MEÂLİ:
130- Ey imân edenler! Faizʹi kat kat artırarak yemeyin. Allahʹtan (Ona karşı gelmekten ve Oʹnun buyruklarına karşı durmaktan) sakının ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza erişesiniz.
131- Kâfirler için hazırlanan ateşten korkup sakının.
132- Allah’a ve Peygambere itaât edin ki merhamet olunasınız.
İNİŞ SEBEBİ
İlim adamlarımızdan Kaffal’a göre: Kitaplılarla kitapsızlar, İslâmʹa karşı kahredici bir güç meydana getirmek ve Medineʹde yükselip dünyayı aydınlatmaya yönelen imân ve irfan güneşinin teʹsirini kesmek için kat kat faiz alıyorlardı. Bu yasak, bir bakıma mü’minleri uyarmak, böylesine sakıncalı bir yoldan imkân hazırlamaya heves etmemelerini hatırlatmak içindi. Çünkü bu yolun hiçbir millete saadet va’detmediği muhakkaktı. O halde insan haklarını korumak, insana yakışanı emretmek, onun yüceliğine ters düşen ve yakışmıyan şeyleri yasaklamak için ortaya çıkarılan bir ümmetin her yönüyle ve her davranışıyla örnek olması gerekmez miydi? İşte Kur’ân âyetten âyete geçişi bu mânayla birbirine bağlamaktadır.
İLGİLİ HADÎSLER
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz köpek ve kanın bir bedel karşılığında alım-satımını; vücuda dövme yapan ve yaptıranın alıp verdiği bedeli (ve dövme yapmayı) yasaklamıştır. Faiz yiyene ve yedirene, suret (tapınmak için heykel ve put) yapana lânet etmiştir. » (Buharî - Et-Tac: Ebû Cuhayfe (R. A. )den)
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz faiz yiyene, yedirene, kâtibine ve şâhitlerine lânet etti ve: «Bunlar günahta ve lânete lâyık olmada eşittirler» buyurdu. » (Müslim-Ebû Dâvud - Tirmizî: Câbir (R. A. )dan)
Hz. Ömer (R. A. ) diyor ki:
«Allah’ın Kur’ân’dan en son indirdiği, riba (faiz) hakkındaki âyettir. Resûlüllâh (A. S. ) bunun açıklama ve yorumunu yapmadan vefat etti. (Yapılacak başka bir yorum yoktur). Siz faizi de bu konudaki şüpheleri de terkedin. » (El-Matallibü’l-Aliyye / İbn Hacer)
«Faiz yiyen kimsenin içi o nisbette ateşle dolar. Faiz yoluyla kazanılan malı ve o malı kazananın amelini Allah kabul etmez; yanında faizden bir kırat bulunduğu sürece Allahʹın lânetinde olur. » (El-Matallibü’l-Aliyye / İbn Hacer (Riba bölümü))
FAİZİN HARAM KILINMASININ NEDENLERİ
Bakara sûresi 275’den 280ʹe kadar olan âyetlerin tefsirinde bunların bir kısmını belirtmiş ve sekiz madde halinde sıralamıştık. Burada ise diğer bazı nedenlerini açıklıyoruz:
1. Parayı vasıta olmaktan çıkarır, onu kademeli biçimde gaye haline getirir. Para gaye ve hedef altında, ara yerde ne kadar güzel ahlâk, fazîlet ve din ile uyum halinde olan yararlı örf ve âdetler varsa, çoğu çiğnenir.
2. Her iyiliğin (! ) sadece maddî bir karşılık beklenerek yapılmasını ölçü olarak ortaya bırakır. Böylece Allah’ın hoşnutluğunu kazanma inancıyla yapılmakta olan iyilik ve hayırlar ve ilgili düşünceler felce uğrar.
3. Orta tabakanın kalkmasını, küçük esnafın daha da ezilmesini hızlandırır. Bu bakımdan toplum yapısında denge bozulmuş olur.
