Yusuf Suresi 7-18. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لَقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَاِخْوَتِهِٓ اٰيَاتٌ لِلسَّائِلِينَ اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّ اَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَاَلْقُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ قَالُوا يَاأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ اَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ قَالَ اِنِّي لَيَحْزُنُنِي اَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ قَالُوا لَئِنْ اَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّٓا اِذًا لَخَاسِرُونَ فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَاءً يَبْكُونَ قَالُوا يَاأَبَانَا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

14.

Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.

Diyanet İşleri

8.

Kardeşleri dediler ki: "Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde, Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir."

9.

"Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz."

10.

Onlardan bir sözcü, "Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın" dedi.

11.

Babalarına şöyle dediler: "Ey babamız! Yusuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz."

12.

"Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz."

13.

Babaları, "Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum."

14.

Onlar da, "Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz" dediler.

15.

Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.

16.

(Yusuf'u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

17.

"Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın" dediler.

18.

Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: "Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah'tır."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- And olsun ki, Yusuf ve kardeşleri (arasında geçen olay)da soran­lara, (hem düzenli bir hayat yaşamaları, hem de Hz. Muhammedʹin parlak geleceği hakkında) belgeler ve ibretler vardır.

8- Hani kardeşleri: «And olsun ki Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidirler; halbuki biz güçlü bir topluluğuz. Doğrusu babamız (bu hususta) açık bir yanılgı içindedir, » demişlerdi.

9- Onlardan biri dedi ki: «Yusufʹu öldürünüz veya onu boş bir ara­ziye atınız ki babanızın yüzü size dönüp ilgi kursun ve ondan sonra da ken­dini düzelten iyi kişiler olursunuz. »

10- Onlardan bir sözcü de dedi ki: «Yusufʹu öldürmeyin, onu kuyu­nun derinliğine atın da gelip geçen kafilelerden biri onu orada raslayıp alır; eğer (ona herhalde) bir şey yapmak istiyorsanız, böyle yapın. »

11- (Bunun üzerine toplanıp babalarına gelerek) dediler ki: «Ey ba­bamız! Yusufʹu neden bize güvenip vermiyorsun? Oysa biz ondan yana herhalde iyilik düşünenleriz. »

12- «Onu yarın bizimle gönder de gezip oynasın; şüphesiz ki onu koruyup gözetiriz. »

13- (Babaları) «Doğrusu onu alıp götürmeniz beni çok üzer ve si­zin haberiniz yokken onu kurt yer diye korkuyorum, » dedi.

14- Onlar: «Eğer biz böyle güçlü bir toplulukken kurt onu yerse, o takdirde biz husrâna uğramış oluruz, » dediler.

15- Ne vakit ki Yusufʹu alıp götürdüler ve toplanıp onu kuyunun di­bine bırakmayı kararlaştırdılar; biz de ona, «And olsun ki, sen (bir gün) onların bu yaptıklarını kendilerine, farkına varmadıkları bir halde haber vereceksin! » diye vahyettik.

16-17- Onlar yatsı vakti ağlayarak babalarına geldiler ve: «Ey ba­bamız! dediler, biz yarışmak üzere gittik; Yusufʹu da eşyamızın yanına bı­raktık, derken onu kurt yemiş; biz doğru (sözlü)ler de olsak sen bize inana­cak değilsin. »

18- Üzerine uydurma bir kan bulaştırıp gömleğini de getirmişlerdi. O da, «nefsiniz sizi aldatıp böylesine (çirkin bir işe) itmiştir. Artık (bana gereken) güzel bir sabır.. Anlattıklarınıza karşılık ancak, Allahʹın yardımı beklenir» dedi.

İNİŞ SEBEBİ

Mekke’nin ileri gelenlerinden ve az-çok Yusuf Peygamber kıssası hak­kında kulaktan dolma bilgisi bulunanlardan bir kaç kişi, Yahudî din adam­larının tahrikiyle kalkıp Hz. Muhammedʹe (A. S. ) geldiler ve şu soruyu yö­nelttiler: «İsrâiloğulları nasıl ve ne sebeple Mısırʹa gidip yerleşebilmişlerdir? » Bunun üzerine yukarıdaki âyetler inmiştir.

