MEÂLİ:
13- Kim Allahʹa ve Peygamberine imân etmezse, elbette biz, kâfirlere alevleri köpüren bir ateş hazırladık.
14- Göklerin ve yerin mülk-ü saltanatı Allahʹındır. Dilediği kimseyi bağışlar, dilediği kimseye azap eder. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
15- (Savaşa katılmayıp) geri kalanlar, siz ganimetleri almaya gideceğiniz vakit, «Bırakın biz de peşinizden gelelim» derler. Onlar Allahʹın sözünü değiştirmek isterler. De ki: «Peşimize takılıp gelmiyeceksiniz. Allah, sizin için daha önce böyle buyurdu. » Onlar, «Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz» diyecekler. Bilâkis kendileri çok az anlayan kimselerdir.
16- Bedevilerden geri kalanlara de ki: «İleride siz, güçlü savaşçı bir milletle savaşmaya çağrılacaksınız; ya İslâmʹa girmeyi kabul edecekler, değilse onlarla vuruşacaksınız. O takdirde eğer (çağrıya «evet» deyip Peygamberʹe) itaât ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Daha önce arka döndüğünüz gibi dönerseniz, Allah sizi elem verici bir azap ile azâplandırır. »
17- Gözleri kör olan kimseye (savaşa katılamadığından dolayı) bir günah yoktur. Topal ve hastaya da bu hususta günah yoktur. Kim, Allahʹa ve Peygamberine itaât ederse, Allah onu, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar; kim de yüz çevirirse, onu da elem verici bir azâba uğratır.
NİFAK KÜFRE YOL AÇAR
«Kim Allahʹa ve Peygamberine imân etmezse, elbette biz, kâfirlere alevleri köpüren bir ateş hazırladık. »
Münafıkların gayr-i samimi tutumları ve asıl renklerini içlerinde gizlemeye çalışmaları kınanırken, dönüş yapmaları, içlerindeki şüpheyi atıp «tahkikî imân»a erişmeleri istenmekte ve dönüş yapmadıkları takdirde nifaklarının küfre dönüşeceğine işâret edilmektedir. Bunun sonunun da sonsuz bir azap olacağı ve İlâhî hükmün değişmiyeceği tehdît anlamında hatırlatılmaktadır. Zira Allah ancak sağlam imânı ve onun tabii ürünü olan sâlih amelleri kabul edip mükâfatlandırır.
Böylece Kurʹân, nifakla küfrün ikiz olduklarına işârette bulunmakta ve içinde din, Kur’ân, Peygamber veya Allah hakkında şüphe taşıyanların dönüş yapmaları istenmektedir.
ALLAH KENDİ MÜLKÜNDE MUTLAK TASARRUF SAHİBİDİR
«Göklerin ve yerin mülk-ü saltanatı Allah’ındır.. »
Sonsuz kudretinin eseri olarak var kıldığı kâinatın her parçası O’nun tasarrufu altındadır. Hükümranlık ve saltanatı plânlı ve proğramlıdır. Nasıl hiçbir şey, boş anlamsız ve hikmetsiz yaratılmamışsa, öylece yaratılan her şey de belli kanunlara bağlanıp İlâhî tasarruf ve kontrol altında tutulmaktadır. Cenâb-ı Hak, koyduğu kanunları, hazırladığı plânı değiştirmez, yani şunun-bunun hatırı için müdahalede bulunmaz. O bakımdan hikmet ve hükümranlığı gereği, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Hükmü, kusursuz şekilde hedefine doğru ilerler. Böylece koyduğu nizama ve hayat kanunlarına uyanları ilâhî meşieti gereği bağışlar; uymayanlara azap eder. Çünkü O, hem Gafûr, hem de Rahîm’dir. Kendilerini o rahmet ve gufrana lâyık olma düzeyine getirenleri bağışlayıp rahmetine gark eder.
GANÎMET KOKUSUNU ALAN MÜNAFIKLAR
«(Savaşa katılmayıp) geri kalanlar, siz ganimetleri almaya gideceğiniz vakit, «bırakın biz de peşinizden gelelim» derler.. »
Münafıkları leş kargalarına benzetmek bir bakıma doğru olur. Aslanlar avlarını yakalayınca, bir anda ortalık leş kargalarıyla dolmaya başlar. O avı birlikte avlamışlarcasına ortaklık tavrına girerler.
