Al-i İmran Suresi 139-141. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ

141.

Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.

Diyanet İşleri

140.

Eğer siz (Uhud'da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.

141.

Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

139- Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız mutlaka sizler üstünsünüzdür.

140- 141- (Uhud Savaşı’nda) bir yara aldıysanız, şüphesiz ki o top­luluk da (Bedir Savaşı’nda) benzeri bir yara almıştı. Allah sizden şehitler (veya şâhitler) edinmek, bir de Allah, imân edenleri seçip tertemiz kılmak (içlerindeki cevheri ortaya çıkarmak), kâfirleri yok etmek için bu günleri (bazen lehte, bazen aleyhte olmak üzere) insanlar arasında nöbetleşe döndürüp dururuz. Allah zâlimleri sevmez.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. )ın arkadaşları Uhud savaşında dikkatsizlik yüzün­den dağılıp savaş düzenini kaybettiler. Fırsatı kaçırmayan Hâlid bin Velîd bir süvari bölüğüyle dağa tırmanarak Müslümanları arkadan çevirdi. Du­rumun nezaketini anında farkeden Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Allah’a sı­ğınmaktan başka çare kalmadığını bilerek ellerini kaldırdı ve şu duâyı yaptı:

«Allahım! düşmanlarımız üstünlük elde edemesinler. Allahım! bizim bütün güç ve kuvvetimiz ancak Seninle, Senin yardımınladır. Allahım! şu beldede bu neferlerden başka Sana ibâdet eden kimse yoktur.. »

Bu duâ üzerine yukarıdaki 139. âyet indi. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Uhud savaşından üzüntülü bir halde Me­dine’ye dönerken, kocasını, oğlunu ve yakınını bu savaşta kaybeden ka­dınlar da dövünerek ağlıyorlardı. Görünüm pek gönül açıcı değildi. Tam bu sırada 140, 141. âyetler teselli anlamında indi. (Esbab-ı Nüzul/Nisaburî - Kurtubî - Lübabu’t-Te’vîl/Alaeddin Ali. - İbn Cerîr Taberî)

İLGİLİ HADÎSLER

Uhud savaşının cereyan ettiği gün Müslümanlar hayli şehit vermişti. Ebû Süfyan’ın arzusu yerine gelmişe benziyor ve keyfinden yerinde dura­mıyordu. Bir ara geçici bir zaferin verdiği sarhoşluk içinde Müslümanlara dönerek şöyle seslendi:

- Hayatta kalanlar arasında Muhammed de bulunuyor mu?

Kimse ona cevap vermek istemedi. Bu soruyu üç defa tekrarladıktan sonra;

-Hayatta kalanlar arasında Ebû Kuhafe’nin oğlu bulunuyor mu? Bu sorusunu da üç defa tekrarladı, ama nâfile cevap veren olmadı. Sonra tekrar sordu:

- Aranızda Hattab oğlu Ömer bulunuyor mu?

Bu sorusunu da üç defa tekrarlardı. Çünkü eğer bu üç kişi şehid düş­müşse artık Müslümanlık sona ermiş sayılırdı. Onu dinlemekte olan Hz. Ömer dayanamadı ve:

- «Ey Allahʹın düşmanı! vallahi sen yalan söylüyorsun, sözü edilen üç kişi de hayattadır. Sana kalan sadece üzüntü ve ümitsizliktir. Öfken­den geber.. »

Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz Ashabına dönerek şöyle buyurdu: «Ona cevap verseniz ya! » Ashab da: «Ne diyelim, ya Resûlel­lah?! » diye sorunca, şöyle buyurdu: «Deyin ki: Allah daha üstündür, O daha yüce ve daha kudretlidir. » Ashab da aynı sözü Ebû Süfyan’a ses­lenerek söylediler. Ebû Süfyân bu kez: «Bizim Uzzamız var, sizin uzzanız yok.. » dedi. Resûlüllâh (A. S. ): «Ona cevap verseniz ya! » buyurdu. As­hab da: «Ne diyelim? » diye sorunca şöyle buyurdu: «Allah bizim Mevlâmızdır (yegane sâhibimiz ve yardımcımızdır). Sizin ise mevlânız yok­tur. » (Lübabü’t-Te’vîl / Alaeddin Ali)

İMANIN DEĞER ÖLÇÜSÜ

Meyvanın en olgunu ağacın yüksek dallarında olur; erişebilmek için tırmanmak gerek. Nîmet külfet karşılığındadır. Akıl ve irâdeyi kullanarak elde edilen sonuçtur ki kıymeti bilinir ve bu yolda yürüyenlerin asıl ölçü­sü ortaya çıkmış olur.

Hayat yolu zikzaklıdır; bazen lehte, bazen aleyhte olur. Bir gün gül­dürürse, diğer gün ağlatır. Bunun sebebi açıktır: Böyle bir mücadele ol­masa hayat durur, atâlet başlar. İnsanlar arasında ciddi bir ayırım yap­mak, yani iyileri kötülerden ayırt etmek çok zor olurdu. Akıl, irâde, azim, gayret ve benzeri yeteneklerin âtıl bırakıldığı konularda sadece Allah’ın yardımı ile elde edilen birtakım sonuçlar âdetten olsaydı, kimin daha çok inandığını, kimlerin daha çok ciddi ve yetenekli bulunduğunu tesbit etmek çok zor olurdu. Çünkü bu durumda herkes ister istemez inanmak zorun­da kalırdı

İnsan kendine düşeni yapmaz, belli bir sınıra kadar erişmeye gayret etmezse, Sünnetullahʹa, yani yeryüzünde câri olan hayat kanununa uy­mamış olur. Sadece kuru bir tevekkülle sonucu beklemek ise yarar yeri­ne zarar getirir. Bu durumda artık ne sorumluluk kalır, ne de imânın an­lamı...

