Tarık Suresi 11-17. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ اِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا وَاَكِيدُ كَيْدًا فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا

13.

Yağmurlu göğe andolsun,

Diyanet İşleri

12.

Yarık yarık çatlamış yere andolsun.

13.

Şüphesiz o Kur'an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür.

14.

O, boş bir söz değildir.

15.

Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,

16.

Ben de bir tuzak kurarım.

17.

Artık sen inkarcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

11- Dönüp dolaşan göğe (onda hareket halinde olan cisimlere) and olsun,

12- Sürülüp yarılmaya elverişli yere and olsun,

13- Ki bu Kur’ân (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırt eden bir sözdür.

14- O, alay ve eğlence değildir.

15- Onlar şüphesiz bir tuzak kuruyorlar;

16- Ben de bir tuzak kuruyorum.

17- Onun için sen, inkârcılara mehil ver, onları bir süre (kendi hal­lerine) bırak..

HAREKET HALİNDE OLAN GÖK

«Dönüp dolaşan göğe (onda hareket halinde olan cisimlere) and olsun; sürülüp yarılmaya elverişli yere and olsun ki, bu Kurʹân (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırt eden bir sözdür. »

Kur’ân-ı Kerîm’in hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, hidâyeti dalâlet­ten ayırt eden İlâhî söz olduğu belirtilirken iki önemli olaya yemin edil­mektedir:

1- Taşıdığı cisimlerle hareket halinde olan gök,

2- Bitki ve madenlerle; yağmur olayıyla sürülüp yarılarak ekine el­verişli duruma getirilen yeryüzü.

Gökte sayısı belirsiz yıldızlar ve onların oluşturdukları sistemler var­dır. Aralarındaki uzaklık ancak «ışık yılı» adı verilen uzunluk birimiyle öl­çülebilir. Bunun gibi yıldızlardan meydana gelen kümelerin her birine «Galeksi» adı verilir. Kâinat bu galeksilerden oluşmaktadır. Her yıldız hem kendisi hareket halindedir, hem de bağlı bulunduğu küme (galeksi) ile hareket halindedir. Meselâ Samanyolu saniyede 320 km. hızla kendi et­rafında dönmektedir. Onun bu dönüşü, büyüklüğüne nisbetle ancak 200 milyon yılda tamamlanabilmektedir.

İlgili âyette «dönüp dolaşan göğe.. » sözüyle, sınırı bizce bilinmeyen gökteki cisimlerin hareket halinde bulunduğuna ve galeksilerin kendi et­raflarında dönüp dolaştıklarına işâret edilmekte ve böylece kâinatın bü­tünüyle hareket halinde olduğu dolaylı şekilde açıklanmaktadır.

Ayrıca «dönüp dolaşan.. » ile çevirisini yaptığımız «reci» kelimesi, «yağmur» mânâsına da gelir. Her yıl belli mevsimlerde su dengesini sağ­lamak için tekrarlanan yağmur olayına bu bakımdan «reci» denilmiş ola­bilir. (Bilgi için bak: el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 20/10)

Âyette geçen «sâdı’» kelimesi genel olarak yarık, çatlak, bölünüp açıl­mak gibi mânalara delâlet eder. Yeryüzü ağaç, diğer bitki, akar ve ben­zeri şeylerle yarılıp açıldığı için ona bu sıfat verilmiş olabilir. Aynı za­manda toprağı ekime hazır duruma getirmek için onun sürülüp alt-üst edilmesine de işâret sayılabilir.

Gökteki düzenli hareket ve yerdeki faydalı yarılma, sürülme ve açıl­ma hem Allahʹın yüksek kudretini yansıtmakta, hem de her olay ve harekette O’nun düzenlemesiyle ilgili bir proğramın mevcudiyetini ortaya koymaktadır. Böylece Kurʹân’ın her âyet ve kelimesiyle İlâhî kudretten süzülüp gelen ve beşer idrâkine seslenip onun aklını ve düşüncesini ha­rekete geçiren ve sonra da ona en doğru yolu ve en iyi hayat düzenini öğreten son kitap olduğu kesinlik arzetmekte ve muhaliflerini, taşıdığı binlerce belge ile susturmaktadır.

Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «Kur’ân öyle bir kitaptır ki, on­da sizden öncekilerin haberi ve sizden sonraki olayların hükmü mevcut­tur. O her bakımdan (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden) ayırt edendir. O, gayr-i ciddi (bir kitap) değildir. Kim onu zâlim zorbadan dolayı terkederse, Allah onu helâk eder. Kim de ondan başka doğru yol rehberi ararsa, Allah onu sapıttırır. » (Dâremî/fezâil-i Kur’ân: 1)

MÜŞRİKLERİN HİLE TUZAĞI

«Onlar şüphesiz bir tuzak kuruyorlar; ben de bir tuzak kuruyorum.. »

Mekkeli inkârcı putperestler son dini mefluç duruma sokup inanan­ları kendi kaderleriyle başbaşa bırakmak için üç yönlü bir hile ve tuzak kurma çabası içindeydiler:

1- İslâm’a ve Hz. Muhammedʹe (A. S. ) ilgi duyup ısınanları caydır­mak ve İslâm’a girenleri pişman etmek,

2- Kurʹân’ın gayr-i ciddi, uydurma bir kitap olduğunu kalp ve ka­falara işleyip ona yönelmek isteyenlerde devamlı şüphe uyandırmak,

3- Hz. Muhammedʹin (A. S. ) aziz vücudunu ortadan kaldırmak için ciddi bir formül ortaya koymak.

Şüphesiz ki onların bu çirkin tuzakları İlâhî tedbîr ve takdîr karşı­sında hep başarısızlığa uğramaya mahkûmdur. İslâmiyet ise, adım adım hedefine doğru ilerliyor ve başarı grafiği hep yükseliyordu. Hicret olayı, Bedir, Uhud, Huneyn ve Hayber gazaları Onun başarı zincirinin birer halkasını oluşturuyordu. O halde Mekke devrinde açıktan bir vuruşmaya kapı açmadan kâfirlere -her şeye rağmen- bir süre mühlet verip ilâhî sün­netin ve onun gereği olan hükmünün tecellisini beklemek gerekiyordu. 15-17. âyetlerle bu metod ve stratejinin uygulanması emredilmektedir. Böy­lece mü’minlerin bir süre daha sabretmeleri istenmekte, gelecek günler­de çok şeylerin değişeceğine işâretle daha temkinli davranmalarına do­laylı şekilde değinilmektedir.

Zaten son âyetin son cümlesinde geçen «rüveydâ» kelimesi, «rûd»un küçültülmüşü (tasğîri)dir. Bu, az bir mühlete delâlet etmekte ve İlâhî hük­mün çok yakında ineceğine işârette bulunmaktadır..

Bu yorum ve mâna çerçevesinde hicretin çok yakında gerçekleşece­ği kendiliğinden anlaşılıyor ve mü’minlerin hazırlıklı olmaları isteniyor. Ni­tekim öyle oldu; çok geçmeden birbirini izleyen ve aynı zamanda tamam­layan olaylar meydana geldi ve hicret olayı gerçekleşti.

Târık Sûresi’ne, her insan üzerinde koruyucu ve yazıp muhafaza edi­ci meleğin bulunduğu belirtilerek göğe ve gökteki -bize nisbetle- parlak olan yıldıza yemin edilerek başlandı; Kur’ân’ın son derece ciddi kitap ol­duğuna değinilerek müşriklerin çevirmekte oldukları hile ve tuzaklara dik­katler çekildi ve bir süre fiili duruma geçilmemesi, zaferin çok yakın ol­duğu haber verildi ve sabır tavsiye edilerek sûre noktalandı.

Bu sûrenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenâb-ı Rabbi’l-âlemîne hamd-u senâlar; O’nun dinini insanlara teblîğ edip irşat hizmetini en iyi şekilde yürüten Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e ve Onun Âl ve Ashabına salât-ü selâmlar olsun.