Kehf Suresi 9-22. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَبًا اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُوا اَمَدًا نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِهِ اِلٰهًا لَقَدْ قُلْنَا اِذًا شَطَطًا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اٰلِهَةً لَوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَأْوُا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقًا وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِنْهُ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَصِيدِ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِهِٓ اِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُوا اِذًا اَبَدًا وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَا اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًا رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْ قَالَ الَّذِينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُلْ رَبِّٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ اِلَّا مِرَاءً ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِمْ مِنْهُمْ اَحَدًا

14.

Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakim'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?

Diyanet İşleri

10.

Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır" demişlerdi.

11.

Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk).

12.

Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.

13.

Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

14-15.

(14-15) Kalkıp da, "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O'ndan başkasına asla ilah demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O'ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?" dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik.

16.

(İçlerinden biri şöyle dedi:) "Mademki onlardan ve Allah'tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o halde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın."

17.

(Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

18.

Uykuda oldukları halde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.

19.

Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."

20.

"Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz."

21.

Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), "Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların halini daha iyi bilir" dediler. Duruma hakim olanlar ise, "Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız" dediler.

22.

(Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: "Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Yine, "Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir" diyecekler. Şöyle de diyecekler: "Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O halde, onlar hakkında (Kur'an'daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

9- Yoksa sen mağara ve yazılı levha sâhiplerini bizim şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?

10- Hani bir grup genç, mağaraya çekilmişler ve «Ey Rabbimiz! bize kendi katından bir rahmet ver; işimizde doğruyu göster de bizi başarılı kıl» demişlerdi.

11- Bu sebeple mağarada nice yıllar onların kulakları üzerine (duy­mamaları için engel) koyduk.

12- Sonra da iki gruptan hangisinin mağarada ne kadar kaldıklarını daha iyi hesaplamasını belirlemek için onları uyandırıp kaldırdık.

13- Biz sana onların başından geçen olayı gerçek yönüyle anlatı­yoruz; onlar Rablerine imân eden bir grup genç idi; biz de onların doğru yolu bulup (Rablarına daha çok) bağlanmalarını artırdık.

14- Ve (hükümdarın karşısında) ayakta durup, «Bizim Rabbimiz gök­lerin ve yerin Rabbıdır, ondan başka hiçbir tanrıya mümkün değil tapma­yız; bunun aksini söylersek ancak yalan söylemiş oluruz, » dedikleri zaman kalplerini (dayanma ve sebat gösterme duygusuyla) pekiştirdik.

15- İşte şu bizim milletimiz, Allah’tan başka ilâhlar edindiler; onla­rın (ilâh) olduğuna karşılık açık delil ve belge getirselerdi ya.. Artık Al­lah’a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim vardır?

16- Onlardan da, Allah’tan başka taptıklarından da ayrılıp çekildiği­niz zaman mağaraya yerleşin ki Rabbiniz üzerinize kendi rahmetinden yay­sın ve işlerinizi de size uygun ve yararlı şekilde hazırlasın.

17- Bir görsen, güneş doğunca mağaralarının sağına meyleder; ba­tınca da onların sol tarafını kesip geçer. Onlar mağaranın genişçe bir ye­rinde idiler. Bu, Allahʹın açık belgelerinden biridir. Allah kimi doğru yola iletirse, o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, artık onun için irşâd edecek bir dost ve yardımcı bulamazsın.

18- Onları uyanık sanırsın, oysa uyku halindedirler; sağa sola onları çevirip dururuz. Köpekleri de iki kolunu (mağaranın) eşiğine uzatmış va­ziyette. Onları bir görseydin dönüp onlardan kaçardın ve için korku dolup ürperirdin.

19- Kendi aralarında birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırıp kal­dırdık. Onlardan bir sözcü, «Ne kadar burada eyleştiniz? » dedi. «Ya bir gün, ya da daha az bir süre... » dediler. «Ne kadar kaldığımızı Allah daha iyi bilir. Şimdi siz şu gümüş paranızla birinizi şehre gönderin de daha iyi ve temiz bir yiyeceğe bakıp ondan size bir rızık getirsin; (alış-veriş eder­ken) ince ve nazik davransın, sakın sizi birine sezdirmesin! » dediler.

