MEÂLİ:
16- Allahʹa olan çağrıya olumlu cevap verdikten sonra Oʹnun hakkında tartışıp duranların iddiâ ve delilleri Rabları yanında boş ve anlamsızdır. Üzerlerine gazap ve onlar için şiddetli azâp vardır.
17- O Allah, Kitabʹı hak ile ve teraziyi (denge ve düzeni) indirmiştir. Ne bilirsin, belki o Kıyâmetʹin kopuş saati yakındır.
18- Kıyâmetʹe inanmayanlar, onun hemen gelmesini isterler. İmân edenler ise, o olaydan korkup çekinirler ve onun mutlaka hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun ki, Kıyâmetʹin kopuş saati hakkında tartışıp duranlar, gerçekten uzak bir sapıklık içindedirler.
19- Allah, kullarına çok lütufkâr, çok şefkatli, bol ihsânlıdır. Dilediğini rızıklandırır. O çok kuvvetli ve kudretlidir, çok üstün ve çok güçlüdür.
20- Kim, Âhiret ekinini arzu ederse, onun arzuladığı ekini artırırız. Kim de Dünya ekini isterse, ona da ondan veririz; Âhiret’te ise ona bir nasîp yoktur.
21- Yoksa Allahʹın izin vermediği dini, onlara meşru kılıp ortaya koyan ortaklar mı var? Eğer kesin bir söz geçmemiş olsaydı, aralarında hükmedilirdi de iş olup biterdi. Zâlimlere elbette elem verici bir azâp vardır.
22- Zâlimleri o gün, kazanıp elde ettikleri şeyden dolayı korku ve kuşku içinde görürsün. Oysa korktukları başlarına gelmiştir. İmân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlar ise Cennet bahçelerindedirler. Onların dilediği her şey Rabları yanındadır. İşte bu, büyük lütuf, büyük ihsandır.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ), Mücâhid ve Katade’ye göre: İslâm Dini teblîğ edilip Allah’ın hidâyet nasîp buyurduğu kişiler imân edince, gerek putperest müşrikler, gerekse Yahudi ve Hıristiyanlar, imân edenlerin yanlış bir din seçtiklerini ileri sürerek kendi inançlarının ve dinlerinin hak olduğunu, başka dine gerek bulunmadığını isbata çalıştılar ve kendilerine göre birtakım uydurma deliller getirdiler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Bilgi için bak: İbn Kesir Tefsiri: 4/110- Tefsîr-i Kurtubî: 16/14)
KİTAP EHLİʹNİN ÖNE SÜRDÜĞÜ DELİLLERDEN BİR KISMI
a) Bizim peygamberimiz daha önce gönderilmiştir. Artık başka bir peygambere gerek yoktur.
b) Kitabımız da daha önce indirilmiştir. Bizim için lüzumlu bütün hükümleri kapsayarak önümüzü aydınlatmaktadır.
c) Hem biz peygamber soyundanız. Bu bakımdan diğer kavim ve milletlerden üstün tutulmuşuzdur.
Kur’ân-ı Kerîm onların öne sürdüğü bu delillerin köksüz ve anlamsız olduğunu açıklamakta ve dinler zincirindeki tekâmüle işârette bulunarak gelip geçen binlerce peygamberin gönderilme hikmetini hem belirtmekte, hem de iddiacılara hatırlatmaktadır.
Kitap Ehli’nin böylesine tutarsız, temelsiz inada dayalı iddialarından dolayı İlâhî gazaba çarpılacaklarını ve şiddetli bir azap ile ta’zîb edileceklerini de Kur’ân haber vermekte ve böylece yaşamakta olan Kitap Ehliʹne İlâhî adâletin sesini duyurmaktadır.
KİTABʹIN HAK, KIYÂMETʹİN YAKIN OLMASI
«O Allah, Kitabʹı hak ile ve teraziyi (denge ve düzeni) indirmiştir. Ne bilirsin, belki o Kıyâmetʹin kopuş saati yakındır. »
Kıyâmet olayı, diğer bir anlatımla «Âhiret hayatı» hakkında şüphesiz en sağlıklı bilgiyi Kur’ân vermektedir. Tevrat ve İncil’de bu kavram üzerinde geniş ve sağlıklı bir açıklamaya rastlamak mümkün değildir. Zira her ikisinin de orijinali kaybolmuş ve o sebeple insan sözü karıştırılarak birçok kısımları aslından uzaklaştırılmıştır.
Kur’ân, yukarıdaki 17. âyetle üç konu üzerinde durmakta ve indirilen son kitap ile kâinat nizamı ve dengesi arasında kopmaz bağların bulunduğuna işâret etmektedir. Şöyle ki: İndirilen kitapta uyumsuzluk, çelişki, yanlış haber, lüzumsuz konu yoktur. O, bütünüyle insan hayatına yönelen ve onun her dakikasıyla içiçe olan; fert, âile, toplum ve milletin maddî ve mânevî kalkınma, gelişme ve mutlu neticeye erişme yollarını ve çarelerini gösteren; insan ruhuyla da uyum halinde olup onun ilk safiyetini ve temizliğini korumaya yönelen kusursuz bir rehberdir. Kâinat düzen ve dengesini en sağlam bilgilerle tanıtıp öğreten son mesajdır.
