Saffat Suresi 11-26. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَا اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَ وَقَالُوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَ فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ وَقَالُوا يَاوَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدِّينِ هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ اُحْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَحِيمِ وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَ مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

18.

(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

Diyanet İşleri

12.

Hayır, sen (onların haline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

13.

Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

14.

Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

15.

(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

16.

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

17.

"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

18.

De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

19.

O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

20.

Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

21.

Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

22-24.

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

25.

Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

26.

Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

11- Onlara bir sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur yoksa bi­zim yarattıklarımız (gökler, sistemler ve düzenler) mi?... Şüphesiz biz on­ları yapışkan bir çamurdan yarattık.

12- Ne var ki sen onlara (onların inkâr ve inâtlarına) şaşıyorsun; on­lar ise (senin)le eğleniyorlar.

13- Kendilerine öğüt verilince öğüt almazlar.

14- Bir açık belge (delil veya muʹcize) görseler, onunla alay ederler.

15- Ve derler ki: «Bu açık bir sihirden başkası değildir.

16- Biz öldüğümüz, toprak ve kemik (yığını) haline geldiğimiz zaman mı, biz (tekrar) dirilip kabirlerimizden kaldırılacağız?!

17- Ya önceki dede ve babalarımız da mı?.. »

18- De ki: «evet, hem de aşağılanıp rüsvay olduğunuz halde... »

19- Bir tek haykırış yetecek; hemen (dirilip kalktıklarını) görürler.

20- «Vay bize! Bu hesap ve cezâ günüdür» derler.

21- Evet, bu yalanladığınız (haklıyı haksızdan, zâlimi mazlumdan, müʹmini kâfirden ve münâfıktan) ayırt etme günüdür.

22- 23- Toplayıp sürün mahşer yerine o zulmedenleri, eşlerini, yan­daşlarını ve Allah’tan başka taptıklarını; hepsini Cehennem’in yoluna ko­yun.

24- Ve onları (belli bir noktada durdurup alıkoyun), çünkü onlar mut­laka sorguya çekileceklerdir.

25- Ve onlara: «Size ne oldu da birbirinize yardım edemiyorsunuz? »

26- Hayır, onlar bugün (ister istemez) teslimiyet içindedirler.

İLGİLİ HADÎS

«Kıyâmet gününde kul dört şeyden sorulmadıkça yerinden ayrılamaz:

1- Ömrünü nelerle yıprattığından,

2- İlmiyle nasıl amel ettiğinden,

3- Malını nereden kazanıp nerelere harcadığından,

4- Bedenini ne gibi konularda eskitip tükettiğinden. » (Tirmizî/kıyâmet: 1)

Diğer bir rivâyette, «gençliğini nerede, ne gibi konularda eskittiğinden sorulacak» buyurulmuştur.

İNSAN, YAPIŞKAN ÇAMURDAN YARATILMIŞTIR

«Onlara bir sor: Kendi­lerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim yarattıklarımız (gökler, sistem­ler ve düzenler) mi? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. »

Muhakkak ki, şunu veya bunu yaratmak konusunda Allah için zorluk, güçlük hiçbir zaman söz konusu değildir ve olamaz da.. İnsanın hılkatından ve vücut mekanizmasından daha karmaşık, daha yetenekli, daha güç­lü ve büyük sür’ate sahip yaratıklar vardır. Nurdan yaratılan melekler, ışık hızını çok gerilerde bırakan ve rakamlarla ifade edilmesi belki mümkün olmayan bir hıza sahiptirler. Arş, Kürsî gibi büyük âlemler ve taşıdıkları özellikler insanın yaratılışı karşısında, bize nisbetle çok daha zor ve akıl almaz ölçü ve anlamdadır. İnsan ise, yapışkan, kokuşmuş bir balçıktan ya­ratılmıştır. Kâinatın büyüklüğü ve taşıdığı sistemlerin azameti karşısında cirmi itibariyle insan vücudu çok basit kalır. Ruhu, beyni ve kalbi itibariyle çok büyüktür.

Böylece Cenâb-ı Hak, inkârcı nankörleri uyararak, dikkatlerini kâina­tın büyüklüğüne, içindeki sistemlerin çokluğuna ve kurulan düzenin akıl almaz mükemmelliğine çekiyor. Böylesine üstün ve sınırsız kudret ve ilme sahip olan Allahʹın insanı öldürdükten sonra yeniden diriltmeye kudreti yetmez mi? Yapışkan çamurdan yarattığı insanı, çürütüp toprak haline getirdikten sonra neden tekrar yaratamazmış?

YAPIŞKAN ÇAMURDAN YARATILAN İNSAN

İlk insanın balçıktan yaratıldığı kesindir. Evrim Teorisiʹne gelince, bu­nun kahramanı Charles DARWİN (1809-1882), 3 Nisan 1860ʹda Asa GRAYʹe yazdığı mektubunda, «canlıların sahip olduğu gözleri düşünmek beni bu teoriden soğuttu» demiştir.

Darwin, Türlerin Menşei adlı kitabında ise, şu itiraflarda bulunmuş­tur: «Mesafelerde odağı ayarlayan farklı ışık miktarlarını kabul eden, kürevî ve renklerle ilgili sapmaları taklit edilmez hünerlere sahip olan gözün tabii seleksiyonla oluşabileceğini düşünmek, açıkça itiraf edeyim ki, son derece saçma bir şeydir. » (The PLAIN TRUTH adlı derginin 1982 Eylül sayısında yayınlanmıştır.)

