İsra Suresi 2-8. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُونِي وَكِيلًا ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ اِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا وَقَضَيْنَا اِلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا اُو۬لِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفِيرًا اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَا فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا

2.

Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve onu, "Benden başkasını vekil edinmeyin" diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık.

Diyanet İşleri

3.

Ey kendilerini Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.

4.

Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.

5.

Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhalde yerine gelmesi gereken bir va'd idi.

6.

Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.

7.

İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis'e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)

8.

Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kafirlere bir zindan yapmışızdır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

2- Mûsâʹya da kitap verdik ve «benden başkasını vekîl edinmeyin» diye onu İsrâil oğulları için doğru yolu gösteren bir rehber kıldık.

3- Ey Nûh ile beraber (gemiye) yüklediğimiz kimselerin soyundan olanlar! (Nûhʹun sabrını taşıyın); şüphesiz ki, Nûh çok şükreden bir kul idi.

4- İsrâil oğullarıʹna kitapta şunu hükmettik: Şanıma and olsun ki, yeryüzünde iki defa fesât çıkaracaksınız ve elbette gururlanıp büyük bir serkeşlik göstereceksiniz.

5- Onlardan birincisinin vaʹdesi (mukadder vakti) gelince üzerinize çok güçlü (savaşçı) kullarımızı gönderdik, yurtları(nızın) arasına kadar so­kulup (her tarafı didik dik edip) araştırdılar. Bu, yerine getirilmiş bir va’d idi ki (gerçekleşti).

6- Sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik; size mallarla, oğul­larla yardımda bulunduk ve topluluğunuzu çoğalttık.

7- İyilik ederseniz, kendinize iyilik yapmış olursunuz; kötülük işler­seniz, onu da kendi aleyhinize (işlemiş olursunuz). Diğer ikinci fesâdın vak­ti gelince, yüzlerinizi karartıp kötüleştirenleri, ilk defa girdikleri gibi Mescidʹe girmeleri; alt-üst ettiklerini büsbütün mahv-u perişan etmeleri için (üstünüze yeni güçlü düşmanları göndereceğiz).

8- Ola ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer dönerseniz, biz de dö­neriz. Cehennemi de kâfirlere zindan kıldık.

Mİ’RAC OLAYI VE MUSA (A. S. )

İlk bakışta bu iki olay veya konu arasında bir bağlantı olmadığı sanı­lırsa da, gerçek öyle değildir. Zira İsrâ ve Mi’rac olayı, dört yönden Musa Peygamber (A. S. ) ve dolayısıyla İsrâil oğulları’yla ilgilidir. Şöyle ki:

1- Sık sık belirttiğimiz gibi, Tevrat’ın ilk indirilen nüshası zamanla tahribata uğramış ve o yüzden İlâhî hükümlerin bir kısmı kaybolmuş, bir kısmı da değişikliğe mâruz kalmıştır. İsrâil oğulları, Allahʹa kesin söz ver­dikleri halde ahde vefa göstermeyip Tevrat ile amel etmemeğe başlamış­lardı. O yüzden âhireti unutup kendilerini olduğu gibi dünyalığa vermişler ve maddeyi amaç seçtikleri için de ara yerde ahlâk ve fazîletten ne varsa çiğneyip geçmişlerdi. O yüzden üzerlerine zillet ve meskenet inmiş, salta­natlarını kaybedip başka milletlerin idaresinde uzun yıllar yaşama şanssız­lığına uğratılmışlardı.

Kur’ân ilgili âyetlerle hem onların geçmişinin bir özetini veriyor, hem ondaki değişiklikleri düzeltip doğru yolu gösteriyor, hem de Tevratʹın ar­tık yürürlükten kaldırıldığına işâret ediyor. Miʹrac ve İsrâ olayı ile de İs­lâmiyetʹin son din olarak Kudüs dahil, birçok ülkelere yayılacağını dolaylı şekilde anlatarak iki olay arasındaki ilgiyi yansıtıyor.

2- Kutsal mâbed Mescid-i Aksaʹnın çok sürmeden Müslümanların eline geçeceğini ve İsrâil oğullarınca terkedilen namaz ibâdetini, sözü edilen mâbette müʹminlerin saf bağlayıp kılacakları haber veriliyor.

3- Musa Peygamber’in Tur dağında İlâhî tecellinin nuruna bile bak­maya güç getiremediği, ama Hz. Muhammedʹin (A. S. ) madde âlemini aşıp İlâhî cemalin tecellilerine mazhar kılındığı, böylece hiçbir peygambere açıl­mayan mânevî kapıların Ona açıldığı, hiçbir varlığın aşamadığı yüce ma­kamlara çıkarıldığı belirtilerek peygamberliğin Muhammed (A. S. ) ile mü­hürlendiği ilhâm ediliyor.

4- Kitap Ehli kabul edilen Yahudîlerin, -hayli değişikliklere uğratıl­masına rağmen- Tevratʹta geleceği haber verilen son peygambere imân etmelerinin lüzumu üzerinde duruluyor.

