MEÂLİ:
161- Hiç bir peygambere ganimeti ve millet-devlet malını aşırmak yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihânette bulunursa, kıyâmet günü aşırdığı ile gelir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı noksansız ödenir; onlar haksızlığa da uğratılmazlar.
162- Allahʹın hoşnutluğuna uyup giden, Oʹnun hışmına uğrayan ve varacağı yer Cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orası!
163- Onlar Allah katında derece derecedirler (herkesin derecesi, inancı ve ameli nisbetindedir). Allah onların neler işlediklerini görüp bilendir.
İNİŞ SEBEBİ
Bir rivâyete göre, Bedir savaşında elde edilen ganimetten bir parça kumaş ortadan kayboluverdi. Ashabdan bazısı, iyi niyetle, «Belki onu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz kendisine ayırmıştır» diyerek tahminde bulundular. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzül/Nisabûrî)
İLGİLİ HADÎSLER
«Allah katında hıyânet ve aşırmanın en büyüğü, araziden aşırılan bir ziraʹ (60-70 cm. ) yerdir. Toprak komşusu olan iki adamdan biri arkadaşının hissesinden bir zira’ toprak aşırdığını görürsünüz. Artık o bir ziraʹı aşırıp kendi toprağına katınca, kıyâmet günü yedi kat yerden (ayrılarak) onun boynuna geçirilir. » (Ahmed bin Hanbel: Ebû Mâlik El-Eşcai (R. A. )den)
«Kim bizim için (tahsildarlık, devlet memurluğu ve benzeri) bir görevde bulunursa, evi yoksa bir ev edinsin, karısı yoksa evlensin veya hizmetçisi yoksa bir hizmetçi edinsin (yetkili makamlar onun bu tür ihtiyacını karşılasın). Veya bineği yoksa bir binek edinsin. Bundan başka kendine bir şey ayıran hıyânet etmiş, (millet ve devlet malını) aşırmıştır. » (Ahmed bin Hanbel: Ebû Dâvud: İbn Şeddad’dan)
«Sizden tanıdığım biri sırtında meleyen bir koyun ya da keçi olduğu halde gelir. «Ya Muhammed!. Ya Muhammed!. » diye seslenir (yardım ister). Ben de ona derim ki: «Seni bugün Allahʹın hükmünden kurtarmaya yetkili değilim. İlâhî emri sana (dünyada iken) teblîğ ettim. » (İbn Cerir: İbn Abbas (R. A. )dan)
«Sizden birinizi (tahsildar, görevli meʹmur) olarak bir iş için gönderiyoruz da, o, «şu size ait, bu da bana hediye edildi. » diyor, bunu ne cesaretle söyleyebiliyor? Babasının ya da anasının evinde oturup bekleseydi kendisine hediye edilir miydi? Muhammedʹin canını kudret elinde tutan Allahʹa and olsun ki, sizden biriniz böyle bir şey (kendine ayırıp) getirirse, mutlaka kıyâmet günü o şey boynuna asılı olarak gelir; deve ise köpürüp bağırması, koyun ise melemesi vardır. »
Resûlüllâh bu sözleri söyledikten sonra koltuklarının altı görülebilecek kadar ellerini kaldırıp: «Allahım! teblîğ ettim mi? » diyerek Rabbini şâhit tuttu. (Ahmed bin Hanbel: Hz. Urve’den)
«Devlet memurlarına verilen hediyeler, hıyânet ve aşırmadır. » (Ahmed bin Hanbel: Hz. Urve’den)
«Ey insanlar! kim bir işte, bir görevde bulunur da (devlet ve millet) malından bir iğne, ya da az bir şey bizden gizlerse, bu hıyânet ve aşırmadır ki kıyâmet günü onunla gelir. » (Ahmed bin Hanbel: Adiy bin Umeyr (R. A. )den)
«İğne ile ipliği de geri verin. Çünkü hıyânet ve aşırmak kıyâmet günü aşıran kimse üzerinde ârdır, ateştir ve kınanacak bir lekedir. » (İbn Mâce)
«Hayber savaşında şehitler belirlenirken,: «bu şehit olmuş», «bu da şehit olmuş» denildi. Sonra bir adamın cesedi üzerine gelinip «bu da şehittir» denilince, Hz. Peygamber (A. S. ): «Hayır doğrusu ben onu aşırdığı bir üstlük içinde görüyorum! » buyurdu. (Ahmed bin Hanbel)
PEYGAMBERLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ
«Hiçbir peygambere ganimeti ve millet-devlet malını aşırmak yaraşmaz. »
Peygamberler, Allah’tan insanlara ulaştırılması gereken en büyük emaneti ve mesuliyeti, çok ağır olan bir görevi yüklenen kişilerdir. Ruhî yapıları, akıl ve yetenekleri, düşünce ve davranışları bu emanetin büyüklüğü, kutsallığı ile orantılıdır. O bakımdan peygamberler rasgele bir âileden değil de birçok yönleriyle fazîletli, disiplinli, ölçülü bir âileden seçilir. İrsî kusurlardan da -diğer insanlara nisbetle- daha çok korunmuşlardır. Onları bu açıdan düşündüğümüzde Allah’ın, ahlâkan düşük, karakter bakımından zayıf, vicdanen silik, dünyaya karşı hırslı bir kimseyi kendine elçi yapmıyacağı rahatlıkla anlaşılır. Tevrat’ta Dâvud ve Lût peygamberlerin bazı ölçüsüz davranışlarından söz edilmiş ve Envarü’l-Âşıkîn gibi İlmî değeri olmayan bazı kitaplarda bu tür rivâyetlere yer verilmiştir. Bunlar tamamen gerçek dışıdır. Tevratʹın ilk nüshasında mutlaka böyle bir kayıt mevcut değildir. Tercüme ve hatırlama hatası hayli fazladır.
Kur’ân bir cümleyle Peygamberlerin hıyânet etmiyeceklerini, devlet ve millet malından aşırmıyacaklarını açıklamaktadır. Hiyanet; haksızlık, alçaklık, düşüklük, ihtiras ve açgözlülük gibi birçok kötü sıfatları içermektedir. Bir hükümdarın bile belirtilen karakter ve kırattaki bir adamı elçi yapmıyacağı, özel kaleminde kullanmıyacağı, müsahip ve sırdaş edinmiyeceği ortada iken Allah’ın bu seviyedeki insanları peygamberlik emanetiyle elçi yapması mümkün müdür?
O halde ilgili âyetten peygamberlerin bazı özelliklerini çıkarıp şöyle sıralıyabiliriz:
1. Soydan gelen üstün karaktere sahiptirler.
2. İrsî kusurlardan korunmuşlardır.
3. Peygamberlik görevi verilmeden önce de, verildikten sonra da hayatları tertemizdir. Sıradan insanların işlediği yüz kızartıcı, haysiyet kırıcı, itibar sarsıcı ve nihâyet kötü örnek niteliği taşıyıcı söz ve davranışlarda bulunmazlar.
4. Dünyaya değer vermezler. Altın ve benzeri maddî kıymetlerin peşine düşmezler. Bunları gayeye ulaşmak için birer vasıta olarak bilir ve öylece değerlendirirler. Bu bakımdan mal ve servet edinmezler. Ancak kendilerine hem peygamberlik, hem hükümdarlık payeleri verilenler -Süleyman Peygamber gibi- mal ve servet edinirler ama kalpleri mal ve servete hiç de bağlı değildir. Onu bir vasıta olarak kullanırlar.
5. Her işte, attıkları her adımda sadece Allah rızasını gözetirler, nefislerinden yana bir pay ayırmaz, hisleriyle hareket etmezler.
6. Allahʹtan aldıkları buyrukları, hiçbir ilâve yapmadan, hiçbir şey eksiltmeden insanlara teblîğ ederler. Emredildikleri doğrultudan ayrılmazlar.
7. Üstün yeteneklidirler. Olayları soğukkanlılıkla ve İlâhî beyân çerçevesinde değerlendirip öylece karar verirler.
8. Olaylar karşısında sarsılmaz, önlerine çıkan engeller onları davalarından alıkoymaz, başlarına gelen dert ve musibetler sabırlarını taşırmaz.
9. İnsanlıktan yana kalbleri merhamet ve şefkatla doludur. Son kertesine gelinceye kadar beddua etmezler.
10. Kınayanların kınamasından endişe duymaz, Allahʹın emirlerini yerine getirirken inkârcılardan gelen ölçüsüzlüklere aldırış etmezler.
