MEÂLİ:
151- De ki: (Ey Allah’a karşı yalan uyduranlar! ) Gelin de Allahʹın size neleri haram kıldığını okuyup (haber vereyim): Hiç bir şeyi Oʹna ortak koşmayın; ana-babanıza iyilikte bulunun; yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, -sizin de onların da rızkınızı biz veririz-, hayasızlığın açığına da gizlisine de yaklaşmayın; Allahʹın haram kıldığı canı -haksız yere- öldürmeyin.
İşte Allah bunları, aklınızı kullanasınız diye size emreder.
152- Bir de yetim malına -rüşdüne erişinceye kadar- en iyi ve en uygun tarzın dışında yaklaşmayın; ölçüyü tartıyı tam ve doğru ölçüp tartın. Hiç kimseye güç getiremiyeceğiyle teklifte bulunmayız. Söz söylediğiniz zaman -yakınınız bile olsa- ancak adâleti gözetin. Allah’ın ahdini (farz ve vâcip kıldığı hususları ve Oʹna verdiğiniz sözü) yerine getirin.
İşte Allah bunları size emreder; ola ki düşünür de öğüt alırsınız.
153- Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur; artık bu yola uyun, başka yollara uymayın, sonra o yollar sizi Allah yolundan saptırıp parçalar.
İşte Allah size bunları emretmektedir; ola ki sakınırsınız.
İLGİLİ HADÎSLER
«Helâk edici yedi şeyden sakının:
1- Allahʹa ortak koşmak,
2- Sihir (ve büyücülük gibi gözboyayan, aldatıp oyalayan şeylerle meşgul olmak),
3- Allahʹın haram kıldığı cana haksız yere kıymak,
4- Yetim malı yemek,
5- Savaş alanından kaçmak,
6- Faiz yemek,
7- İffetli, namuslu, suçtan beri, müʹmine kadınlara zinâ isnat etmek. » (Buharî/vasaya: 23, tıb: 48, hudud: 44 - Müslim/iman: 144 - Ebû Dâvud/vasaya: 10 - Nesâî/vasaya: 12)
«Cebrâîl bana gelerek şu müjdeyi verdi: «Ümmetinden kim Allah’a ortak koşmadığı halde ölürse, Cennete girer. » Bunun üzerine ona dedim ki : «Zina da etse, hırsızlık da yapsa...? » cevap verdi: «Evet, zinâ da etse, hırsızlık da yapsa... »
Râvî diyor ki: Peygamberimiz (A. S. ) bu soruyu üç defa tekrarladı, her defasında aynı cevap verildi: (Buharî/cenâiz: 1, bed-i halk: 6, libas: 24, ıstı’zan: 30, rıkak: 13, 14, tevhîd: 33 Müslim/imân: 153, 154, zekât: 32, 33 - Tirmizî/imân: 18 - Ahmed: 5/152, 159, 161, 285-6/166)
Açıklama :
Zinâ etmek, hırsızlık yapmak büyük günahlardandır. Bu fiillerden birini işledikten sonra pişmanlık duyup gönülden tevbe ve istiğfar edenler hakkında Allah Gafur ve Rahimdir; dilerse affeder, dilerse kıyâmet günü cezalandırır. Ancak kıyâmet günü bunlardan dolayı cezasını çeken müʹminler cennete girerler. Hadîsin bir bakıma yorumu bu anlamdadır.
«İbn Mes’ud (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize sordum, dedim ki:
- Hangi amel daha üstündür?
Cevap verdi:
- Vaktinde kılınan namaz...
- Ondan sonra?
- Ana-babaya iyilik.
- Ondan sonra?
- Allah yolunda cihat. » (Buharî/imân: 18, rikak: 2, cihâd: 1, tevhîd: 47 - Müslim/imân: 137 - Nesâî/siyam: 43 - Dâremî/salât: 24, fezâil: 33 - Ahmed: 5/150, 171, 318, 368)
«Yine İbn Mesʹud (R. A. ), Peygamber (A. S. ) Efendimize sordu:
- Hangi günah daha büyüktür?
Allah Resûlü cevap verdi:
- Seni yarattığı halde Allahʹa denk, ortak ve benzer koşman...
- Ondan sonra?
- Seninle beraber oturup (hazırlanan yemekleri) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen...
- Ondan sonra?
