MEÂLİ:
158- (Ey Peygamber! ) De ki: Ey insanlar! şüphesiz ki ben hepinize gönderilen Allah’ın peygamberiyim; o Allah ki, göklerin ve yerin mülkü Oʹnundur; Oʹndan başka ilâh yoktur; diriltir ve öldürür. Artık Allahʹa imân edin; Allahʹa ve Oʹnun sözlerine imân eden Ümmî Peygamberine, Resûlüne inanın; Oʹna uyun ki doğru yolu bulasınız.
İLGİLİ HADÎSLER
«Beş şey ile peygamberlere üstün kılındım:
1. Bütün insanlara peygamber olarak gönderildim.
2. Şefaatimi ümmetim için (Kıyâmetʹe) sakladım.
3. (Düşmanlarıma karşı), bir aylık mesafe önümden, bir aylık mesafe arkamdan korkumu hissetmeleriyle yardım görüp başarılı kılındım.
4. Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı.
5. Ganimet bana helâl kılındı, benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı. » (Taberânî/Sahîh rivâyetler Sâib b. Yezîd’den)
«Dört hasletle üstün kılındım:
1- Ben ve ümmetim, meleklerin saf bağladığı gibi, namazda saf bağlamakla (emrolundum).
2- Yeryüzü bana, abdest suyu yerine (temizleyici olarak) verildi.
3- Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı.
4- Ganimetler bana helâl kılındı. » (Ahmed b. Hanbel: 5/256. Taberânî: Ebû Derdâ (R. A. )den)
SON PEYGAMBERİN RİSÂLETİ UMUMÎDİR
«Ey insanlar! Şüphesiz ki ben hepinize gönderilen, Allahʹın peygamberiyim.. »
Bernaba İncilʹinde de belirtildiği gibi, daha önce gönderilen her peygamber sadece bir kavme, bir kasabaya veya bir millete gönderilmiştir. Çünkü o devir ve dönemlerde ilim uykuda, teknik ilkel, vasıta deve ve at idi; haberleşme köyden köye, kasabadan kasabaya özel ulaklarla sağlanırdı. Gönderilen bir peygamberin sesi ancak bulunduğu kasaba ve köylerinde işitilebilirdi. Yeryüzü coğrafyası pek bilinmezdi. Son Peygamber Hz. Muhammedʹin (A. S. ) gönderildiği asırda ise, Asya ile Afrika, hattâ Asya ile Avrupa arasında ticarî kervanlar hızlanmış; az da olsa haberleşme imkânları doğmuştu. Demek ki bir gelişme, uyanma ve hareket birçok kesim ve bölgelerde kendini hissettiriyordu. Kıtalar arasında İlmî, ticarî ve kültürel alış-veriş az-çok belirginleşmiş bir düzeye gelmişti.
Kur’ân, geçmiş ümmetlerden Asya ve Afrika kıtalarında yaşayanların geriye ibret alınacak belge bırakanlarından altı, yedi kavmi ve onlara gönderilen peygamberlerin karşılaştıkları zorlukları, sergiledikleri çetin mücadeleleri ve Allah yolunda yaptıkları hizmetleri ve sonunda tecelli eden sünnetullahı birer doyurucu ve öğüt verici misal halinde açıkladıktan sonra, Hz. Muhammed’in (A. S. ) yeryüzünde yaşayan ve kıyâmete kadar yaşayacak olan insanlara son peygamber olarak gönderildiğini ilân eder. Artık Oʹnun gönderilmesiyle diğer semavî dinlerin ve kitapların yürürlükten kaldırıldığını söyleyerek Tevrat ile İncilʹdeki son nebiyle ilgili belgeleri hatırlatır; dinlerdeki tekâmüle dikkatlerini çekerek İlâhî dinlerin İslâmiyet ile kemal bulup son noktasına eriştiğini belirtir.
MÜLK VE SALTANAT ALLAHʹINDIR
«O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü Oʹnundur. »
Allah, milattan yaklaşık onüç asır önce Musa Peygamber’i risâlet göreviyle teçhîz edip gönderdi. İsrâîloğullarıʹnı kendi çağlarındaki milletlerden üstün tuttu. Zalim ve zorbaları yok edip Hakkʹa ibâdet eden bir milleti onlara vâris kıldı. Sonra sosyal alanda hayli gelişmeler meydana gelince, Tevrat’ın bazı hükümlerini hafifletmek, bazı yeni hükümler ilâve etmek ve Tevhît inancını yeniden pekiştirmek için İsa Peygamber’i İncil ile gönderdi. O dönemde İsrâiloğullarıʹnın yüzü iyice dünyaya dönmüş bulunuyordu. İsa Peygamber’in ise, yüzü ve himmeti daha çok âhirete yönelik idi. O bakımdan çok üzücü olaylar meydana geldi ve sonunda Cenâb-ı Hak, yaratılışı bile bir muʹcize olan İsa Peygamber’i göğe yükselterek zâlimlerin tecavüzünden koruyup kurtardı.