MİLLET VE DEVLET MALI
İslâm, millet ve devlet malına haksız el uzatmayı, affedilmesi çok zor günahlardan saymış, denizde Allah için şehit düşmek müstesnâ hiçbir amel ve istiğfarın kul hakkına, devlet ve millet malına tecavüzü affettiremiyeceğini hükme bağlamıştır. Meğerki hak, sahibine çevrile, hakka el uzatan da bundan dolayı bir daha yapmamak üzere tevbe ve istiğfarda buluna. O takdirde Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Koca imparatorluğu altı asır dimdik üç kıta üzerinde ayakta tutan sebeplerden biri de bu haklara saygılı olmak değil midir? Emevî devletini kısa zamanda battığı çamurdan kurtaran, insan haklarını çok iyi korumasını bilen, millet ve devlet malına uzanan elleri kıran Ömer bin Abdülaziz olmadı mı? İkinci Murat vefatına yakın yaptığı vasiyette, «Tekfin, teçhiz ve defin masraflarımın karşılanması için babamdan bana miras kalan iki kıymetli yüzüğümü bırakıyorum. Devlet malından bir kuruş harcanmıya.... » demesi, bize bu konuda imparatorlukla ilgili müsbet bir fikir vermiyor mu?
İşte Kurʹân bunun önemine bir kez daha en duyarlı biçimde dokunuyor ve mü’minleri uyararak insan haklarına ağırlık kazandırıyor:
«Kim böyle bir aşırma ve ihânette bulunursa, kıyâmet günü aşırdığı ile gelir. »
ZITLARI MUKAYESE
«Allahʹın hoşnutluğuna uyup giden, Oʹnun hışmına uğrayan ve varacağı yer Cehennem olan kimse gibi midir? »
Biri ruhî yapısıyla yücelmiş, insanlığına yakışanı yapmıştır. Diğeri nefis ve şehvet ocağında ruhunu karartmış, vicdanını silik hale getirmiştir.
Biri Allah’a kul olmanın derin zevkini tatmış, kendisiyle Yaradanı arasındaki engelleri kaldırmaya azmetmiştir. Diğeri nefsinin esiri, şehvetinin kulu olma zilletine düşmüştür.
Biri dünyaya geliş gayesini anlayıp varacağı yere ne gibi araçlarla gidilebileceğini idrâk etmiştir. Diğeri, hayatı yemek, içmek, uyumak ve cinsel arzuları yerine getirmekten ibaret sanmış ve kendini gudde ifrazatının akışına terketmiştir.
Birinin himmeti ve gayreti Allah yolunda insanlara rahmet ve huzur kapılarını açmaya yöneliktir. Diğerinin azim ve gayreti, mide ve kesesini doldurmaya müteveccihtir.
Birinin mesaisi millet malını korumayı, insan haklarını savunmayı, ülkenin kalkınmasını sağlamayı amaçlar. Diğerinin mesaisi, hiçbir hak gözetmeksizin hep kendinden yana yontmaya bakar.
Birinin günlük ameli, ruhla beden, dünya ile âhiret arasında denge kurma plânına bağlıdır. Diğerinin ameli, bu dengeyi her geçen gün bozma ölçüsüzlüğünden kaynaklanır.
Bunun için biri ebediyete uzanan saadet yurduna lâyık görülmüş, diğeri çok fena bir karargâh sayılan ve sonsuzluğa uzanan mutsuzluk yurduna hak kazanmıştır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetle daha çok Peygamber (A. S. ) Efendimizin bazı özellikleri açıklandı. Çocukluğundan beri tertemiz bir hayat geçiren ve sadece muhitinde güven ve doğruluğuyla tanınan Peygamberin millet ve devlet malına haksız yere el uzatmasının söz konusu olmıyacağı belirtildi ve bu nedenle millet ve devlet malınaʹ el uzatmanın büyük bir vebâl olduğuna dikkatler çekilerek İslâm devlet adamlarına bu konuda gereken misal verildi.
Aşağıdaki âyetle, mü’minlere gönderilen Peygamberin onlar için Allah’ın büyük bir lütfu olduğu açıklanarak bunun ötesinde başka bir nîmet aramanın gereksizliğine işâret ediliyor. Ayrıca bu lütuf ile insan ruhunun muhtaç bulunduğu her türlü malzemenin sunulduğu hatırlatılıyor.