Onların bu soruları vahiy ile cevaplanırken, İslâmʹın ve onu teblîğ ile görevli Hz. Muhammed’in (A. S. ) her türlü zorluğu yenerek başarıya ula­şacakları, Hz. Muhammed’e (A. S. ) kötülük yapan hısımlarının ve yakınla­rının bir gün bu davranışlarından dolayı utanıp pişmanlık duyacakları, çok geçmeden Mekke ve sonra da Arap Yarımadasıʹnda put adına bir şeyin kalmayacğı, ülkenin azgın müşriklerden, yalancı ve iftiracı münafıklar­dan temizleneceği müjdelenmektedir. Hz. Muhammed’in (A. S. ) yüksek şah­siyeti ve Kurʹân-ı Kerîm’in emsalsiz kudreti karşısında mağrur başların eğileceğine işâret edilerek mü’minler teselli edilmektedirler.

Ne yazık ki, kalpleri ve vicdanları kararan kardeşleri, Yusuf’taki İlâhî inâyetin tecellisini ve ona lütfedeceği azizliği çok geç anlayabildikleri gi­bi, Mekkeliler de ancak yıllar sonra Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yüceli­ğini, azizliğini ve her yanıyla İlâhî rahmeti yansıttığını anlayabilmişlerdir.

Görüldüğü gibi, bu iki ayrı olay arasında büyük bir benzerlik vardır. Biri diğerini hatırlatmakta, işin sonunun nereye varacağını ilham etmekte­dir. Şüphesiz ki, kıssanın öğüt ve ibret alınacak hikmetlerinden biri de bu husustur.

ÇOCUK SEVGİSİNDE EŞİTLİK

«Hani kardeşleri: «And olsun ki Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir.... » demişlerdi. »

İlgili âyetle önemli bir konu üzerinde duruluyor: Kardeşleriyle Yusuf Peygamber arasındaki kin ve düşmanlık, sevgi ve ilgide eşitliğin gözetilmediğine bağlanıyor. Aile çatısı altında çocuklar arasında her bakımdan âdil davranılmasının lüzumu belirtiliyor. Aksine bir tutumun, aileyi tedirgin edecek bazı olaylara neden olacağı ve bir takım gereksiz sürtüşme ve tar­tışmalara ortam hazırlayacağı hatırlatılarak konuyu hikmetiyle inceleme­miz emrediliyor.

O bakımdan çocukların ruhuna kıskançlık tohumlarını değil, yüksek ahlâk, fazîlet, adâlet ve eşitlik fidelerini ekmemiz gerekmektedir. Çünkü çocuklar evin fidanlarıdırlar, hepsinin de aynı ölçüde bakım ve itinaya ih­tiyaçları söz konusudur. Ana-baba ne kadar plânlı ve düzenli davranır, ne kadar çok güzel model ve örnekler sergilerlerse çocuklarını o oranda te­sir alanlarına almayı başarabilirler ve ileride onların doğru yolu seçmele­rine en güzel ortamı hazırlamış olurlar.

Çocukları, yetişkin çağa geldikleri zaman değil, daha küçük yaşlarda iken eğitip sevgi ve saygı, doğruluk ve fazîlet kalıbında şekillendirmek şart­tır. Birine ilgi ve sevgi gösterirken diğerini ihmal etmek, birini diğerinin yanında övmek, çocuğun kıskanç yetişmesine, kardeşlerine karşı kin ve düşmanlık beslemesine sebep olabilir. Nitekim Yusuf Peygamber ile kar­deşleri arasında meydana gelen boşluğun sebebini Kurʹân bize çok anlam­lı ve düşündürücü bir ifadeyle açıklamaktadır.

Belki de Yâkub (A. S. ) evlâdına sevgi ve ilgide eşitliği gözetmiştir ama oğulları bunun aksini anlamışlardır.

Unutmamamız gereken bir husus da şudur: Çocuğun aynası, çoğu za­man ana ve babasıdır. O bakımdan bu aynada her zaman çok güzel şey­ler görmelidir.

Çocuklar yaratılışlarında genellikle açık kalpli ve sadedirler. Aile ve çevre ya onların bu yönünü geliştirip çok yararlı bir düzeye getirirler, ya da köreltip onları âsi yapabilirler. O bakımdan çocuktaki her hatanın, her kö­tü davranışın nedenlerini ana ve baba başbaşa verip aramalı ve önce ken­dilerini iyice yoklamalıdırlar.