20- Çünkü onlar herhalde üzerinize çıkıp gelirlerse, ya sizi taşlaya­rak öldürürler, ya da kendi dinlerine döndürürler ve o takdirde ebediyen kurtuluş bulamazsınız.

21- Böylece, Allah va’dinin hak olduğunu, kıyâmetin kopuşunda hiç­bir şüphe bulunmadığını bilmeleri için (insanları) onların durumu hakkında bilgi sâhipleri kıldık. Öyle ki, halk onların durumuyla ilgili kendi aralarında tartışıp duruyorlardı: «Onların üzerine bir bina yapın» diyorlardı. Halbuki Rableri onları çok iyi bilendir. Görüşleri üstün gelenler ise, «And olsun ki, onların üzerine herhalde bir mescid kurmalıyız! » dediler.

22- «Mağaradakiler üçtür, dördüncüleri köpekleridir» derler. «Beştir, altıncıları köpekleridir» derler. Bu, gaybe taş atmaktır. Kimi de, «yedidir, sekizincileri köpekleridir» derler. De ki: «Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. » Onlar hakkında (şu) orta­ya konulandan fazlasıyla tartışma ve onlar hakkında hiç kimseden bir şey sorma.

OLAYIN TARİHÎ YÖNÜ

Klasik tefsirlerimiz bu «Yedi Uyuyanlar» hakkında ilmî değeri olmayan hayli bilgiler vermiş, senedi olmayan birçok rivâyetler nakletmişlerdir. Biz onların hiç birine iltifat etmedik.

Bilindiği gibi, Kur’ân-ı Kerîm’de hâkim olan İlâhî metot gereği, tarihî olayların, kıssaların öğüt, ibret ve ders alınacak önemli safhalarına yer ve­rilir, yeri ve tarihî üzerinde durulmaz; şahıs isimlerinden pek söz edilmez. Çünkü önemli olan, meydana gelen olay ve kıssayı ibretli bir misal halin­de gözler önüne sermek ve böylece ilâhî emirlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır.

Burada da «Yedi Uyuyanlar» olayı, putperest bir ülkede, zalim bir hü­kümdarın din ve vicdan hürriyetine imkân vermediği, inanan kişileri işken­celerle yıldırmaya ve vazgeçirmeye çalıştığı; Allah’a ve O’nun kitabı ile peygamberine imân eden bir grup şuurlu mü’minin, o hükümdara madde­ten karşı koyma imkânları mevcut olmadığından, dinlerini ve inançlarını baskıdan ve zulümden kurtarmak ve korumak için ülkelerini terkettikleri, o yüzden bir mağaraya sığındıkları konu edilmekte ve önce Mekke’de küf­rün amansız saldırısına hedef olup bunalan mü’minler teselli edilmekte, sonra da hicret günlerinin yaklaştığına işâret edilmektedir.

Cenâb-ı Hakk’ın insanların hayat sahnelerinde binlerce ibretli olayla­rın gelip geçtiğine dikkatleri çekerek, «Ashab-ı Kehf» olayının onlardan bi­ri olduğunu ve o bakımdan pek de şaşılacak bir şey olmadığını hatırlatma­sı, elbetteki çok anlamlıdır.

İşte bize düşen, sözü edilen olayın öğüt ve ibret alınacak safhaları üzerinde durarak birtakım olumlu sonuçlar çıkarmak ve cereyan ettiği yeri ve tarihi ise, daha çok tarihçilere bırakmaktır.

Ancak bu olayla ilgili Hak Dini Kur’ân Dili adlı tefsîrde, değişik tarihî bilgiler verilerek birkaç parağraf halinde anlatılmaya çalışılmıştır. Onları buraya nakletmeyi uygun gördük.

İbn Esîr Tarihi Kâmil’inde şöyle diyor: «Ashab-ı Kehf, Dekyus namında bir melikin zamanında idi. Dekyanus dahi denir. Efsus adındaki Rum şeh­rinde bulunuyorlardı.. »

Fakat Tarihi Kâmil’den anlaşıldığına göre Dekyanus, Dekyusʹtan baş­ka ve sonra gelmiş görünüyor. Zira Dekyanus «Diyuklenyanus» olmalıdır ki, Kâmil’de buna «Deklitanus» denilmiş ve Dekyus bundan birkaç melik önce anılmıştır.

Murad Bey’in tarihinde anlatıldığına göre, Hıristiyanlar hakkında icra edilen katliamların en sonuncusu ve en dehşetlisi Diyuklenyanusʹun za­manında meydana gelmiştir.

