karşı silah çekip Allah yolunda savaşan mü’minler övülmekte ve kıyâmete kadar gelecek olan diğer mü’minler için misal teşkil ettiklerine dikkat çekilmektedir.
ALLAH VE PEYGAMBERİ MUTLAKA ÜSTÜNLÜK SAĞLAR
«Allah: Ben ve peygamberlerim mutlaka üstün geliriz, diye yazmıştır. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok üstündür. »
Hak incelir fakat kopmaz. Hakk’a inanıp bağlanan mü’minler, sünnetullah doğrultusunda dâvaya sadık kalıp birlik kurdukları takdirde -gecikmeli olsa bile- başarı sağlar ve hakkın eninde, sonunda üstün geleceğine misal teşkil ederler. Ancak bu uğurda mücadele verirken günün şartlarını ve mevcut ortam ve imkânları göz önünde bulundurarak ona göre bir metod ve proğramla hareket etmeleri gerekir. Mekke ve Medine dönemleri bu konuda yeterince malzeme vermekte ve kalplere ışık tutmaktadır.
İMAN VE DİN BAĞI, SOY BAĞININ ÜSTÜNDEDİR
«Allah’a ve âhiret gününe imân eden bir kavim ve milletin, Allah ve peygamberine karşı gelip düşmanlık besleyenleri -isterse bunlar babaları... olsunlar- sevip dost edindiklerini göremezsin.. »
İslâm Dini, «sıla-i rahm» kavramıyla hısımlar arasında sevgi, saygı, yardım ve merhamet düzeyinde kaynaşmayı vâcip kılmıştır. Böylece âile hayatına renk katarak hısımlar arasında kopmaz bağlar oluşturmuştur. Ancak hısımlar arasında din ve inanç farkı bulunmadığı sürece bu böyledir. Farklı din ve farklı inanç ortaya girince artık aralarında sevgi ve dostluk, akrabalık ve yakınlık bağları kopar. İslâmʹa saldırmıyor, Müslümanlara karşı düşmanlıklarını izhar etmiyor ve silâh çekmiyorlarsa, o takdirde sırf insan oldukları veya komşu bulundukları için zahirî bir ilgi kurulur. Gerekirse sadaka verilir ve yardım yapılır. Çünkü Allah, Peygamber ve din sevgisi bütün sevgilerin üstünde bir anlam taşır. Kişinin babası veya kardeşi, ya da oğlu küfür üzere olur da bunda ısrar ederek kin, nefret ve düşmanlığını ortaya korsa, artık aralarındaki hısımlık bağları bütünüyle kopar; sadece vatandaşlık veya komşuluk bağı kalır.
Nitekim âhiret gününde hiç kimse babasının veya oğlunun destek ve yardımıyla İlâhî adâletin tecelli ettiği hesap alanının dışında tutulmaz ve hesap vermekten kurtulamaz. Herkes kendi inanç, niyet ve ameliyle başbaşa kalır. Hısımlık bağları, dünya ile ilgili olup nesli devam ettirmeye, sağlam temellere oturtulan aile ve toplum oluşturmaya yönelik bir hikmete dayanmaktadır. Âhiret Âlemiʹnde nesli devam ettirme kanunu bütünüyle ortadan kaldırılacağı için en yakınlar arasında bile bu kabil bağlar kopmuş olur.
Bu konuda tarihî misaller:
Bedir Savaşı’nda Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ), düşman saffında yer alan oğlu Abdurrahman’a gözü ilişince, gayret-i diniyesi kabarmış ve onu, hesaplaşmak üzere düelloya çağırmıştır.
Mus’âb b. Umeyr (R. A. ) ise aynı savaşta kardeşi Ubeyd b. Umeyr ile karşılaşmış ve Ubeydʹin Hz. Peygamber’e (A. S. ) dil uzatmasına tahammül edemiyerek elindeki kılıcı bütün gücüyle kardeşinin başına indirmekte bir an olsun tereddüt etmemiştir. Hz. Ömer’in (R. A. ) ise yine bu savaşta dayısı Âs b. Hişam’ı öldürdüğünü siyerciler yazmaktadır. Hz. Ali, Hz. Hamza ve Hz. Ebû Ubeydeʹnin (Allah hepsinden razı olsun), Bedir Savaşıʹnda yakın hısımları olan Utbe, Şeybe ve Velîd b. Utbe’yi öldürdükleri pek meşhur bir olay olarak İslâm tarihinde geçer.
İMÂNIN KALPTE KÖK SALMASI
«İşte Allah onların kalplerine imânı yazmış, onları kendinden bir ruh (mânevî bir destek ve indirdiği inâyet)la desteklemiştir.. »
İmân, taklitten kurtulup tahkîk derecesine yükseltildiği; sağlam şuur ve anlayış, duygu ve düşünce atmosferi içinde zevkine erildiği zaman, insanın benliğini sarar ve akılla birleşip bütün değerlerin üstünde yer alır. Mü’min bu çizgiye gelince dini uğruna göze alamıyacağı fedakârlık, aşamıyacağı engel kalmaz. Ashab-ı Kirâmʹın Allah’a ve Resûlüllah’a olan imânı böyle bir derecede bulunuyordu. Peygamber mektebinin verdiği yüksek irfan onların bütün hücrelerine sızmış, ruhlarını doldurup kalp ve kafalarını aydınlatmıştı. Artık dünyevî bütün değerler böyle bir imân cevheri karşısında sönük kalmış, başta canları olmak üzere her şeylerini feda etmekten derin zevk duymuşlardır.
Böylece Allah sevgisi ve O’na kavuşma arzusu, gaye-i kusvâ, yani en yüce amaç haline gelip kalplerde kökleşmiştir. Yukarıda meâlini yazdığımız 22. âyetle böyle bir imâna dikkat çekilmektedir.
Şüphesiz kendini imânın bu yüksek irfan derecesine getirmek için çırpınan gerçek mü’minlerden yana İlâhî inâyet tecelli eder ve onlara beş büyük lûtufta bulunur:
1- Tahkikî imânı kalplerine nakşedip silinmemesiyle işler.
2- İlâhî yardıma mazhar kılıp üstün gelmelerini sağlar.
3- Âhiret Âlemi’nde onları sonsuz saadet yurdunun nîmetleriyle hoşnut eder.
4- Dünyada da, âhirette de İlâhî rızasına lâyık görüp onlara en üstün iltifatını bahşeder.
5- İlâhî dostluk mertebesine eriştirerek onları korktuklarından kurtarıp umduklarına kavuşturur,
Mücadele Sûresi’ne, halini Allah’a arzedip O’nun yardımını dileyen mü’mine kadının ağzından çıkan sözün yedi kat gökler üzerinde duyulduğu açıklanıp Cenâb-ı Hak tarafından mü’min bir kişiye verilen kıymet ölçüsü belirtilerek başlandı ve yine gerçek mü’minlerin Allah’ın dost ve yakınları bulunduğuna ve o yüzden felâha eriştirileceklerine dikkat çekilerek sûre noktalandı.
Bu sûrenin de tefsîrine bizi muvaffak kılan Cenâb-ı Hakkʹa hamd-ü senâlar; çalışmalarımızda bize ilhâm kaynağı olan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize salât-ü selâmlar olsun.