Terbiyecilerin çocuk hakkındaki şu teşhisleri çok anlamlıdır, onu her zaman ana ve babalar hatırlarına getirmelidirler: «Çocuklar da bazı hay­vanlar gibi koku almakta çok duyarlıdırlar; iyiyi ve kötüyü herkesten önce anlarlar. »

ÜZÜCÜ OLAYLAR KARŞISINDA GÜZELCE SABIR

«O da: Nefsiniz sizi aldatıp böy­lesine (çirkin bir işe) itmiştir. Artık (bana gereken) güzel bir sabır... dedi. »

Hayatımız iyi ve kötü, sevindirici ve üzücü olaylarla doludur. Bir gün sevinebilir, diğer bir gün üzülebiliriz. Sevindirici olaylar karşısında şımarmayıp Allahʹı daha çok hatırlamamız ve Oʹna gönülden şükretmemiz ge­rekir. Üzücü olaylar karşısında yine Allahʹı hatırlayıp Oʹna sığınmamız, Oʹndan yardım beklememizle teselli bulur ve hayat yolunda hedefimize doğru ilerleme imkânını elde edebiliriz. Gerek Yusuf Peygamberʹin kuyu­ya atılma ve sonra da köle diye satılma olayı karşısında sabredip her ba­kımdan Allahʹa güvenip dayanması; gerekse sevgili oğlunu kaybetme bed­bahtlığına uğrayan Yâkub Peygamberʹin «Artık (bana gereken) güzel bir sabır.. » diyerek Cenâb-ı Hakkʹın yardımını beklemekten başka çare olma­dığını söylemesi ve bu olayları hafif ve basit gösterecek kadar sıkıntılara, saldırılara, işkence ve haksızlıklara maruz kalan Hz. Muhammedʹin (A. S. ) bir an olsun sabrı elden bırakmaması, her durumda Allahʹın rahmet ve inâyetini dilemesi ve Oʹna güvenip dayanması kıyâmete kadar aklı eren inanmışlar için en güzel örneklerdir.

Diyebiliriz ki, gönül yatışkanlığı ve imân devleti atmosferi içinde ya­şamanın sırlarından biri de sabırdır; olaylara göğüs gerip dayanma gü­cünü ortaya koymak ve Allahʹı hatırlayarak Oʹnun sonsuz rahmet ve ina­yetinin tecelli edeceğine inanarak teselli bulmaktır.

Sabırla yapılan her iş, ancak sabırla tadılabilir. Sabrın evveli acıdır, ama sonu tatlı olur, diyenler, yılların tecrübelerine dayanan bir neticeyi çı­karıp özetlemişlerdir. Sabırsız insanlar, zavallı insanlardır. Çünkü sabır­sızlık, mümkün olanı çoğu zaman imkânsız kılabilir. İsa Peygamberʹin de­diği gibi: «Hoşlanmadığına sabretmedikçe, hoşlandığını ele geçiremez­sin. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Allah’ın yardımı, sabırla beraberdir. » bu­yururken, bunun en mükemmel misalini kendi hayatında ortaya koymuş ve Cenâb-ı Hakk’ın geniş yardımına mazhar olmuştur.

Sonuç olarak, Yusuf Peygamber güzelce sabretmesini bildiği ve her fırtınalı dönemde Allah’a sığınıp Oʹnun yardımına gönül bağladığı için Mı­sır ülkesinde en yüksek makamlara lâyık görülmüştür. Babası Yâkub Pey­gamber güzelce sabrettiği için sevgili oğluna kavuşmuş ve gözleri yeni­den açılmıştır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ve arkadaşları binbir mihnete katlanıp Allah yolunda hizmet etmeyi sabırla yürüttükleri için çeyrek asır geçmeden Arap Yarımadasıʹnı fethetmişlerdir.

ÇOCUĞU ÖNCE ALLAHʹA EMANET ETMEK

Allah koruyucuların en hayırlısı, kendisine emanet edileni zayi etme­den sahibine teslim edenlerin en güveniliridir. O bakımdan İslâm, hemen her konuda insana Allahʹı hatırlatır. Sabahleyin evimizden çıkıp akşam­layın dönünceye ve yatağımıza uzanıncaya kadar günlük hayatımızın her bölümünde Allahʹı anmamızın tavsiye edilmesi, elbetteki boşuna değildir. Bütün kuvvet ve kudret, tasarruf ve gözetme, koruyup selâmete erdirme Allahʹa aittir. Oʹnun ilmi ve kudreti kâinatın her zerresini kapsayıp kuşat­mış ve her şeye nüfuz etmiştir. Bunun için bir işe başlarken, bir yere adım atarken, bir şey verip alırken, bir konuya girerken, geride bir şey bırakıp ayrılırken, sevdiklerimizi yolcu ederken veya onlardan ayrılırken Allahʹı hatırlamamız, her işimizi ve sevdiklerimizi Oʹna emanet etmemiz kadar ta­bii ne olabilir?

