MEÂLİ:
163- Ey Muhammed! Bir de onlara şu deniz sahilindeki şehrin durumunu sor. Hani bir zamanlar Cumartesi yasağına saygısızlık gösterip ilâhî sınırı aşıyorlardı; hani Cumartesi günü balıklar sürü hâlinde akın akın onlara doğru geliyordu; diğer günlerde ise onlara gelmiyorlardı. Biz onları günah işleyip ilâhî sınırları aştıklarından dolayı böylece denedik.
164- İçlerinden bir topluluk, «Allahʹın yok edeceği veya şiddetli bir azâp ile azâplandıracağı bir kavme neden öğüt veriyorsunuz? » demişlerdi de, onlar da: «Rabbımıza bir özür (beyan edelim) ve bir de belki Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınırlar diye (öğüt verme ihtiyacını duyuyoruz), cevabında bulunmuşlardı.
165- Ne vakit ki kendilerine yapılan uyarı ve öğüdü unuttular; kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık; baş kaldırıp haksızlığa devam edenleri -ilâhî sınırları aşmaları sebebiyle- şiddetli bir azâba uğrattık.
166- Onlar, menʹedildikleri şeyleri dikbaşlık ve inatla yapmaya devam edince; onlara: «Rahmetten kovulup uzaklaştırılmış aşağılık maymunlar olun! » dedik.
İLGİLİ HADÎSLER
«Yahudilerin yapageldikleri kötülükleri siz yapmayın; sonra Allahʹın haram kıldıkları şeyleri en değersiz ve en basit hilelerle helâl kılmaya yeltenirsiniz. » (İbn Kesîr: Ahmed b. Muhammed’den isnad-i ceyyid ile.. 2/257)
«Şüphesiz ki Allah meshi (suret değiştirmeyi) soy üreme şeklinde yapmamıştır. Hem maymunlarla domuzlar bu olaydan önce de varlardı. » (Müslim/kader: 32- Ahmed: 1/390, 433)
DENİZ SAHİLİNDEKİ ŞEHİR
«Bir de onlara şu deniz sahilindeki şehrin durumunu sor.. »
Müfessirlerin çoğuna göre, Mısırʹla Medine arasında bir kent veya Medyen ile Tür arasında Şap denizinin yakınında bir kasabadan söz ediliyor. Zühriye göre, Şam Taberiyeʹsidir. Sahîh tesbitlere göre, Eyle olduğu söylenir ki bu, Medyen ile Tûr arasında deniz kıyısında meşhur bir kasabadır. Orada oturan Yahudîler, cumartesi yasaklarına uymadılar, dikbaşlık ettiler. Allah da onları çetin bir denemeden geçirdi: Cumartesi günleri balıklar kıyıya doğru akın akın gelir, diğer günlerde ise gelmezlerdi. Yahudilerden bir kısmı ilâhî yasağa rağmen balıkları avlamaya devam ettiler; bir kısmı ise, onları bu gibi günah ve saygısızlıktan alıkoymak için öğüt vermeyi kendilerine görev saydılar. Bir Üçüncüsü ise, fazîlet düzeyinde olup sapık şaşkınlara öğüt vermenin bir yararı olmadığını savundular. Sonunda İlâhî sınırı aşıp büyük günah işleyen ve aynı zamanda verilen öğütlere, yapılan uyarılara kulak tıkayanlar üzerine şiddetli sıkıntı, üzüntü ve bunalıma sebep olan azâp indi.
KUR’ÂN’IN EMİRLERİNE UYMAYAN MÜSLÜMANLARIN ÇETİN SINAVLARDAN GEÇİRİLECEĞİNE İŞARET EDİLİYOR
İlgili âyetle, Yahudilerʹden, Cumartesi gününde konan yasaklara uymayanların, o gün balıkların sürü halinde kıyıya doğru akın akın gelmeleriyle çetin bir sınavdan geçirildikleri, Allah’ın emirlerine uymak ile Cumartesi gününde avlanması yasaklanan balıkları avlama arasında nasıl bir tercîh yapacakları denendi. Çoğu bu sınavı kaybetti. Müslümanların da zaman zaman Allahʹın emirlerine uymak ile dünyalık arasında birtakım sınavlardan geçirileceklerine işârette bulunuluyor ve kendilerine ulaşan her nîmete çok dikkat etmeleri; nereden geldiğini, nasıl ve ne yolda kullanılmasının uygun olacağını; Allah’a karşı bir günaha sebep olup olmayacağını iyice araştırmaları üzerinde duruluyor. Yahudilerin, günahı gerektiren anlayış ve tutumları ibret ve öğüt alınacak bir misal şeklinde naklediliyor. Diyebiliriz ki, Allah’a imân eden herkes hayatı boyunca bu gibi deneme ve sınavlarla sık sık yüzyüze gelir. Kurʹânʹı, ondaki ilâhî uyarıları ve tarihî misalleri çok iyi bilenler ve bildikleriyle amel edenler o sınavları başarıyla atlatırlar. Dünyalığı ön plâna alanlar ise hep kaybederler.
VAAZ VE İRŞADIN ÜÇ ANA AMACI
Kitleyi belli bir amaca yöneltmek, toplumu eğitip sağlıklı bir düzeye getirmek, şüphesiz ki sıradan kişilerin işi değildir. Özel yetenekle birlikte geniş kültür, sağlam imân ve sonra da kitle psikolojisini çok iyi bilmek gerekiyor.