Fransızların «Grand Ansiklopedi»sinde «Sept Lormans» Yedi Uyurlar namile kıssa hakkında şöyle denilmiştir: Roma imparatoru «Dekyus-Decius» Hıristiyanları katliam ettiği sırada asîl bir aileye mensup yedi kardeş: Maksimyanns, Malkûs veya Margûs, Martinynanus, Diyomisyus, Yohanis ve Sürasiyü, kendilerini dinlerini terke zorlamak isteyen «Efes» valisinin tehditlerine kahramanca karşı koyduktan sonra bir mağaraya iltica etti­ler. Onları ve onlarla birlikte kendilerini sadıkane takip etmiş olan köpek­lerini öldürmek için bu mağaranın kapısını ördüler, duvar bitmeden bir hıristiyan bu olayın münasebeti üzerinde yazmış olduğu bir bakır levhayı mağaradan içeri atmıştı. (Rakîm bu levha demek oluyor) Fedâiler uyudular, yüz elli sene veya yüz doksan yedi sene sonra dört yüz kırk sekiz tarihin­de ikinci Teodos zamanında sadece bir gün uyumuş olduklarını zannede­rek uyandılar ve içlerinden birini yiyecek satın almak için şehre gönderdi­ler. Bu adam kapılarda salîp (haç) işaretlerini görerek hayrete düştü. Aynı zamanda alış-veriş ettiği kimselere İmparator Dekyus zamanından kalma sikkeler gösterdiği için onları da hayrete düşürdü. Efes «Efsus» pis­koposu, imparator ve imparatoriçe bu harikayı hayretle seyretmek için der­hal mağaraya gittiler, fakat yedi şehit, ölülerin dirileceğine böylece delil gösterdikten sonra uykuya daldılar ve bir daha uyanmadılar. Bunların ka­panmış oldukları mağara sonraları müʹminlerin bağlılıklarıyla meşhur ol­du. Bu mağarayı hâlâ seyyahlara (turistlere) gösteriyorlar. Bunların geriye bıraktıkları şeyler Marsilyaya nakledildi. Nakil esnasında kullanılan büyük taş sandık Marsilya’daki Sent Viktor kilisesindedir. 528 tarihinde Suriye Piskoposu «Jean dö Sarağ»un bir kıssa şekline soktuğu bu dâsıtan son­radan Greguvar dü Loz tarafından Süryaniceʹden Lâtinceʹye terceme ve teksir edildi. Bu eserin ismi (Döglorya Martirom)dur. Bu yedi kişinin isim­leri Yunan ve Lâtin, Habeş ve Rus takvimlerinde bazı değiştirmeler ile yer almıştır. Yunan takvimlerinde sekizinci olarak köpeğin ismi de görülür. Lâ­tin kilisesinde bunların tezkârı (anma törenleri) yedi temmuzda icra edil­miştir. Yunan kilisesine göre, yedi şehidin mağaraya kapandıkları gün, dört ağustos ve uyandıkları gün, yirmi iki teşrin olur. » (Hak Dini Kur’ân Dili: 5/3233, 3234)

ASHAB-I KEHF OLAYINDAN MESAJLAR

Cenâb-ı Hak, kâfirler tarafından -sırf hıristiyan oldukları için- zulme ve hakarete uğrayan, ölümle tehdit edilen yedi genç kardeşten söz eder­ken, onların başından geçen ibret dolu safhalardan önemli kısımları Kurʹ­ânʹda zikrederek mü’minlere şu mesajları vermektedir:

1- Kâinatın her parçası, İlâhî varlığı ve birliği yansıtan belgeler ve muʹcizelerle doludur. Sadece dünyanın şaşmayan bir kanuna göre boş­lukta iki ayrı hareketini -herhangi bir yavaşlama ve noksanlaşma söz konu­su olmaksızın- sürdürmesi, fiziksel bir muʹcize değil midir? «Yedi Uyu­yanlar» olayı buna kıyas edilince pek önemsiz kalmaz mı?

İşte Kur’ân bu gerçeği hatırlatıyor. Aklını, vicdanını kullanabilenler için her tarafın muʹcize ve harikalarla dolu olduğunu bildiriyor.

