MEÂLİ:
16- İbrâhim’i de (uyarıcı olarak gönderdik). Hani bir vakit O, milletine demişti ki: «Allah’a ibâdet edin ve O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.
17- Sizler Allahʹı bırakıp da birtakım putlara tapıyorsunuz ve durmadan yalan uydurup söylüyorsunuz. Şüphesiz ki Allahʹtan başka taptığınız şeylerin size rızık vermeye güçleri yetmez. O halde rızkı Allah yanında arayın. Oʹna ibâdet edin, Oʹna şükredin. Ancak Oʹna döndürüleceksiniz.
18- Eğer siz (Peygamberʹi) yalanlarsanız, gerçekten sizden önceki birçok ümmetler de (kendilerine gönderilen peygamberleri) yalanlamışlardı Peygamberʹe gereken, ancak açık tebliğdir.
KOYU CEHALET VE PUTPERESTLİK
Kur’ân-ı Kerîm’in birkaç yerinde İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) putperestlerle mücadelesinin değişik safhalarına değinilmesi, hem mü’minleri teselli etmekte, hem de milattan yaklaşık iki bin yıl önceleri de koyu bir putperestliğin hüküm sürdüğünü göstermektedir.
Böylece hemen her çağda peygamberler vasıtasıyla Allah’a inananlar bulunduğu gibi, bâtılı savunup peygamberlerin karşısına çıkan inkârcı sapıklar da eksik olmamış, hattâ çoğunluğu onlar teşkil etmişlerdir.
İbrahim Peygamber’in (A. S. ) Nemrutlar devrinde yaşadığı bilinmektedir. Mısır krallarına «Fir’avn» denildiği gibi, Babil hükümdarlarına «Nemrut» denildiğini tarihçiler kaydetmektedirler. Ancak İbrahim Peygamber’i (A. S. ) ateşe attıran hükümdarın kaçıncı Nemrut olduğu tartışma konusudur.
Fırat kıyılarında verimli topraklar üzerinde kurulan cennet misali asma bahçeleriyle, kule ve kaleleriyle meşhur olan Babil ülkesi, İbrahim Peygamber’in (A. S. ) de yurdu sayılır. Refah içinde yüzen Babilliler, inkârcı mağrur hükümdarlarını ilâhlaştıracak kadar koyu cehalet içinde şahsiyetlerini ve benliklerini kaybetmişlerdi. O çağda putperestlik çok ileri gitmiş bulunuyordu. İbrahim Peygamber’in babası Âzer de onlardan biri idi. Bundan da anlaşılıyor ki, insanları hakka dâvette İbrahim Peygamber (A. S. ) tek başına sahneye çıkmıştır. Ancak amcasının oğlu tahmin edilen Lût ona inanmış ve destek olmuştur. Sonra da Allah (c. c. ) Lûtʹa da peygamberlik vererek teblîğ, uyarı ve irşatta bulunmakla görevlendirmiştir.
İbrahim Peygamber’in (A. S. ) uyarı ve teblîğlerinin ana çizgilerini şu maddeler oluşturuyordu:
1- Allah vardır ve birdir. O bakımdan O’na ibâdet edin. Zira insan ancak her şeyi yaratıp tasarrufu altında tutan o yüce kudrete kul olabilir.
2- Ancak Allah’tan korkun. Çünkü O, ilmiyle, kudretiyle, hükümranlığıyla varlık âlemini kapsayıp kuşatmıştır. Korkulmaya, sevilip sayılmaya asıl lâyık olan O’dur ve bu sizin için son derece hayırlıdır.
3- Siz, Allahʹı bırakıp baba ve dedelerinizin yontup şekillendirdiği cisimlere tapıyorsunuz ve durmadan yalan uydurup İnsanî vasıflardan uzaklaşıyorsunuz.
4- Siz ancak her şeyi belli amaçlara yönelik yaratıp, insanların hizmetine veren Allah’tan rızık isteyin; taştan, ağaçtan bir şeyler beklemeyin ve ummayın.
5- Evet, Allah’a kul olun, ancak O’na şükredin. Çünkü her şey Oʹnundur.
6- Unutmayın ki, eninde sonunda dönüşünüz Allah’a olacak ve O’na hesap vereceksiniz.
İşte ana maddelerini sıraladığımız bu öğüt ve tavsiyeler hem Mekkeli putperestler, hem de her çağda ve dönemde türeyen inkârcı maddeciler için de geçerlidir.
PEYGAMBERE DÜŞEN GÖREV, AÇIK TEBLİĞDİR
«Peygamber’e gereken ancak açık tebliğdir. »
Nuh (A. S. ) ve İbrahim (A. S. )ın cahil putperestlerle çetin mücadelelerde bulundukları ve neticenin haktan yana tecelli ettiği tarihî birer misâl olarak hatırlatıldı ve İbrahim Peygamber’in (A. S. ) teblîğ ve irşat metodunun ana noktaları üzerinde durularak müʹminleri aydınlatır mahiyette bilgiler verildi. Arkasından, Mekke’de müşriklerin amansız saldırılarına mâruz kalan Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz ile arkadaşları teselli edilmekte ve görevlerinin sınırı belirlenmektedir. Şöyle ki: Peygamber (A. S. ) Allah’tan aldığı emirleri ve tavsiyeleri noksansız teblîğ edip insanları Cenâb-ı Hakkʹın varlığını, birliğini kabule davet edecek, irşatta bulunacak ve kalpleri hakka ve hakikate çevirmek için aralıksız mesai sarfedecektir. Doğru yola eriştirmek ise, Allah’a aittir. O halde putperest müşriklerin Hz. Muhammedʹi (A. S. ) yalanlaması, hizmeti aksatmayacaktır. Çünkü O’ndan önce gelip geçen her peygamber cahil putperestlerin bu tür suçlama ve sataşmalarına mâruz kalmışlardır. Ama mutlu sonuç, mutlaka haktan yana olanlaradır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, İbrahim Peygamberʹin kendi kavmini hakka dâveti konu edilerek müʹminler teselli edildi. Küfrün hemen her devirde hakkın karşısına çıktığına ve hayasızca davrandığına işâretle, müʹminlerin sabretmesi istenildi. Sonra da Hz. Muhammed’in (A. S. ) görev ve yetki sınırı belirlenerek, insanları doğru yola eriştirmenin Allah’a ait olduğuna dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın varlığına, birliğine, kudretinin sınırsızlığına delâlet eden ve insan aklına, idrâkine ve vicdanına ışık tutup malzeme veren belgeler sıralanıyor.