- Komşun karısıyla zinâ etmen... » (Buharî/tefsîr. 2, 3, 25, edeb: 20, hudud: 20, diyat: 1, tevhîd: 40 46 Müslim/imân: 141, 142 - Ebû Dâvud/talâk: 50 - Tirmizî/tefsîr: 25 - Nesâî/eyman: 6, tahrim: 4 - Ahmed: 1/380, 431, 434, 462, 464)
«Allahʹtan başka ilâh (tanrı) olmadığına, benim de Allahʹın peygamberi bulunduğuma şehâdet eden Müslüman kişinin kanı helâl değildir; ancak şu üç sebepten biriyle helâldır:
1. Zinâ eden evli ve dul.
2. Cana can (kısas=misilleme).
3. Dinini terkedip İslâm cemaatinden ayrılan. » (Buharî/diyat: 6 - Müslim/kasamet: 5, 11, 14, siyer: 11-Ahmed : 1/61, 63, 65, 70, 163, 382, 428, 444, 465 - 6/181, 214)
Açıklama:
Dinini terkedip İslâm cemaatinden ayrılan kişi tevbe edip dönüş yaparsa öldürülmez.
«Müslüman kişinin kanı ancak şu üç sebepten biriyle helâl olur:
1- Zinâ eden evli (recmedilir).
2- Kasden haksız yere adam öldüren öldürülür.
3- İslâm’dan çıkıp Allah ve Peygamberin hükümlerine baş kaldıran öldürülür veya asılır, ya da sürgün edilir. » (Buharî/diyat: 6 - Müslim/kasamet: 5, 11, 14, siyer: 11 - Ahmed: 1/61 63, 65, 70, 163, 382, 428, 444, 465 - 6/181, 214)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ölçü ve tartı işleriyle uğraşanlara şöyle buyurdu:
«Siz öyle bir işe sahip çıktınız ki, sizden önceki ümmetler o yüzden helâk olmuşlardır. » (Tirmizî: İbn Abbas (R. A. )dan)
İbn Mesʹud (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz eliyle düz bir çizgi çekti ve: «Bu, Allahʹın dosdoğru yoludur. » buyurdu. Sonra bu düz çizginin sağ ve sol taraflarına birtakım çizgiler daha çizdi ve: «Bu yollardan hiç biri yok ki ona çağıran bir şeytan bulunmasın. » diye ilâve etti. (Ahmed: 1/399, 455, 458 - Hâkim: İbn Mes’ud (R. A. )den)
YASAKLAR ZİNCİRİNDE EN ÖNEMLİ HALKA
İlgili âyetle yasaklar zincirinde, aklı, ruhu ve fıtratı bulandıran, aynı zamanda vicdanı rahatsız eden on haram nesneden söz ediliyor. İlâhî metot gereği bütün yasaklar bir çırpıda açıklanmıyor; belki olayların ortaya çıkışına göre İlâhî buyruklar iniyor. Ayrıca her yasağın yer aldığı sûre ve bölümde bir önceki ve sonraki âyetler dizisinde başka hükümlerin de istinbat edilmesi hikmeti amaçlanıyor.
Buradaki yasaklar, ana hükümler niteliğinde iki önemli grupta toplanmaktadır:
Birincisinde söz ve fiillerden haram kılınanlar belirtilmekte; İkincisinde faziletlerin kaynağı ve iyiliklerin temeli anlatılmaktadır.
Bu iki grup içiçe işlenirken her yasağın iyiliği, fazîleti, adâleti ve olgunluğu amaçladığı görülür. Bu da Kurʹânʹa, diğer bir tabirle İslâm Hukukuna has bir yoldur ki, başka sistemlerde bu amaçların tümünün birleştirilip bir komprime haline getirildiğini görmek mümkün değildir.
On yasağın açıklanması:
1- Hiçbir şeyi Oʹna ortak koşmayın.
Ortak koşmak, putlardan krallara; meleklerden canlılara; ay, güneş ve yıldızlardan diğer varlıklara; sofilerden mürşitlere kadar uzanarak geniş bir alanı içine alır. Taştan insan eliyle yontulmuş putlara tanrı diye tapınmak nasıl küfürse, Fir’avn misali krallara, hükümdarlara tapınmak da öylece küfürdür. Melekleri tanrı saymak veya onlara Allah’ın kızları demek nasıl şirkse canlıları, ay ve güneşi ve benzeri eşyayı ilâh saymak da şirktir.