O halde, bu vasıf ve ölçüde veya ona yakın bir seviyede bulunan müminlerin vaaz ve irşât hizmetinde bulunurken üç ana amacın hâkim olması bildirilmektedir:
1. Allah’ın insanlar için seçtiği hak dini yaymak, onun esas ve prensiplerini günün teknik araçlarından, gelişen sanatından ve uygulanan metodundan yararlanarak kalb ve kafalara, akl-ı selîmin kabul edebileceği şekilde işlemek.
2. Bilgi, görgü ve kültür seviyesi elverişli her müʹmine, iyilikle emretmek, kötülükten men’etmek vâcib olduğuna göre, bu vecibeyi, Allah rızasını gözeterek yerine getirmeye çalışmak.
3. Yozup sapıtan, kötülüğü sanat edinen bir topluluktan umut kesmemek; doğru yolu seçerler diye onlara ilâhî emirleri -anlayabilecekleri bir anlatım biçimiyle- teblîğ etmek.
Nitekim İsrâiloğulları’ndan iyilikle emretmeyi, fenalıktan alıkoymayı kendine görev kabul edenler bu üç ana amaç etrafında hizmetlerini sürdürmüşlerdir. 164. âyetle onların bu güzel tutumu şöyle açıklanmıştır: «İçlerinden bir topluluk, Allahʹın yok edeceği veya şiddetli bir azâp ile azâplandıracağı bir kavme neden öğüt veriyorsunuz? demişlerdi de onlar da Rabbımıza bir özür (beyan edelim) ve bir de belki Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınırlar diye (öğüt verme ihtiyacını duyuyoruz) cevabında bulunmuşlardı. »
MAYMUNLAŞAN GÜNAHKÂRLAR
«Onlara: rahmetten kovulup uzaklaştırılmış aşağılık maymunlar olun! dedik. »
Bakara, Mâide ve A’raf sûrelerinde olmak üzere, iki yerde «aşağılık maymunlar olun! », bir yerde de «Allahʹın lânetlediği, gazap edip kendilerinden maymunlar ve domuzlar meydana getirdiği kimseler» diye söz edilmektedir. Her üç âyet de azgınlık gösteren Yahudilerle ilgilidir.
Haber-i vâhid (tek kişinin rivâyet ettiği hadîs)ten onların maymun suretine döndürüldüğü anlaşılıyorsa da, ilim adamlarımızın bir kısmı hadîsi sahîh bulmadığı için âyeti, ruh ve karakter bakımından maymunlaşma şeklinde yorumlamıştır. Tabiînden Mücahit de aynı görüştedir.
Gerçi, t e k v î n î bir emirle insan maymuna veya domuza dönüşebilir. İlâhî emir ve kudret mutlaka nâfizdir. «Kün = ol! emri»yle derhal sebepler oluşur ve irâde edilen aynen gerçekleşir. Ancak bu yolda cari bir sünnetullah yoktur. Sadece Yahudilerden bir zümrenin mesha uğraması ise, cari bir sünnetin varlığına delâlet etmez. Ama bir mu’cize anlamında düşünecek olursak, o takdirde cari bir sünnetullah söz konusu olmayabilir. Çünkü muʹcize, âyet ve cari sünneti kesip aşar; o ölçünün dışında kalır.
Konunun başında Müslim’in rivâyet ettiği hadîs ise, maymun ve domuzların, insanların meshedilmesiyle vücut bulmadığını, daha önceleri de bu iki hayvanın mevcut olduğunu net biçimde açıklamaktadır. O halde Yahudilerden isyan ve azgınlık gösterip İlâhî emirlere sırt çevirmekte ısrar edenler hakkında «aşağılık maymunlar olun! » emri, daha çok maymun tabiatlı olun demektir. Nitekim Yahudilerin, sözü edilen iki hayvanın bazı vasıflarını benimseyenleri olmuştur.
Ayrıca bu konuyla ilgili açıklamaları Bakara sûresi 65. âyetin tefsîrinde yapmış bulunuyoruz.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inandıktan sonra günahlara dalıp İlâhî sınırları aşan kavim ve milletlerin birtakım üzücü olaylarla denemeden geçirildikleri anlatıldı ve İsrâiloğulları’nın cumartesi yasağına uymadıkları ve o sebeple sıkıntı ve üzüntülere uğratıldıkları bir misal olarak verildi. Sonra da İsrâiloğullarıʹnın birkaç gruba ayrıldıkları bir grubun her şeye rağmen öğüt ve irşada devam ettiği kapalı şekilde övülerek belirtildi. Baş kaldırıp zulüm ve isyanda ısrar edenlerin ise azaba uğratılacaklarına atıf yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, İsrâiloğulları’ndan çoğunun kıyâmete kadar günah ve haksızlıklarını sürdürecekleri ve o yüzden zaman zaman onları kahredecek savaşçı güçlerin gönderileceği haber veriliyor. Aynı zamanda bu milletin kıyâmete kadar ırklarının devam edeceğine açık işârette bulunuluyor.
Sonra da, Tevrat’a sahip çıkan, fakat onun hükümlerini geçici dünyalık karşılığında değiştirenlerin ortaya çıkacakları haber veriliyor ve böylece Yahudi din adamlarının çok dikkatli olmaları ve Müslüman bilginlerinin de Kur’ân hükümleri hakkında çok duyarlı ve dikkatli bulunmaları hatırlatılıyor.