Münafıklar, ganîmet kokusunu duymadıkları Hudeybiye seferine katılmadıkları halde Hayber’in fethine karar verilip harekete geçilince, bu kokuyu derhal aldılar ve Hz. Peygamberʹe baş vurup kendisiyle birlikte bu savaşa katılmak istediklerini bildirdiler. Şüphesiz onların bu tavırlarında da samimiyetin eseri, Hak yolunda hizmetin niyeti ve izi yoktu. Oysa Cenâb-ı Hak, sünnetullahı gereği, Hayberʹde elde edilecek zafer ve ganîmeti, Hudeybiyeʹde Hz. Peygamber’e (A. S. ) beyʹât eden samimi mü’minlere va’detmiş bulunuyordu. Onun vaʹdi mutlaka yerine gelir ve irâdesi gerçekleşir. O bakımdan değişmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle Cenâb-ı Hak, münafıkların Hayber Savaşı’na çıkmalarına izin vermedi. Sadece Hz. Muhammed (A. S. ) ile birlikte «Bey’âtüʹr-Ridvân»da hazır bulunanların çıkmasını emretti. 15. âyet bu hususu özetlemektedir ve münafıklar ancak nifak ve şikaktan uzak kalıp içlerindeki şüphe ve kini temizlerlerse, o takdirde ileride meydana gelecek büyük bir savaşa katılabileceklerine atıf yapılarak, Cenâb-ı Hakk’ın her şeyi en iyi bildiğine işâret edilmektedir.
MÜNAFIKLARI İKİNCİ, FAKAT DAHA BÜYÜK BİR SINAV BEKLEMEKTEDİR
«Bedevilerden geri kalanlara de ki: «İleride siz güçlü savaşçı bir milletle savaşmaya çağrılacaksınız; ya İslâmʹa girmeyi kabul edecekler, değilse onlarla vuruşacaksınız.. »
Hayber Savaşı’na katılmalarına müsaade edilmeyen kabileler, yakındılar, savaşmak istediklerini, fakat bu imkânın verilmediğini dile getirip sızlandılar. O sebeple Cenâb-ı Hak, onları ikinci büyük bir sınavla deneyeceğini haber vererek, sızlanmalarının geçerli ve makul yanı bulunmadığına işârette bulundu.
İleride Müslümanların savaşacağı güçlü, savaşçı millet hangisi olabilir? İlim adamlarının tesbit ve yorumları farklıdır:
a) İbn Abbas, Atâ b. Ebî Rebah, Mücâhid, İbn Ebî Leylâ ve Atâ el-Horasanî’ye göre: İranlIlardır. Meşhur Kadisiye Savaşı’na işârettir.
b) Kâb, el-Hasan ve Abdurrahmân b. Ebî Leylâʹya göre: Rumlardır. Meşhur Tebük Seferi’ne işârettir.
c) İbn Cüreyc’e göre: Hevâzin ve Sakîf kabileleriyle meydana gelecek savaşa işarettir.
d) Katadeye göre: Huneyn Savaşı’nda İslâmʹın karşısına çıkan Hevazin ve Gatafan kabileleridir.
e) Zührî ve Mukatile göre: Benî Hanîfe kabilesidir ki bu meşhur Yemâme Savaşı’na işârettir.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin vefatına yakın yapılan Tebük Seferi, cidden müʹmini münafıktan ayırd eden bir sınav oldu. Ebû Bekir Sıddîkʹın (R. A. ) Benî Hanîfe’ye karşı hazırladığı ordu ile Hz. Ömer’in (R. A. ) Rum ve Fârislere karşı gönderdiği ordular da bu konuda birer mihenk taşı oldu; öyle ki samimi mü’minleri, ikiyüzlü dönek münafıklardan seçip ayırdı.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı sapıklar, şaşkın münafıklar tehdît edildi. Umre Seferine katılmayan kabileler kınandı ve ileride meydana gelecek çetin bir savaşa hazırlanmaları hatırlatılarak, nifak ve şikakı bırakmaları tavsiye edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Hudeybiye’de ağaç altında Hz. Peygamberʹe beyʹat edenler hem övülüyor, hem de müjdeleniyor. Sonra da İslâmî fetihlerin birbiri ardınca devam edeceği bildirilerek, mü’minlerin ona göre hazırlanmaları isteniliyor ve aynı zamanda kâfirlerle münafıklar tehdît edilip, dönüş yapmadıkları takdirde başlarına gelecek azabı savacak bir gücün bulunamayacağı dolaylı şekilde hatırlatılıyor.