Bütün bunlar açık şirktir, küfürdür. Allah sevgisini unutturan bütün sevgi ve ilgiler; gösteriş için yapılan ibâdet ve hayırlar ise gizli şirktir.
Görülüyor ki, Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretinin yüceliğine inanmakta, Oʹna imân etmekte yüksek bir ahlâk, köklü bir fazîlet ve engin bir iyilik amacı yeralmaktadır.
2- Ana-babaya iyilikte bulunmak.
İnsan türünün devamını sağlamaya yönelik olan âile, iki ana unsurdan oluşur: Ana ile baba. Çok külfet isteyen çocuk bakımı bir aile için en ağır fakat en zevkli bir iş ve görevdir. Bu köklü zevk ve sevgi, çocukla ana-babası arasındaki fıtrî bağa ve sıcak ilgiye dayanmaktadır. Ne var ki, sözü edilen ilgi ve sevgi, yine bu fıtrat gereği daha çok yukardan aşağıya doğru inmektedir. Buna NESLİ İDAME KANUNU da diyebiliriz. Yani ana- babanın çocuklarına ve torunlarına olan sevgi ve ilgileri, kendi ana-babalarına olan sevgi ve ilginin üstünde seyreder. Bunun nedeni açıktır: Beslenip büyütülmesi çok külfetli ve kahırlı olan çocuğun korunup yetişmesinin sağlanması gereklidir. Aksi halde neslin devamı aksar ve denge bozulur. O sebeple bunca külfetlere katlanan ana-babaya karşı ilgi ve sevgimiz, kendi öz evlâdımıza olan ilgi ve sevgimizin altında da olsa, onlara iyilikte bulunmamız farz kılınmıştır. Bu vücup da hem dengeyi sağlamaya, hem de İnsanî görevi yerine getirmeye yönelik bulunmaktadır.
Bilindiği gibi, bu emirde de insanlığımıza yakışan yüksek ahlâkın, erdemliğin ve kadir bilirliğin mayası mevcuttur.
3- Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.
Kur’ân burada «öldürmeyin!. » tabirine esneklik katmış, çağın özelliklerine göre hüküm çıkarılmasını kolaylaştırmıştır. Yani usûl ilmine göre, âyet mücmel bırakılmıştır. Çünkü çocuk, biri bedensel, diğeri ruhsal ve beyinsel olmak üzere iki türlü öldürülür. Birincisi, ana rahminde oluşan cenini kürtaj ile imha etmek; diğeri ise doğan çocuğu kötü bir eğitimle fıtratından uzaklaştırmak, ruhunu din ve güzel ahlâk gıdasından mahrum bırakıp yozlaşmasına sebep olmaktır.
Çocuğu belirtilen her iki türlü katletme kesinlikle yasak ve haramdır. Ancak zarurî haller müstesnâ..
Kur’ânʹda sözü edilen yasak belirtilirken iki ayrı anlatım biçimi ortaya konmuştur. En’âm sûresinde, «Sizin de onların da rızkınızı biz veririz» buyurulurken, İsrâ sûresinde: «Onları da sizi de biz rızıklandırırız» (İsrâ sûresi: 31) buyurulmuştur. Kelime konumundaki değişiklik ve tekrar, değişik hükümler getirmiştir: Birinci şekilde küçük çocuklarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin; çünkü sizin ve sizinle birlikte o yavruların rızkını biz veririz, yani küçük yavrular size verdiğimiz rızıkla rahatlıkla geçinebilirler. O nedenle endişeye mahal olmadığı hatırlatılıyor. İkinci şekilde ise, baba ile ananın rızıklanmakta bir gün gelir de büyüyen çocuklarınaʹ tabi olacakları, ihtiyaçların karşılıklı yardımla gerçekleşeceği belirtiliyor. Büyüyüp hayata atılan çocuklar iş sahibi olduklarında kendileri için hazırlayacakları rızıkla pekâlâ fakir düşen ana-babalarını da geçindirebilirler; bu fazla bir masraf ve külfeti gerektirmez.
4- Hayasızlığın açığına da, gizlisine de yaklaşmayın.