İnsanların gafletlerinden biri de, mallarını, makamlarını, çocuklarını ve ailelerini geride bırakıp ayrılırken, onları şu dostlarına, bu hısımları­na emanet ederken Allahʹı unutmalarıdır. Oysa ilk anda onları Allahʹa ema­net etmek, sonra da dost ve yakınlara ilgilenmeleri için tavsiye ve istekte bulunmak, en kuvvetli ve en güvenilir dayanağı seçmekle hem kendini, hem sevdiklerini emniyet altına almış olur.

Şüphesiz ki böylesine asil bir düşünce ve davranış, imân edenlere hastır ve onlar için geçerlidir.

Yâkub Peygamberʹin Yusufʹa duyduğu sevginin farklı olduğu anlaşılı­yor. Bir peygamber olarak kalbi her an Allahʹa bağlı bulunmakla beraber, Yusufʹu kardeşlerine emanet ederken -ne hikmetse- sözlü olarak Allahʹa emanet etmeyi unutmuştur. O yüzden uzun yıllar onu kaybedip görememe mutsuzluğuna uğramıştır.

Bu olay aynı zamanda Hz. Muhammedʹin (A. S. ) kendi arkadaşlarını az­gın müşriklerin belâsından kurtarma çabası verirken, onları her an Allahʹa emanet etmesini tavsiye anlamında bir işâret ve telmihtir. Nitekim Resû­lüllâh (A. S. ) Efendimiz böylesine bir tevekkül ve güvenle bağlanmayı ha­yatı boyunca ihmal etmemiş ve unutmamıştır.

Konuyu, tarihî bir olayla bağlamak istiyoruz:

Hz. Ömerʹin (R. A. ) hilâfet yıllarında bir adam uzun bir yolculuğa çıkar­ken karısı hamile bulunuyordu. Ana rahmindeki çocuğunu Allahʹa emanet ettiği halde, eşini emanet etmeyi düşünmemiş ve öylece yola çıkmıştı. Aylar sonra geri döndüğünde eşinin doğum esnasında öldüğünü, çocuğun ise yaşadığını öğrenince çok üzüldü ve derdini halîfeye anlattı. O da sordu:

- İyi ama hep dert yanıyor, başına gelen bu musîbeti bir bakıma Al­lah’tan biliyorsun. Sen yola çıkarken ne yaptın, neler düşündün?

- Eşimin karnındaki çocuğu Allah’a emanet ettim ve öylece yola çıktım, diye cevap verince, Hz. Ömer (R. A. ) tekrar sordu:

- Eşini de Allah’a emanet etmedin mi?

- Hayır, onu o anda düşünemedim, dedi. Hz. Ömer (R. A. ) ona:

- A adam! Eşini de Allah’a emanet etseydin, Allah elbette kendisine emanet edileni korurdu. Ama ne yapalım ki, böyle düşünememişsin, Al­lah kendisine emanet edilen çocuğu koruyup sana kavuşturdu, eşin ise, öldü. İlâhî takdire rıza göstermekten başka ne yapabiliriz ki? diyerek yolculuğa çıkarken gaflet ettiğini ona hatırlattı.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Yusuf kıssasında soranlar ve düşünebilen­ler için ibret ve öğüt alınacak safhalar ve belgeler bulunduğu açıklandı. Yusufʹu kıskanan kardeşlerinin tam bir zulüm tablosu oluşturarak onun vücudunu ortadan kaldırmayı nasıl plânladıkları anlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın, suçsuz ve masum olan Yusuf Peygam­berle ilgili plânının adım adım hedefine doğru ilerlediği belirtiliyor. Yusuf Peygamberin kuyudan kurtarılması, sonra köle diye bir Mısırlı devlet ada­mına satılması, çocuğu olmayan o devlet adamının Yusuf’a sıcak ilgi duy­ması konu edilerek eninde sonunda Yusuf Peygamber’in iyi niyetine, Al­lahʹa dayanıp güvenmesine ve birçok mihnetlere göğüs germesine karşı­lık nasıl mükâfatlandırıldığına dikkatler çekilerek, Allah’ın iyiliği huy edi­nenlerden yana olduğuna güzel bir misal veriliyor.