Böylece İsrâ ve Miʹrac olayıyla Musa Peygamber (A. S. ) arasındaki il­gi ve irtibatın bir bölümü anlatılmış oluyor.

NUH PEYGAMBERLE BİRLİKTE GEMİYE BİNENLERİN SOYU

«Ey Nûh ile beraber (gemiye) yük­lediğimiz kimselerin soyundan olanlar! (Nûhʹun sabrını taşıyın); şüphesiz ki Nuh, çok şükreden bir kul idi. »

Âyetin açık anlatımından, İsrâiloğulları’nın, Nuh Peygamberʹin (A. S. ) gemisine binen mü’minlerin soyundan geldikleri anlaşılıyor. Böylece Nûh tufanının geniş bir bölgeyi içine aldığı ve canlı namına ne varsa hepsini yok ettiği ortaya çıkıyor. Gemiye alınan mü’minlerin zamanla çoğalıp böl­genin tamamına yayıldıkları ve İsrâil oğulları’nın da onların soyundan üre­yip çoğaldıkları kesinlik kazanıyor.

Nûh Peygamber’e (A. S. ) gelince: O, tufandan önce de, sonra da Al­lah’a çokça şükreden bir kul olarak bize tanıtılmaktadır. İsrâil oğulları ise, refah günlerinde şükretmiyen, sıkıntı günlerinde bazan el açıp yalvarıp ya­karan, bazan da gönderilen peygamberlere kafa tutan sert enseli bir mil­lettir. O yüzden zaman zaman düşman istilâsına uğrayıp çok şeylerini kay­betmişlerdir.

Allah, onların bu tutumunu, sık sık ortaya çıkan nankörlüklerini kendi ilmiyle önceden tesbit edip hangi noktaya geleceklerini bilmiş ve Sünnetullahı gereği, onların hayatının portresini çizmiştir. Artık mukadder vakit gelince tesbit edilenler bir bir gerçekleşmiştir ve gerçekleşecektir.

Miʹrac olayıyla da kendilerine geniş lûtufta bulunulan Muhammed (A. S. ) ümmetinin onlar gibi, refah günlerinde Hakkʹı unutmalarının kendi­lerine hiç bir zaman hayır getirmiyeceğine işâret ediliyor. Hür ve müstakil yaşayabilmeleri için kendilerine emanet olarak verilen Kur’ân ve İslâm nimetinin kadrini bilip şükretmelerinin gereği hatırlatılıyor.

İKİ DEFA FESAT ÇIKARACAKLARI HABER VERİLİYOR

«İsrâil oğulları’na kitapta şunu hükmettik: Şanıma and olsun ki, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve elbette gururlanıp büyük bir serkeşlik gösterecek­siniz. »

Bilindiği gibi, Dâvud Peygamber aynı zamanda güçlü bir hükümdardı da. Câlut’u öldürdükten sonra Kudüsʹü ele geçirdi ve orayı kendine baş­kent yaptı. (M. Ö. X. yy. )

Oğlu Süleyman Peygamber’in (A. S. ) krallığı dönemi ise, Yahudîlerin altın çağı sayılır. Süleyman Peygamber, Tevrat’ın yazılı bulunduğu Levha­ları korumak için Yehova Tapınağı’nı yaptırmıştır. Bu da onun Tevrat’a ne kadar bağlı bulunduğunun ayrı bir belgesidir. O çağda Rum kralı Hirman’ın da bu tapınak için bol miktarda sedir ağacı kerestesi göndererek yardım­da bulunduğu rivâyetler arasında geçer.

M. Ö. 587ʹde Nabukodonosor kumandasındaki Babillilerin istilâsı baş­ladı. Üçyüz yıl korunan Beytüʹl-Makdis, gelen bu güçlü ordu tarafından yerle bir edildi. İsrâil oğulları zelil ve perişan durumda uzun bir esaret dö­nemi yaşamaya başladılar.

Sonra Cenâb-ı Hak onların pişmanlık ve tevbesini kabul ederek Akamanışlar kralı Keyhusrev’i imdatlarına sevkediyor. Böylece bu kral, İsrâil oğulları’nın esaret zincirlerini kırıp onları kurtarıyor. M. Ö. 538ʹde Yahudîler tekrar Kudüsʹe dönme imkânını bulmuş oluyorlar. 520-515 tarihleri arasın­da Mescid-i Aksa’yı eski plânına göre yeniden yapıyorlar.

İsrail oğulları yine faiz, haksızlık ve azgınlığa başlıyorlar. Geçmiş olay­ları unutur gibi oluyorlar. Allahʹın verdiği nîmete karşı nankörlükte hayli ileri gidiyorlar. Derken Allah’ın onlar aleyhine inecek hükmü yaklaşıyor.