Böylece kitabın hak olarak indirildiği belirtildikten sonra «mizan»ın da indirildiği konu edilmektedir. Müfessirler bunu «adâlet»le, kutsal kitaplardaki «İlâhî hükümler»le yorumlamışlarsa da, aslında bu kavram çok yönlüdür. Rahmân Sûresi: 7 ve 8. âyetlerin tefsirinde de açıklandığı üzere, Cenâb-ı Hak bu anlatımla, kâinatta hâkim olan denge ve düzene dikkatleri çekmekte ve bu denge ve düzeni en doğru şekilde temel bilgi olarak Kur’ân’ın haber verdiğine işârette bulunmaktadır. Zira varlık âleminde yer alan eşya ve sistemler hem kendi ölçüleri içinde, hem de diğerleriyle olan bağlantılarında tam uyum, ahenk ve dengededirler. Hepsinin hareket ve hizmetinde mutlak anlamda adâlet ölçüsü hâkimdir.
Bu açıklamanın arkasından hemen kıyâmet olayına geçilmesi çok anlamlı ve hikmetlidir. Öyle ki, belli plâna göre kurulan bu kusursuz düzen ve dengenin vakti saati gelince bozulacağı, alt-üst olacağı ve yerine yepyeni kalıcı bir düzenin kurulacağı söz konusudur. Dünyaʹnın ömrüne baktığımız zaman, kıyâmetin yakın olduğu kendiliğinden anlaşılır. Kaldı ki, onun alâmetleri hakkında birçok bilgiler verilmiştir ki, onların önemli bir kısmı ortaya çıkmış durumdadır.
Unutmamak gerekir ki, her hareketin bir başlangıcı ve bir de hareketi sağlayan sebebi vardır ve her başlangıcın bir de sonu söz konusudur.
Ayrıca «mîzan» tartı aleti olarak da hak ve hukuka titizlikle riâyetin sembolü sayılabilir.
Böylece dünyada da, âhirette de düzenli, fazîletli bir hayat sürebilmek için hak olan Kur’ân’a göre yaşamamız ve kâinat mizanıyla günlük işlerimiz arasında adâlet terazisini bulundurmamız gerekmektedir.
İnkârcı maddeciler, putperest müşrikler sırf alay ve eğlence olsun diye kıyâmetin hemen kopmasını isterler. Müʹminler ise, kıyâmet olayının neler meydana getireceğine hem inanır, hem de onun dehşetinden korktukları için Cenâb-ı Hakk’a sığınırlar.
İKİ AYRI HAYAT BİRBİRİNİ TAMAMLAR
«Kim, Âhiret ekinini arzu ederse, onun arzuladığı ekini artırırız. Kim de Dünya ekini isterse, ona da ondan veririz; Âhirette ise, ona bir nasip yoktur. »
Dünya hayatı olmasaydı, Âhiretin anlamı, hikmeti ve taşıdığı yüksek nimetleri anlaşılmazdı. Değeri bilinmeden o nîmetler hikmetsiz kalırdı. Âhiret hayatı olmasaydı Dünya hayatı anlamsız, amaçsız ve hikmetsiz kalır; kısa bir sürelik mide ve şehvet otlağı olmaktan öteye geçmezdi.
Dinler, özellikle son din İslâmiyet bu iki hayat arasında köprü kurulmasını telkîn eder ve bu köprünün bütün malzemesini verir. Buna rağmen köprü kurmayıp sadece dünya hayatına yönelenlere bir şeyler verilir; Âhiret’te ise öylelerine bir nasîp yoktur.
Her iki hayata birden yönelip ikisi için düzenli şekilde hazırlananlar ise, hayatın amaç ve hikmetini idrak edenlerdir. Onlara Âhiret Âlemiʹnde kat kat mükâfatlar vardır.
Böylece Cenâb-ı Hak 20. âyetle, mü’minlerin Âhiret hayatına aşk ve şevklerini artırmakta, inkârcı sapıkları, gafil azgınları uyarmaktadır.
Sonra da mü’minlerle kâfirlere hazırlanan karşılık cezâ ve mükâfatlara değinilerek ölmeden önce bu gerçeği anlayıp inanmanın sayılmıyacak kadar faydaları olduğuna işâret edilmekte ve İlâhî rahmet gereği bu kabil hatırlatma ve uyarılara sık sık yer verilmektedir. 21, 22. âyetlerle Âhiret’te her iki grup için hazırlanan şeyler yönlendirici bir anlatımla işlenmekte; duygu ve düşüncelere seslenilerek küfürle kilitlenmiş ön yargıdan sıyrılmaları dolaylı şekilde istenmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Kitap Ehli’nin yersiz ve haksız iddialarına değinilerek aydınlatıcı bilgiler verildi. Kur’ân’ın insan hayatını düzene sokacak hükümlerle hak üzere indirildiği bildirildi ve Allah’a inananların dengeli, düzenli bir hayat sürmeleri dolaylı şekilde emredildi. Yalnız dünya hayatını arzu edenlere âhirette bir nasip olmayacağı bildirilerek, iki hayatın birbirini tamamlayıp birinin diğerine anlam ve hikmet kazandırdığına işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, hak ve denge ölçüleri doğrultusunda Allah’ın kulları müjdeleniyor; Hz. Muhammed’in (A. S. ) görevinin Allah’tan aldığını olduğu gibi Allah’ın kullarına teblîğ etmek olduğu konu edilerek etraflı bilgi veriliyor. Hakk’a dönenleri Allah’ın bağışlayacağı haber verilerek, inkârın rahmete vesîle olmayacağı dolaylı şekilde belirtiliyor. Sonra da kâinatta rızık konusunda mutlak bir plâna göre takdîrde bulunulduğuna değinilerek, aşırı derecede rızık kaynaklarına imkân verilmediğinin sebep ve hikmeti açıklanıyor.