2- Allah’ı inkâr eden zorba bir idareyi değiştirmek mümkün olmadı­ğı takdirde, canı, dini, imânı ve insan olmanın şerefini koruyup kurtarmak için daha emin, din ve vicdan hürriyetine saygılı bir yere gidilir.

3- Cenâb-ı Hakkʹın bizim henüz bilmediğimiz öyle kanunları vardır ki, onları harekete geçirince, insan ölmeden asırlarca uykuda kalabilmekte ve bir hastalık da ârız olmamaktadır, az bir enerjiyle varlığını sürdürebil­mektedir. İlmî araştırmalar ilerledikçe insanoğlu bu konuda belki birtakım ip uçları elde edebilir. İnsan ruhunun ne kadar güçlü ve kudretli olduğunu, beden ruha tabi olunca, gıdaya bile ihtiyaç hissedilmiyeceğini belki keş­fedebilir.

4- Allah dosdoğru inanıp Hakk’a bağlanan o gençlere, kendi yüce kudretini izhar ederek, öldükten sonra diriltilmenin mümkün olduğunu gös­terdi. Üçyüz küsur yıl uyuduktan sonra, bir gün veya daha az bir süre uyumuşcasına uyanmaları, bunun en açık misalidir.

Belirttiğimiz bu dört madde, olayın özeti ve ana temasıdır. Açıklan­ması ise, kısaca şöyledir:

1. Genç yaşta nefsin aşırılıklarını frenleyip Allahʹa dosdoğru inanmak, imânların en güzelidir. Dine ve ahlâka gençlerin sahip çıkması, inkârcı zor­ba bir idareyi gençlerin bilimsel açıdan zararlı görüp reddetmeleri, gele­ceğe ümitle bakmayı ilhâm eder.

2. İmân ve fazîlet uğruna üstün cesaret göstermeyen bir topluluk, her zaman ezilmeğe, itilip kakılmaya mahkûmdur.

3. Bâtılın kalpleri ve vicdanları aydınlatmıyacağını delillerle ortaya koymak ve küfrün, azgınlığın, hürriyetlere saygısızlığın hiç bir millete ve ülkeye rahmet getirmiyeceğini, onları hiçbir zaman başarılı kılmayacağını ortaya koymak, çok daha bilgili, imânlı gençlerin görevi olduğunu unut­mamak gerekir.

4. Allah’a, O’nun dinine iftira edip yalan uyduranlardan daha zalim kim vardır veya kim olabilir? Din adına taviz yoktur.. İnkârcı maddecileri memnun etmek için dinin hükümlerini, esaslarını değiştirmek en büyük haksızlıktır. İşte Kurʹân ilgili âyetlerle bunu haber veriyor.

5. Küfürden, sapıkların şerrinden ve onların bağlı bulunduğu bâtıl­dan kurtulmanın yollarını arayanlara, çare bulamadıkları takdirde onlardan uzaklaşmak suretiyle kulluk görevlerini huzur içinde yerine getirenlere Ce­nâb-ı Hak geniş rahmetiyle yönelir ve işlerini kolaylaştırır.

6. Mağaranın genişçe bir yerinde uyuyup sabah-akşam güneşinin on­lara dokunmadan makaslayıp geçmesi ise, mağaranın yapısı ve yönü hak­kında kısa bir bilgi veriyor. Hem vücudun bir kısmının güneşte, bir kısmı­nın gölgede kalmasının sağlık için zararlı olabileceğine belki işâret edili­yor. Zira bu hususta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in de ümmetine uyarısı ol­muştur.

7. İlâhî sünnete, yani insan hayatıyla içiçe olan kanunlara uyanları Allah doğru yola eriştirir; uymayanları ise, sapıklıkları üzere bırakır.

8. Uzun yıllar uyuyanların vücutlarının çürümemesi ve kan dolaşımı­nın aksamaması için sık sık melekler tarafından sağa-sola döndürüldük­leri açıklanıyor. Bu, uzun süre uyuyan çocukları ve yatalak olan hastaları belli vakitlerde sağa-sola çevirmemizi ilhâm ediyor.

9. Köpeğin ekmeğini yediği kapıya sadık olduğu, yedi uyuyan genç­leri korumak için kollarını eşiğe uzatıp uyuduğu bildiriliyor. Bir tehlike anında köpeğin daha duyarlı olduğu dolaylı şekilde anlatılıyor.