Böylece çok geçmeden Selevkeia kralı Antiokhos Epiphanos tarafın­dan istilâya uğruyorlar ve Kudüs tekrar yağmalanıp o güzelim bayındır şe­hir harabeye çevriliyor. (M. Ö. 168)

Sonra M. Ö. 63’de Romalılar Kudüs’ü ele geçirdiler. Üç aylık bir ku­şatmadan sonra şehri istilâ ettiler. Mescid-i Aksa’ya girip duâ eden din adamlarını kılıçtan geçirdiler.

Ayrıca M. S. 70ʹde Titus kumandasındaki Romalıların ikinci istilâsı başladı. Mescid-i Aksa’yı yaktılar. Bazı önemli gördükleri kutsal emanet­leri Romaʹya götürdüler.

Yahudîler M. S. 132’de tekrar Kudüsʹü ele geçirdilerse de, bu çok sür­medi. Romalılar güçlü bir orduyla Yahudileri yenilgiye uğratıp şehri yıktı­lar. Mescid-i Aksa’nın yerine Jüpiter Capitolinusʹun heykelini diktiler. Böy­lece Kur’ân daha çok iki büyük fesadın sebep olduğu istilâ ve tahribatlara parmak basıyor.

Sonra da, Tevrat’ın hükümlerine sırtlarını çeviren ve yeryüzünde fe­sat çıkaran Yahudilerin bu zikzaklı hayatlarına, Kudüs’ten çıkarılıp esaret hayatı yaşamalarına dikkatler çekiliyor ve Mi’rac olayından hemen sonra bu konuya geçilmekle, ileride Müslümanların da güçlü bir devlet kuracak­larına işâret ediliyor. Aynı zamanda Kur’ân ile amel etmelerinin lüzumu be­lirtiliyor ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamaları tenbih ediliyor.

Nitekim Hz. İsa (A. S. ) da bir zamanlar bu konuda yahudileri uyarmış ve gelecek olan tehlikeden kapalı da olsa haber vermişti. Matta İncilʹinde deniliyor ki:

«Ey Yeruşalim (Kudüslüler)! Peygamberleri öldüren ve kendisine gön­derilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuk, yavrularını kanatları altına nasıl top­larsa, ben de senin çocuklarını kaç kere öyle toplamak istedim ve siz iste­mediniz. İşte eviniz size ıssız bırakılacak. » (Matta İncil’i: 23/37, 38)

BİR MİLLET VERDİĞİ SÖZDEN DÖNERSE, ALLAH DA HÜKMÜNÜ DEĞİŞTİRİR

«Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer dönerseniz, biz de döneriz.. »

Cenâb-ı Hak ilgili âyetle, cari olan sünnetini hatırlatıyor. Aşırı nankör­lük, katı tutum, faizi mubah sayma ve insan haklarına el uzatma gibi gü­nahlar bir milletin felâkete uğrayıp perişan olması için yeterli sebeplerden biridir. Yahudîler bu yüzden sık sık düşman istilâlarına uğrayıp yurtlarından çıkarılmışlardır. Sonra her defasında kendilerini düzeltip tevbe ve piş­manlık duygusu içinde Allahʹa yönelmişler. Tevbeleri kabul edilip tekrar yurtlarına dönme mutluluğuna erişmişlerdir.

Allah onlara, değişmeyen İlâhî kanununu hatırlatıyor: Eski nankör­lük ve azgınlığınıza dönerseniz, sünnetullah yine hükmünü yürütür; baş­ka bir güç üzerinize gönderilerek perişan edilirsiniz!

Bu uyarı aynı zamanda inanan her milletedir de. Özellikle âyetin in­diği devirde, devlet olma yoluna giren müʹminlere de tarihî bir ibret ve öğüt levhası özelliğini taşımaktadır. Yahudîlerin daha çok iki büyük fesat çıkarma ve aşırı nankörlüğü, onlara pek pahalıya mal olmuş, kısa fasıla­larla düşman istilasından kurtulamamışlardır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Mi’rac olayı ile Musa Peygamber’in doğru yola davet ettiği İsrail oğulları’nın tarih boyunca çizdikleri zikzaklı yol arasın­da birtakım uyarı mahiyetinde ilgilerin bulunduğuna işâret edildi. Allah’ın insanlara en büyük hediyesi olan hak dine arkasını döndüren Yahudilerin tarih boyunca zilletten zillete uğratıldıkları misal verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın indiği gibi korunduğuna işâretle, taşı­dığı esas ve hükümlerle insanları en doğruya, en güzele ilettiği belirtiliyor. O bakımdan inanan milletlerin ayakta durabilmeleri için Kur’ân ile yaşa­malarının söz konusu olduğuna dikkatler çekiliyor. Sonra da Kur’ân’ın bu yüceliğini idrâk edip imân temeli üzerinde salih amellerle gelişen mü’minler müjdeleniyor. Arkasından da olaylar karşısında sarsılmanın, aceleci olup şer ile duâ etmenin kimseye yarar sağlamıyacağı hatırlatılıyor.