Ancak bu konu Kurʹân’ın beş yerinde farklı anlatımla açıklanırken, se­kiz yerinde ise, çamur mânasına gelen «tiyn» kavramı kullanılmıştır. Ko­numuzu oluşturan âyette, «tiyn-i lâzib» denilirken, Mü’minûn Sûresi’nde «sülâletin min tiyn» denilmektedir. Birinci tabir «yapışkan çamur», ikinci tabir «süzülmüş çamur» demektir. Geriye kalan altı yerde sadece «tiyn» sözü kullanılmıştır. (En’âm Sûresi: 2, A’raf Sûresi: 12, Secde Sûresi: 7, Sad Sûresi: 71, 76, İsrâ Sûresi: 61. âyetin tefsîri) Hicr Sûresi’nde insanın pişmedik kuru, çürümüş ve kokuşmuş balçıktan; Rahman Sûresinde ise, testi misali ses veren kuru pişmedik çamurdan yaratıldığı açıklanır. İlgili bütün âyetleri biraraya ge­tirdiğimizde, ilk insanın ne tür bir çamurdan yaratıldığı rahatlıkla anlaşı­lır. (Bilgi için bak: Hicr Sûresi 26, Rahmân Sûresi 14. âyetin tefsîri)

Sonra da bu farklı anlatımlardan anlıyoruz ki, ilk insan Adem (A. S. )ın çamuru hazırlanırken birtakım safhalardan geçirilmiş, tedrici bir tekâmüle tabi tutulmuş ve böylece her safha ve kademede insan türünün özelliği ko­runmuştur.

PUTPERESTLERİN ÂHİRETE İNANMAMASI

«Ne var ki sen onlara (onların inkâr ve inatlarına) şaşıyorsun; onlar ise (seninle) eğleniyorlar. Kendilerine öğüt verilince öğüt almazlar. »

Mekkeli putperestler bâtıl ile öylesine kaynaşmışlardı ki, hakkı görüp anlayacak ne gözleri, ne de gönülleri kalmıştı. Günümüzün materyalistleri de öyle.. Araştırmadan reddetmek, okuyup incelemeden inkâr etmek, an­lamadan karşı çıkmak bu nankörlerin âdeti, aynı zamanda hakka karşı ce­haletlerinin bir başka belgesidir. Din’le, dindarla alay etmekten zevk alır­lar; peygamber öğüdüne nefret duyarlar; İlâhî kudrete delâlet eden âyet ve belgeleri kendi anlayışlarına göre yorumlayıp lâf ebeliği yaparlar.

İkinci hayata gözlerini açınca, büyük bir şaşkınlık içinde hiç de inan­madıkları âhiret gününe kaldırıldıklarını görürler, «Vay bize! Bu hesap ve ceza günüdür» deyip derin pişmanlık duyarlar.

İlgili âyetler ve âhiret gününün bu safhaları çok duyarlı ve yönlendiri­ci bir anlatımla işleniyor ve inkârcı sapıkların mutlaka sorguya çekilecek­leri haber veriliyor.

Kur’ân bu bölümde ilâhî metodun ayrı bir ölçüsünü yansıtmakta ve akıl sahiplerine yol göstermektedir. Şöyle ki, Kur’ân önce dikkatleri ana tema­ya çekmek için sâf sâf olan, vazgeçirip alıkoyan, ilâhî zikri durmadan oku­yan meleklere yeminle başlıyor. Sonra asıl temayı işliyor. Arkasından onu isbat eder mahiyette delil ve belgeler getiriyor ve buna rağmen aklını, vic­danını kullanmayıp ön yargısıyla, şartlanmış haliyle düşünüp davrananlar için İlâhî adâlet gereği hazırlanan elim neticeyi haber vererek uyarıda bu­lunuyor. Kalplere, vicdanlara neşter vururcasına âhirette meydana gelecek ibretli safhalardan bir kısmını hatırlatıyor. Öyle ki, o gün her azgın inkâr­cının, her zorba zâlimin ister istemez Hakkʹa teslimiyet göstereceğine par­mak basarak gelecek her şeyin çok yakın olduğuna işârette bulunuyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹın kudretinin yüceliğine delâlet eden bel­geler konu edilerek insanın menşei hakkında açık bilgi verildi. Sonra da Hakk’a karşı gelen inkârcı nankörlere hazırlanan uhrevî cezaya değinilerek yönlendirici ve düşündürücü birkaç safha üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, aldatılanlarla aldatanların biraraya getirileceği ve karşılıklı suçlamaların başlayacağı konu ediliyor. Allahʹın varlığına ve bir­liğine dâvet edilen kâfirlerin, büyüklük taslamalar ve Hz. Muhammedʹi (A. S. ) cinnet getirmişlikle suçlamaları takbîh edilerek, dönüş yapmadan öldükleri takdirde mutlaka elim azabı tadacakları ve bu azabın daha çok onların amellerinin cinsinden olacağı haber veriliyor. Arkasından ıhlâs üze­re amel eden mü’minlerin uhrevî mükâfatları konu edilerek ferahlatıcı ve tatmin edici bilgiler sıralanıyor.