İslâmî ölçülere göre, insanın yaratılışındaki azizliğe, ruhundaki yüceliğe, fıtratındaki teslimiyete ters düşen her söz ve davranış hayasızlıktır. Bunun açığından da gizlisinden de kaçınmamız vâciptir. Başkaları görür de ayıplar, endişesiyle açık hayasızlıktan kaçınan kişi, Allah görür ve bilir inancıyla gizli hayasızlıktan kaçınmadıkça olgun bir müʹmin ve kâmil bir müslüman olamaz.
Bu bakımdan Kur’ân daha çok insan ruhunu ve vicdanını arındırmaya yönelmiştir.
5- Allahʹın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.
Kısas = misilleme, açıktan zina, devlete başkaldırıp isyân; dinden dönme gibi Kur’ân Ahkâmınca öldürülmesi haklı sebeplere dayananlar dışında, haksız yere adam öldürmek kesinlikle yasaktır ve haramdır. O sebeple kasden adam öldüren öldürülür, hükmü konulmuştur. Meğer ki öldürülenin baba tarafından vârisi onu affetmiş olsun.
6- Uygun ve meşru sebepler dışında yetim malına -rüşde erişinceye kadar- yaklaşmayın.
Rüşd ile çevirisini yaptığımız EŞÜDDE tabiri üzerinde farklı yorumlarda bulunulmuştur:
a) Kurtubîʹye göre, fiziksel gücüne erişip bazı tecrübeler edininceye kadar..
b) Ergen olup, bazı tecrübeler edininceye kadar..
Bu daha çok İbn Zeyd’in ve onun paralelinde olanların görüşüdür.
c) Medine fukahasına göre, ergen olup, rüşdü kabul edilinceye kadar.
d) İmam Ebû Hanîfe’ye göre, 15 yaşına girinceye kadar.
Nisâ sûresi 6. âyetin tefsirinde RÜŞD tabiri üzerinde yeterince durulmuş ve gerekli açıklamalar yapılmıştır. Ancak RÜŞD ile EŞÜDD tabirleri arasında nüans vardır; amaç ergen olup, doğruyu eğriden seçebilme düzeyine gelmektir. Bu sebeple her iki tabir için de «evlenme çağı» diye yorum yapanlar çoğunluktadır.
e) Alaeddin Ali’ye göre, erkeklik çağına gelinceye kadar..
f) Şa’bî ve Mâlikʹe göre, büluğa erip teklîf çağına gelinceye kadar..
g) Ebû Aliʹye göre, aklını kullanıp gücünü biraraya getirinceye kadar..
h) Kelbîʹye göre, 18 yaşına girinceye kadar..
7- Ölçü ve tartıyı âdilâne olarak tam ölçüp tartın.
Alım-satımda ölçü ve tartıyı tam kullanmak farzdır. Aksi ise haram ve büyük günahtır. Bu daha çok kul hakkıyla ilgili bir konudur. O bakımdan üzerinde hem Kitap’ta, hem de Sünnetʹte fazlasıyla durulmuştur. Bundan doğacak günah ne namaz ve oruçla, ne hac ve zekât ile ne de tevbe ve istiğfarla affolunur. Önce hak sahibinin hakkının ödenmesi, sonra da tevbe ve istiğfar edilmesi gerekir. Üzerinde kul hakkı bulunduğu halde savaşta şehit düşen mü’minin bu yüzden Cennetin kapısında bekletildiği meşhur rivâyetlerle sabit olmuştur. Ayrıca borçlu bir halde ölen müʹminin cenaze namazını Peygamber (A. S. ) Efendimizin kılmadığı, ashabının bu farzı yerine getirmelerini emrettiği sahih rivâyetlerden anlaşılmaktadır. Kaldı ki, ölçü ve tartıyı noksan kullanmak bir borç olmaktan ziyade dolaylı yoldan kul hakkına tecâvüzdür. Geçmiş milletlerden bir kısmının bu yüzden helâk olduğu ise, Kur’ân ve Hadîste açıklanmıştır.
8- Söz söylediğiniz (bir hüküm verdiğiniz) zaman -yakınınız bile olsa- ancak adâleti gözetin.
İster yargı makamında olun, ister şâhit, ister davalı, ya da davacı bulunun, ancak adâleti gözeterek söz söyleyin, ona göre hüküm verin. Çünkü ülke ancak adâletle ayakta durabilir. Adâlet mekanizması ters yönde çalışan bir ülkede güven kalmadığı gibi, zulüm ve haksızlık kolgezer ve yıkılması için başka bir sebebe gerek kalmaz.