4. Körpe dimağlara, çalışıp alın teriyle, el emeğiyle para kazanmanın fazîleti aşılanacağı yerde, faiz ile para yatırmanın hevesi işlenmiş olur. Bu, bir nesli maddeci yetiştirmek için yeterli sebep sayılabilir.
5. Âhiret inancını yıkar, Allah huzurunda hesap verme sorumluluğunu siler. Hayatı bir bakıma yeme, içme, uyuma ve bazı zevkleri yerine getirme gibi basit ölçülere bağlar. Dünyaya gelmenin başka bir amacı olmadığını telkin eder.
6. Ölü yatırımı yaygınlaştırır. Çalışmadan, çalışanın emeğinden geçinmenin verdiği uyuşukluk ve hareketsizliği sâri bir hastalık haline getirir.
7. Yakın dostlar arasındaki mânevî bağların kopmasına neden olur. Artık ne akrabalığın, ne de dostluğun gerçek anlamı kalır.
Günümüzde bu saydıklarımızın hemen hepsi belirgin hale gelmiş ve sosyal yapıyı için için kemirerek onları ayakta tutan mânevî bağların kopması gibi çok elim bir sonucu doğurmuştur.. Başka neden aramaya ne hacet!
FAİZ YASAĞINDA İZLENEN PEDAGOJİK YÖNTEM
Kurʹân’da faiz yasağı dört kademe halinde açıklanmış; Allah’a ve âhiret gününe inananlara konuyu hazmettirme amacı güdülmüştür. İçki yasağıyla ilgili âyetlerde de aynı pedagojik yöntem uygulanmış ve çok olumlu sonuçlar sağlanmıştır. Bu, daha çok ilgili yasağa karşı kafaları hazırlamak, dikkatleri çekmek, ortamı oluşturmak ve sonuca varabilmek metodunu yansıtır. Bugün İslâm ülkelerindeki vâiz ve hâtiplerimiz bu metotla yola çıkmış olsalardı, çok uzun mesafeler katetmiş olurlardı. Ne yazık ki, Kur’ân ve Peygamber (A. S. ) Efendimizin işlediği bu İlâhî metodu bilenler pek azdır. Şüphesiz ki bu bir öğretim ve eğitim işidir. Akademik çalışma ister; yetenekli uzman yetiştirmeyi gerektirir. Özellikle memleketimizde açılan ilgili enstitü ve fakültelerde henüz böyle bir proğram sanırım mevcut değildir. Aynı zamanda bu metodu işleyecek eleman da yetiştirilmemiştir. Büyük bir noksanlıktır. Üzerine vakit kaybetmeden eğinilmesi gereken bir meseledir.
Neden bu metoda ihtiyaç vardır?
İnsan psikolojik yapısı itibariyle konulan her yasağa karşı çoğu kez tepki gösterir. Hürriyetinin kısılmasını istemez. Harama gösterdiği yakın ilgiyi çoğu zaman helâla göstermez. Kendisine yararlı binlerce helâl madde ve meşru yol açık bulunurken onları bırakıp haram ve yasağın peşine takılmak ister. Kafası daha çok o gibi şeylerle meşgul olur.
O halde hem onun sınırsız hürriyet arzusunu frenlemek, hem konulan yasağı kademeli biçimde sıkmadan, üzmeden işlemek için sözü edilen metoda büyük ihtiyaç vardır. En son söylenecek sözü en evvel söylemenin nasıl bir aksi teʹsire yol açtığını hepimiz biliriz. Büyük liderlerin mümeyyiz vasıflarından biri de çok düşünüp öylece konuşmak, en son söylenecek sözü yine en sona bırakmak değil midir?