10. Uzun yıllar saçları, sakalları ve tırnakları uzayan o gençlerin kor­kunç bir görünüm içinde bulundukları haber veriliyor. Bu, belli sürelerle saç ve sakalı düzeltmenin gereğine işârettir.

11. Kabir âleminin de böyle bir uyku devresine yakın bir anlam taşı­dığına dikkatler çekiliyor. Ruhlar için bir bakıma zaman kavramının söz konusu olmadığına işâretle, kabir âleminin pek uzun sürmeyeceğine atıf yapılıyor.

12. Birkaç gün rahat yaşayabilmek için putperestlerin inançlarını be­nimsemek veya onlar gibi bâtıl ilâhlara tapmak, ebedî hayatı kaybetmeye sebep olur. Öyleleri için kurtuluş yolları kapanır ve yardımcı da bulun­maz.

13. Olayın deşifre edilmesi, mağaranın tanıtımının yapılması, insan­lara, Allah’ın va’dinin mutlaka gerçekleşeceğini ve kıyâmetin, vakti ve saa­ti gelince mutlaka kopacağını kanıtlamak içindir.

14. Halkın bu gibi olağanüstü sayılan olaylara karşı ilgisinin fazla ol­duğu, ölen kâmil kişilere daha çok saygı duyulduğu, buna ölçü olarak da Yedi Uyurlar üzerine bir bina veya mescit yapılmasını kararlaştırmaları gösteriliyor.

Oysa mescit, ölüler için değil, diriler için yapılır ve öyle olmalıdır.

15. Uyuyan gençlerin sayısı hakkında tartışmanın gereksiz olduğu, bir bakıma karanlığa taş atma anlamını taşıdığı bildiriliyor. Aynı zamanda hakkında kesin bilgi ve delil bulunmayan bir olay, bir konu hakkında iddia­laşmaya, tartışmaya girilmemesi emrediliyor.

16. Yerin üstündeki hareketli canlıların ve bitkilerin bir gün kupkuru toprak haline getirileceği belirtildikten sonra Yedi Uyurlar olayı buna çok açık bir misal olarak yeriliyor. «Öldürmeden üçyüz şu kadar yıl uyutan Al­lah, elbetteki insanları toprak haline getirdikten sonra diriltmeğe kadirdir» inancı telkîn ediliyor.

Ashab-ı Kehf hakkında çeşitli rivâyetleri toplayıp geniş bilgi veren ün­lü müfessir İbn Cerîr et-Taberîʹnin tesbitlerini, hacmimiz müsait olmadı­ğından buraya nakletmedik. Ancak fazla bilgi edinmek isteyenlere onun Câmiuʹl-Beyân Fi-Tefsîri’l-Kurʹân adlı tefsîrini tavsiye ederiz. (Bak: Câmiu’l-Beyân FiʹTefsîri’l-Kur’ân: 15/132-137)

Hıristiyan kaynaklara göre, Ashab-ı Kehf olayı M. S. 250 yıllarına rast­lamaktadır. Ancak Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra olay üzerinde daha fazla durulduğu ve M. S. 447ʹde Roma İmparatoru II. Theodosius döneminde uykudan uyandıkları sanılmaktadır. Bu tesbite göre, Ashab-ı Kehf’in mağarada 197 yıl uyudukları ortaya çıkıyor ki, tesbitin sıhhatli olduğu söylenemez. Çünkü Kurʹân’da üçyüz küsür yıl uyu­dukları belirtilmektedir.

Allah daha iyisini bilir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Mekke’de müʹminleri tedirgin edip din ve vicdan hürriyeti tanımayan müşriklerin eza ve cefasına tahammül etme­ğe çalışan mü’minleri teselli etmek ve yakında hicret olayının meydana geleceğini kapalı bir şekilde haber vermek üzere Ashab-ı Kehf misal ve­rildi. Önemli safhaları anlatılarak müʹminlere birtakım mesajlar iletildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Ashab-ı Kehf’in mağarada kaldıkları süre üzerin­de duruluyor. Kesin belge olmadan bir olay, ya da konu üzerinde tartışıl­maması hatırlatılıyor. Bir iş yapılmak istendiğinde, «Allah dilerse» deme­nin çok yararlı olacağı bildiriliyor. Sonra da dinle ilgili konularda Kur’ân’a bağlı kalmanın gereği belirtiliyor.