9- Allahʹın ahdini yerine getirin.
Allahʹın Peygamber aracılığıyla insanlara söz verdiği, söz aldığı hususları yerine getirin. Bunu özetliyerek şöyle açıklıyabiliriz:
a) Allah’ın insanlara sunduğu akıl, zekâ, vicdan ve sağduyuyu yerinde kullanmak ve Yaratanı bilip koyduğu hayat kanununu idrak ederek ona göre günlük hayatı düzenlemek.
b) Allahʹın müʹminlere verdiği sözün mutlaka gerçekleşeceğine inanmak. Kelime-i Şehadet ile Oʹna verdiğimiz sözü yerine getirmeğe çalışmak.
c) Allah adına yapılan andlaşmalara ve sözleşmelere sadık kalmak.
d) ELESTÜ hitabına verdiğimiz cevabı unutmamak, ona göre tertemiz bir hayat sürmek.
10- Allahʹın dosdoğru yoluna uyup başka yollara uymamak.
Hak birdir, birkaç değildir; o bakımdan parçalanma, bölünme kabul etmez. Haktan sonra ancak sapıklık ve bâtıl vardır. Hak, tek kelimeyle Allah’ın adıdır ve O’nun yoludur. Diğer bütün yollar saptırıcı ve bâtıla sürükleyicidir. Müslümanlardan iki grup birbirine karşı çıkıp cephe alır veya çatışırsa, haklı olan gruptan yana olup, diğerini doğru yola getirinceye kadar mücadele etmek vâciptir. İnananların bu doğrultudaki asil davranışları ülkeye huzur, esenlik, birlik ve dirlik getirir.
İbn Mesʹud (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz mübarek eliyle düz bir çizgi çizdi ve: «Bu Allahʹın dosdoğru yoludur! » buyurdu. Sonra o çizginin sağ ve soluna birtakım çizgiler daha çizdi ve: «Bu yollardan her birinde mutlaka bir şeytan vardır ki ona dâvet etmektedir» diye ilâve etti. Sonra da ilgili âyeti okudu. (Ahmed bin Hanbel - Nesâî - Ebû Şeyh.)
Bunun için İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:
«Allah bu âyetle mü’minlerin tek bir cemaat olmasını emrediyor; ayrılıp gruplaşmaları yasaklıyor ve geçmiş milletlerin bir çoğunun bölünüp parçalanma yüzünden yıkılıp yok olduklarını haber veriyor. » (İbn Cerîr Taberî.)
Birinci bölümde, «Ola ki aklınızı kullanırsınız» buyurulurken, ikinci bölümde, «ola ki düşünüp öğüt alırsınız.. » buyurulmuştur. Çünkü putperest müşrikler inkârda inat edip kız çocuklarını öldürüyor, zinâya devam edip haksız yere adam öldürüyorlardı. Bütün bunlar insan aklına da ters düşmektedir. O nedenle, «Ola ki aklınızı kullanırsınız» denilerek beşer aklı harekete geçirilmek istenmiştir.
Yetim malını korumak, ölçü ve tartıyı tam kullanmak, söz söylerken, hüküm verirken âdil olmak, akıldan ziyade vicdan ve sağduyu işidir. Bu sebeple, «Ola ki düşünür öğüt alırsınız» buyurulmuştur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Son din İslâmʹın getirdiği esasların insan ruhunun yüceliği ile eşdeğerde olduğu hatırlatıldıktan sonra inatçı inkârcıların ortaya attıkları şüphelerin aklî delillerle de giderilebileceğine dikkatler çekilmiş ve on önemli hususa parmak basılarak gereken tavsiyeler yapılmıştır.
Aşağıdaki âyetlerle Kurʹân’ın doğru yola irşat etmedeki yerinin önemi belirtiliyor, o nedenle Kur’ânʹa uymanın vücubu hatırlatılıyor; müşriklerin ortaya koydukları özürlerin mâkul hiçbir yanı olmadığına işâret ediliyor ve Kur’ân’ın getirdiği esasları yansıtmakta Tevratʹın da insanları aydınlattığına dikkatler çekiliyor ve böylece semavî kitapların aynı kaynaktan süzülüp geldiği çok duyarlı biçimde işleniyor.