Yusuf Suresi 19-22. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُ قَالَ يَابُشْرَىٰ هٰذَا غُلَامٌ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةً وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُوا فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِهِٓ اَكْرِمِي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

19.

Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, "Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.

Diyanet İşleri

20.

Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı.

21.

Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: "Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." İşte böylece biz Yusuf'u o yere (Mısır'a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

22.

Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

19- Ve bir kervan geldi, sucularını gönderdiler, o da kovasını (kuyu­daki) suya saldı; «Ey müjde, işte bir oğlan! » dedi. Onu ticarî bir mal olarak sakladılar. Allah, onların ne yaptıklarını bilendir.

20- Onlar (böylece) Yusuf’u pek az bir fiatla, birkaç dirheme sattı­lar; onun hakkında isteksizlerden idiler.

21- Onu satın alan Mısırlı adam, karısına: «Buna iyi bakıp ikrâmda bulun. Umulur ki bize yararı dokunur veya oğul ediniriz. İşte Yusufʹu böy­lece (Mısır) toprağına yerleştirdik ve ona rüyaların yorumunu öğrettik. Al­lah kendi emrinde (mutlak) üstündür. Ne var ki, insanların çoğu bilmezler.

22- Olgunluk çağına erişince ona hikmetle hükmetme becerisi ve ilim verdik. Ve işte iyiliği, yardımseverliği huy edinenleri böyle mükâfat­landırırız.

YUSUFʹUN AZ BİR FİATLA SATILMASI

Kervanda bulunanlar, Yusuf’u kuyuda bulunca önce sevindiler sonra da sahibi çıkar diye çevreden gizleyerek bir Mısırlıʹya yok pahasına sattı­lar. Şüphesiz ki bu satışta büyük bir hayır ve mutlu bir gelecek gizliydi.

Mekkeli müşrikler de, Hz. Muhammed’e (A. S. ) peygamberlik verilme­den önce, Onun varlığıyla mutluluk duyuyorlardı. Risâlet göreviyle işe baş­layınca, Onun gerçek kıymetini bilemediler. Maddeye ve putlara olan şuur­suzca bağlılıkları, en yüksek kıymetin ülkelerinden ayrılmasına sebep ol­du Medineliʹler o kıymete sahip çıktılar. Bunlar o zaman için az bir top­luluk idi, ama Mekke’den istemiyerek ayrılması ve Medineʹye kabul edil­mesi başarıya erişmenin en kuvvetli adımlarından biri olarak düşünülebi­lir. Zira bütün bu olayların arkasında ilâhî plân kusursuzca uygulanıyor; mutlu yarınlar, üstün başarılar Onu sabırsızlıkla bekliyordu. Nitekim öyle oldu. Şüphesiz ki Allah kendi emrinde ve işinde daima üstündür. Ne var ki, insanların çoğu bu hakikati bilmezler.

Anlaşıldığı üzere, iki ayrı olay arasında büyük benzerlik söz konusu­dur. Biri diğerini aydınlatmakta, önceki olay sonrakinin hedef ve sonucu­nu belirlemektedir.

OLGUNLUK ÇAĞI

«Olgunluk çağı­na erişince, ona hikmetle hükmetme becerisi ve ilim verdik. Ve işte iyiliği, yardımseverliği huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız. »

İlgili âyetle, milletlere, kavim ve toplumlara idare edilme yolunda gü­zel bir ölçü ve kıstas veriliyor ve Yusuf Peygamberʹin hayatı buna misal olarak gösteriliyor. Şöyle ki: Her peygamberde olduğu gibi Yusuf Peygam­ber de tam olgunluk çağına girmeden kendisine İlâhî emanet, yani nübüv­vet ve onun içerdiği ilim, hikmet, sevk ve idare etme becerisi verilmemiş­tir. Bu yetenekler onun yaş bakımından büyümesiyle tekâmül etmiş ve so­nunda Allahʹın vahyetmesiyle zenginleşmiştir.

O bakımdan bir kurumu veya ülkeyi toy, tecrübesiz ellere teslim et­menin birçok sıkıntıları da beraberinde getireceğini unutmamak gerekir. Genç kişi tahsilli ve bilgili olabilir, ama tecrübe, beceri, basiretle idare et­me ayrı konulardır. Bunlar tahsil ve bilgiyle birleştiği takdirde feyizli hiz­metler verilebilir.

Kurʹân’ın anlatım uslûbuna ve kıssayı şekillendirme metoduna dikkat­le baktığımızda, Yusuf Peygamber tam olgunluk çağına girince kendisine önce hikmetle hükmetme becerisinin, sonra da geniş bilginin, yani halkı idare etmenin yol ve yöntemlerinin verildiğini anlıyoruz. Bu olay, yalnız bilginin veya yalnız becerinin yeterli olmadığını, bunların hikmet ve basi­retle birleşip bütünleşmesinin lüzumlu bulunduğunu açık şekilde vurgula­maktadır.