İşte Kur’ân’da özellikle bu husus açıklanmakta, İlâhî yardımın -yine O’nun koymuş olduğu hayat kanununa uygun ne zaman tecelli edeceği belirtilmekte ve sebeplerine değinilerek insan aklına, irâde ve düşünce­sine geniş yer verilmektedir Bu ölçü ve anlamdaki imânın değeri kendili­ğinden ortaya çıkar. Davaya inanmaktaki farklı dereceler kendiliğinden anlaşılır..

ÜSTÜNLÜK SAĞLAMAK İMÂN KUVVETİYLE ORANTILIDIR

«Eğer inanıyorsanız elbette sizler üstünsünüzdür! »

Buradaki i m â n ʹı mutlak anlamda düşünürsek, davasına daha çok inanıp gayret sarfedenler üstün gelir, sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. O halde kâfirlerin bâtıla inanıp bağlandıklarından çok daha fazla müʹminler hakka inanıp bağlanmadıkça ve bu uğurda gayret sarfetmedikçe üs­tünlük sağlayamazlar. Bu durumda üstünlük bâtıldan yana olanlarındır. «(İşte) bu günleri insanlar arasında nöbetleşe döndürüp dururuz. » âyeti İlâhî kanunu sözü edilen hususa ışık tutar ölçüde hatırlatır. Uhud savaşın­daki hezimetin bir ucu buna dayanmaz mı? Çünkü Bedir savaşında yenil­giye uğrayan Mekke müşrikleri ümitsizliğe düşmemiş, üstelik gayrete ge­lerek ciddi bir hazırlıkla intikam almaya azmetmişlerdi.

İlâhî kanunu belirtilen anlamda açıklarken, bâtılın Hakka üstünlüğü, diye bir sonuç çıkarılmamalıdır. Sadece inanç ve ideallerdeki kuvvetin üstünlüğü söz konusudur. O halde mü’minlerin Allah’a olan imân ve bağ­lılığı -bütün sebeplere başvurmakla beraber- karşı tarafın bâtıla olan bağ­lılığının çok üstünde bir anlam taşımalıdır. Aksi halde zafer kuvvetindir. (Fazla bilgi için bak: Mefatihü’l-gayb / Fahruddin Râzı: C. 3/82-Âmire.)

YORUMLAR - RİVÂYETLER

«İmân edenleri seçip tertemiz kılmak... »

Allah’ın ilmine nisbetle geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü O’nun ilmi ve kudreti bütün kâinatı kapsayıp ku­şatmıştır.

Evet, Allah olayları, meydana gelmeden önce de bilir. Malûmat de­ğişip yenilendikçe O’nun ilmi değişmez ve yenilenmez. Bu bakımdan âyet­teki «seçip tertemiz kılmak»ı şöyle yorumlamak mümkündür:

a) Katıksız bir imânı, münafıklıktan ayırt etmek,

b) Allah dostlarının daha iyi tanınmasını sağlamak,

c) Dâvaya gönülden inananların ölçüsünü ortaya koymak,

d) Allah’a imân doğrultusunda ortaya konulan sabır, azim, cesaret ve fedakârlığı belirgin hale getirmek,

e) Herkese ortaya koyduğu imân ve irfan nisbetinde karşılık vermek..

«Sizden şahitler edinmek»:

a) Size şehîdlik mertebesiyle ikrâmda bulunmak,

b) Sizi insanların ameline şâhid tutmak..

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Uhud savaşına katılan mü’minlerin uğradıkları kısmî bir yenilgiden dolayı savaş azmini, cihat faziletini unutur gibi olduk­ları; ruhlarında bir duraklama, bedenlerinde bir gevşeme, kalblerinde derin bir üzüntü başladığı açıklandı. Ama zaferin köklü bir imâna, sarsılmıyan azim ve iradeye bağlı bulunduğuna işâret edilerek mücâhitler bir kez da­ha uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle bu husustaki İlâhî yönteme, insan toplulukları hakkında koymuş olduğu sünnete değinilerek müʹminlere en sağlam ölçü ve iyice düşünme payı veriliyor. Sonra çok önemli bir hususa temas edi­lerek gelecek günlere hazırlıklı olmaları emrediliyor: Her peygamber gi­bi Muhammed (A. S. ) de bir insandır. O da bir gün hayata gözlerini kapa­tacaktır. Onun ayrılması davanın bittiğini değil, başladığını gösterir. Oʹnun teblîğ görevi bitince iş mü’minlerin himmet ve gayretine, Allah yolundaki cihadına bağlı kalır. Aksi halde her şey elden gider, Müslümanlar perişan­lık içinde sürünürler.