Şimdi Kurʹân’da sergilenen ve pedagojik bir yöntemle sıralanan faiz yasağıyla ilgili âyetlerin dört kademe halinde nasıl açıklandığını görelim:
Birinci kademe:
«İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz fâiz Allah yanında artmaz. Allahʹın hoşnutluğunu dileyerek verdiğiniz zekât (böyle değildir), işte bunlar (zekât verenler) onun karşılığını kat kat artıranlardır. » (Rum sûresi âyet: 39)
Bu, faizin haram kılındığını açıklamıyor; sadece Allah katında artmadığına dikkatleri çekiyor ve ileride konulacak yasağa kafaları hazırlıyor.
İkinci kademe:
Medine’de ikinci kademede inen âyette: «Yahudîlerden (çoğunun) zulümleri, birçoklarını Allah yolundan alıkoymaları, menʹedildikleri halde fâiz almaları ve haksız sebeplerle insanların mallarını yemeleri sebebiyle (daha önce) kendilerine helâl kılınan iyi ve temiz şeyleri onlara harâm kıldık. » buyurulmuştur. (Nisâ sûresi âyet: 160-161)
Bu âyetle de faizin haram kılındığı açıklanmıyor. Sadece Yahudilerin bu yüzden azâba hak kazandıklarına dikkatler çekilerek, faizin hayırlı bir kazanç olmadığı belirtiliyor.
Üçüncü kademe:
Yine Medineʹde üçüncü kademede inen âyetle: «Ey imân edenler! faizʹi kat kat artırarak yemeyin. Allah(a karşı gelmekten ve Oʹnun buyruklarına karşı durmak)dan sakının ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza erişesiniz. » (Âl-i İmrân sûresi âyet: 130)
Bu, faiz yasağının ilk adımı ve ortamı hazırlamanın kesin ifadesidir. Ancak bir şüphe vardır: Kat kat artırılarak alınmıyan faizler helâl mıdır? Kurʹân bu şüpheyi bir süre sonra ortadan tamamen kaldırıyor ve yasağın en son ve kesin hükmünü koyuyor.
Dördüncü kademe:
«Ey imân edenler! Allahʹtan korkun, faizden arta kalanı bırakın; eğer gerçekten inanmışsanız (Rabbinizin emrine uyun). » (Bakara sûresi âyet: 278)
Bakara sûresindeki altı âyet artık fâizin tek kuruşuna cevâz vermiyecek biçim ve anlamda kesin bir hüküm getirmiştir.
O halde konumuzu oluşturan faiz hakkındaki âyet üçüncü kademede inmiştir. Dördüncü kademede inen âyetler bunu açıklar mahiyette hükümler taşımaktadır.
Görüldüğü gibi, âyetler arasındaki kronolojik sırayı bilmek, hangi âyetin müfesser, hangisinin müfessir olduğunu tesbit etmek, iniş sebeplerini bilmek; hangi âyetin karşılığında hangi hadîslerin söylendiğini belirtmek şarttır. Aksi halde yapılan yorumlar, çıkarılan hükümler çok yanlış bir sonuç verir.
Ayetler arasında bağlantı
Geçen âyetlerle sosyal yapıda ve daha çok İslâm cemaati arasında meydana getireceği yıkımdan dolayı faiz işlemi yasaklanmış; mü’minlerin alın teri ve el emeğiyle sağlayacakları helâl kazancın toplum bünyesinde çok sağlıklı bir denge oluşturacağına işârette bulunulmuştu.
Aşağıdaki âyetlerle, İlâhî yasaklara uyulduğu takdirde, sonsuz bir saadet yurduna ve İlâhî mağfiretin temizleyici ve kurtarıcı kapısına girilebileceği hatırlatılıyor. Müslüman cemaati arasında yardımlaşma ve dayanışmanın İslâmʹa has bir haslet olduğu belirtiliyor ve bu arada sözü edilen haslete sâhip olanların bazı vasıfları övülerek anlatılıyor ve daha çok dikkatler buna doğru çekilmeğe çalışılıyor.