YÜKSELMENİN YOLU VE LİDERLİK

Kur’ân yükselmenin yolunu belirlerken, kökünde iyilik, fazîlet, adâlet ve hoşgörü mayasının bulunmasının gereğine işâret etmektedir. Temelin­de bu mayası bulunmayanların fazîlet burcuna yükselmesi çok zordur. Yusuf Peygamberʹin soydan ve aileden gelme bazı özellikleri vardı: İyilik, sevgi, saygı, merhamet, sabır, Allah’a güvenip dayanma şuur ve inancı, fi­ziksel yapısının da mükemmelliği bunlardan bir kaçıdır. Kuşkusuz İslâmʹa göre, belirtilen özelliklerin ve vasıfların liderde aranılan şartlardan bir kıs­mı olduğu söylenebilir. Nitekim Bakara sûresi 247. âyetin tefsirinde Talût kıssasında bu konuya geniş yer verilmiş ve yeterli açıklama yapılmıştır.

Ancak şu hususu belirtelim ki, İslâm, imân temeli üzerinde yükselen olgunluk, bilgi, beceri, ahlâk, fazîlet, idare etme kabiliyeti, hoşgörü, mer­hamet ve sabır gibi vasıfları liderde ararken, bu arada cesaret, kahraman­lık ve fizikî yapının da göz dolduracak bir ölçüde olması gibi özellikleri ter­cîh nedeni olarak ortaya koymuştur. O bakımdan birinci gruptaki vasıfları kendinde taşıyan, ikinci gruptaki özellikleri bulunmayan lider namzetine, yanında her iki gruptaki sıfat ve özellikleri birlikte taşıyan başka lider namzeti bulunmadığı takdirde, itibar edilir.

BÖYLE DEĞERLERİ BULUP SEÇME BASİRETİ

İslâmʹın liderle ilgili kıstası elbetteki, aklı eren her millet ve toplum için geçerlidir. Zira unutmamak gerekir ki, makam ve mevkileri para ile satın alanlar, masraflarını geri alma gayretine düşerler. Kişisel çıkarından dola­yı, haktan yana gözüküp koltuğa oturanlardan fazla bir fazîlet örneği bek­lemek safdillik olur. Kediyi ipekli koltuklara da oturtsak, bir parça et veya bir fare görünce koltuğun şerefini unutup avını yakalamaya atılır. Kurba­ğayı bir koltuğa oturtsan, o yine çamura atlar. O bakımdan Eflatun’un de­diği gibi, iktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyaç duymayanlara verilmelidir.

Evet, bir mevki kapmak ne kadar güç olursa, o mevkie lâyık olmak daha güçtür. O bakımdan Kur’ân’da Talût ve Yusuf gibi iki önemli lider­den ve onların özelliklerinden bahsedilmesi boşuna değildir; milletlere li­derlik konusunda yol gösterecek anlamda birer misaldir.

Yusuf Peygamberi satın alan zatın, Mısır azizi, yani veziri, ya da vâlisi olduğu ve zamanla Yusuf Peygamber’in o zatın yerine aziz tayin edildiği anlaşılıyor.

Önemli olan bu vezirin, Yusuf gibi üstün bir değeri az-çok fark etme­si ve eşine: «Buna iyi bakıp ikrâmda bulun. Umulur ki bize yararı dokunur veya oğul ediniriz. » demesidir. Nitekim Ashab-ı Kirâmdan Abdullah b. Mes’ud (R. A. ) şöyle demiştir: «İnsanların en ferasetlisi, çabuk sezip ger­çeği kavrayanı şu üç kimsedir: Yusuf Peygamberi satın alıp eşine «Buna iyi bak... » diyen Mısır vâlisi veya veziri; Musa Peygamber hakkında baba­sına, «Babacığım bunu ücretle tut.... » diyen Şuayb Peygamberin kızı ve ölüm hastalığı içinde iken Hz. Ömer’i kendi yerine halîfe seçen Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ).. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, suçsuz masum bir insanı Allahʹın nasıl koruyup başarıya eriştirdiği anlatıldı. Allah’a güvenip dayanan, üzücü olaylar kar­şısında dayanma gücünü ortaya koymasını bilen ve dünya hayatına geti­rilişinin hikmetini idrâk eden Yusufʹun adım adım önündeki zikzaklı yolu nasıl katettiği, bütün ibretli safhalarıyla konu edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, gençliğinin en ateşli döneminde, bekârlığına ve çekiciliğine rağmen, güzel soylu bir kadının çağrısına olumsuz cevap ve­rerek Allah’tan korktuğunu ifade eden Yusuf Peygamber, hem gençlere örnek olarak gösteriliyor, hem de Allah’tan saygı ile korkan bir mü’minin ne kadar güvenilir bir kimse olduğu vurgulanıyor.