MEÂLİ:
18- Allah gerçekten içinizden (başkalarını) alıkoyup ağır davrananları ve kardeşlerine, «kalkın bize gelin! » diyenleri bilir. Zaten onlardan ancak pek azı savaşın sıkıntı ve şiddetine (göğüs gerip) gelirler.
19- (Gelseler bile) size karşı oldukça kıskanç ve cimridirler. Korku geldiği zaman ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri döner bir halde sana bakıp durduklarını görürsün. Korku gidince hayra karşı pek kıskanç ve cimrice bir tavır içinde sivri dilleriyle sizi incitir şekilde atıp tutarlar. Bunlar (hakikatte) imân etmemişlerdir. Bu sebeple Allah amellerini boşa çıkarmıştır; bu da Allah’a göre çok kolaydır.
20- Münâfıklar, müttefik düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Müttefik düşman birlikleri bir daha gelecek olsa, onlar çölde Bedeviler arasında bulunup da sizin haberlerinizi sormayı çok arzu ederlerdi. İçinizde bulunsalar pek az savaşırlardı.
21- And olsun ki, sizin için, sizden Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allahʹı çokça ananlar için Resûlüllahʹda güzel örnekler vardır.
22- Müʹminler ise, müttefik düşman birliklerini görünce, «işte bu, Allah ve Peygamberinin bize vaʹdettiğidir. Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir» dediler. Bu (olay) onların ancak imân ve teslimiyetlerini artırmıştır.
MÜNAFIKLARIN OYUNU
«Allah gerçekten içinizden (başkalarını) alıkoyup ağır davrananları... bilir.. »
Müttefik kuvvetler kuşatmayı artırıp öldürücü darbeyi indirmeyi tasarlayarak bunun hazırlıklarını sürdürürken, münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selûl, Medineli mü’minleri bir yandan korkutuyor, bir yandan da yurtdaşlarını korur gibi tavırlar takınıyor ve onların büyük bir sıkıntı içinde olduklarını görünce de hemen savaşı bırakıp evlerine dönmelerini telkîne çalışıyordu. İslâm ordusunun moralini bozmak için savaşa katılan, içten kâfir, dıştan müslüman görünen bir grup da fırsatı kaçırmadan Abdullah b. Ubeyʹi tasdîk ediyor ve mü’minlerin moralini bozmaya yönelik birtakım entrikalar çeviriyorlardı. Bazı istisnalar dışında, imân zevkini ruhunun derinliğine indirip hücrelerine kadar sızdıran gerçek müʹminler ise, her şeye rağmen Allah ve Peygamberinin yolunda savaşacaklarını söylüyorlar ve ölümden korkmadıklarını ilân ediyorlardı.
Görülüyor ki, münafıklar savaş gününde daha çok şu taktiği kullanmışlardır: Bir kısmı sudan sebepler göstererek savaşa katılmayıp evlerinde oturuyorlar ve katılanlar için hayıflanarak, bile bile kendilerini ölüme sürüklediklerini söylüyorlardı. Bir kısmı da mü’minlerin moralini bozmak için hem sinsice yalanlar uyduruyor, hem de diğer yandan mü’minler gâlip gelirse, elde edilen ganimetten pay almayı tasarlıyorlardı. Diğer bir kısmı ise, her vesileyle ortalığı birbirine katmak, fitne ve fesat çıkartmak için savaşa katılmış bulunuyordu. Cenâb-ı Hak onları şöyle tasvîr etmektedir:
a) Savaşın sıkıntı ve şiddetine göğüs geremezler.
b) Mü’minlerin başarısına tahammülleri yoktur. Elde edilen ganimetten mü’minlerin yararlanmasını hiç çekemezler.
c) Korkulu anlarda baygınlık geçirirler.
d) Korku durumu geçince müʹminleri dilleriyle iğnelemeye devam ederler.
Bunlar iç yapıları itibariyle kâfir, dış görünüşleri itibariyle müslümandırlar. Amelleri ne olursa olsun, Allah yanında hiçbir değer taşımaz; bütünüyle boş ve neticesizdir. Çünkü ancak imân temeli üzerinde yükselen iyi amellerin Allah yanında kıymeti ve mükâfatı vardır.
RESÛLÜLLÂH (A. S. ) EFENDİMİZ HER YÖNÜYLE ÖRNEK İNSANDIR
«And olsun ki sizin için, sizden Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allahʹı çokça ananlar için Resûlüllahʹda güzel örnekler vardır. »
Cenâb-ı Hak bu âyetle müʹminlere; münafıkları ve içinde küfür mayası taşıyanları değil, her bakımdan Resûlüllahʹı (A. S. ) örnek edinmelerini, Onu izlemelerini, Ona uymalarını emrediyor. Zira Hz. Muhammed (A. S. ) imânın doruğunda, cesaretin son çizgisinde, kahramanlığın erişilmesi âdeta mümkün olmayan noktasında, güzel ahlâkın en üst derecesinde, insan sevgisinin en güvenilir düzeyinde, adâlet ve fazîletin en ön saffında bulunuyordu. Ne yaparsa Allah için yapar, ne konuşursa Oʹnun için konuşurdu. O bakımdan Allah’a ve âhiret saadetine selîm bir kalp, güven dolu bir duygu ile kavuşmayı arzu edenler için şüphesiz ki tek örnek ve misal Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimizʹdir. O, savaşta da örnektir, barışta da örnektir.
Nitekim Resûlüllahʹı (A. S. ) örnek ve misal edinenler, düşmanın müttefik kuvvetlerini görünce ferahlık duydular; Allah ve Peygamberinin va’dettiği büyük mükâfatın hak olduğunu görür gibi oldular ve tam teslîmiyet göstererek Allahʹın düşmanlarıyla savaşmakta tereddüt etmediler; kararlı davranıp yanıltıcı telkinlere kulak vermediler.
KUR’ÂN-I KERÎMʹİN VERDİĞİ ÖLÇÜ
Kurʹân bu tarihî olayın önemli safhalarını anlatırken, kıyâmete kadar gelecek olan samimi ve sadık mü’minlere şu mesajı veriyor: İslâm’ın iki büyük düşmanı vardır. Biri, maddeci inkârcılardır; diğeri, menfaatçi münafıklardır. İkinciler birincilerden çok daha tehlikelidir ve bunlar her dönemde sahnede kendilerini gösterirler.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Hendek Savaşı’nda bir sürü entrika çeviren münafıklar üzerinde durularak müʹminlere birtakım mesajlar verildi. Sonra da her konuda Resûlüllahʹın (A. S. ) değişmeyen örnek ve misal olduğu belirtilerek, müʹminlerin sadece Resûlüllahʹın izinde yürüdükleri takdirde dünya ve âhiret kurtuluşuna erişebileceklerine işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, cesaretini imânıyla birleştirip onu Allah ve peygamber sevgisiyle bütünleştiren mü’minler övülüyor ve Allah düşmanlarının uğradığı hezimete değinilerek müʹminlere bu konuda sağlam bir ölçü veriliyor.