Sonra fetret devri başladı; peygamberlerin bir süre ardı-arkası kesildi. Tek Tanrı inancı birçok bölgelerde yerini çok tanrı inancına bıraktı. Böylece kavimler, milletler azıp sapıttı, dünyalık ve şehvet tek amaçları haline geldi. Zâlimler ve zorbalar sahayı doldurdu. Kutsî âlemden ferahlatıcı hava esmez oldu. İnsanlık bunaldı, bir kurtarıcı aramaya başladı. Her millet muhtaç oldukları kurtarıcının kendi arasından çıkacağını umuyordu. Derken mülkün sahibi, risâlet görevini Hz. Muhammedʹe (A. S. ) verdi. Oʹnu ve ümmetini mülke vâris kılmayı diledi..
Şüphesiz ki bu, ezelde yazılıp çizilmiş bir proğramdır ki, değişmesi söz konusu değildir. Mülk-ü saltanat Allahʹındır, kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Kimsenin buna itiraz hakkı yoktur. Bir çiftlik sâhibi bile, kendi mülkünde istediği gibi tasarruf hakkını kullanabiliyor, başkalarının ona itiraz hakkı olamıyorsa, Allah’ın bütün insanlara doğru yolu göstermek, dünyaya getiriliş hikmet ve amacını kendilerine öğretmek için Mekke’den Kureyş kabilesinden doğruluğuyla tanınmış bir adamı peygamber olarak görevlendirmesini yadırgamaya veya beğenmemezlik etmeye kimin ne hakkı olabilir? Böyle bir düşünceye sahip olmak küstahlığın tâ kendisi değil midir? Ne var ki, böyle küstahlar her çağda ortaya çıkıp halkı saptırmaya çalışmışlardır.
FETRET DÖNEMİ
Fetret dönemi altı asır kadar sürmüştür. Bu süre içinde peygamber gönderilmemişse de, İbrahim Peygamber’in Hanîf dini; Musa ve İsa peygamberlerin getirip teblîğ ettikleri İlâhî nizam -biraz değişikliğe uğratılsa bile- yaşıyordu. Tevrat ve İncil nüshaları birçok yerlerde bulunuyordu. Ne var ki, zamanın tahribatına uğrayıp yer yer yıkılmaya yüztutan bir binayı tamir etmektense, onu tamamen yıkıp yerine, günün şartlarına ve imkânlarına göre yenisini yapmak çok daha hayırlıdır. O halde öyle bir binayı bir süre kendi haline bırakıp iyice işe yaramaz hale gelmesini ve her gören kişinin, bunu tamamen neden yıkıp yenisini yapmıyorlar? diye düşünmesini beklemek bir bakıma daha tesirli olur. Nitekim inançsızlık fırtınasına tutulup iyice bunalan kavim ve milletler, yepyeni ve ruhlara şifa, insanlığa huzur verecek bir İlâhî sistemin ortaya çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı.
Kurʹân’da ilgili âyetle bu hikmet özetlenerek deniliyor ki: «Ey Peygamber! De ki: Ey insanlar! şüphesiz ben hepinize gönderilen, Allah’ın peygamberiyim. O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Ondan başka ilâh yoktur. Diriltir ve öldürür... »
ALLAH’A VE OʹNUN SÖZLERİNE İNANAN PEYGAMBER
«Allahʹa ve Oʹnun sözlerine imân eden resûl... »
Kur’ân, kimlere uyulacağını açıklarken iki önemli noktayı belirtiyor: Birincisi, Allah’a dosdoğru inanan; İkincisi, O’nun indirdiği hayat verici sözlerini kabul edip uygulayan peygamber örnek gösteriliyor. Bununla, Allah’a inanmayan veya inandığı halde Oʹnun indirdiği sözleri kabul etmeyen ve kabul etmediği için de uygulamayan kimselere uymanın caiz olmayacağına işâret ediliyor. Bu, müʹminler için her çağda ve her yerde geçerli bir ölçüdür.
ÜMMÎ PEYGAMBERE İMAN EDİLMESİ EMREDİLİYOR
«Oʹna uyun ki doğru yolu bulasınız. »
Kur’ân bu emirle, Hz. Muhammed’in (A. S. ) risâlet göreviyle ortaya çıktığı andan itibaren artık başka bir peygamberin peşine takılmanın, onun getirdikleriyle amel etmenin yasak kılındığını dolaylı şekilde bildirerek en sağlam kıstası veriyor: «Ümmî Peygamber.. » Cüneyd el-Bağdadîʹnin dediği gibi, «Hz. Muhammedʹin (A. S. ) yolundan başka bütün yollar kapalıdır. » Hidayet, yani doğru yolu bulmak, Allahʹa kavuşmak ancak o Ümmî Peygamber’e uymakla mümkündür. Zira eski düzen kaldırılmış, yepyeni bir düzen getirilmiştir. Eski düzen kaldırılırken bütün yol ve yöntemleri de kaldırılmıştır.
O bakımdan ilgili âyetin sonunda: «Ona uyun ki doğru yolu bulasınız.. » buyurulmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, İsrâiloğullarıʹnın bir daha maddeyi ilâhlaştırmamaları için son Peygamberʹe uymaları gereği üzerinde duruldu ve son peygamberin bazı özellikleri anlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle İsrâiloğulları arasında hakka, doğruya irşat eden kişilerin bulunduğu hatırlatılıyor, hepsinin aynı düzeyde olmadığına işâret ediliyor. Sonra da İsrâiloğulları’nın İlâhî emirleri değiştirerek kendilerine haksızlık ettikleri konu edilerek onların zikzaklı hayatının bir bölümüne dikkatler çekiliyor.