Nisa Suresi 12-14. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

13.

Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Diyanet İşleri

13.

İşte bu (hükümler) Allah'ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.

14.

Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder ve O'nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

12- Eğer karılarınızın çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bütün bunlar yaptık­ları vasiyyet veya (üzerlerindeki) borç (ödenip) yerine getirildikten sonra­dır.

Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri karılarınızındır. Ço­cuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri karılarınızındır. Bu da yaptığınız vasiyyet veya borçtan sonradır. Eğer vâris olunan (mûris) erkek veya ka­dının çocuğu ve babası yoksa ve (ana tarafından) bir erkek veya kız kar­deşi bulunuyorsa, herbirine altıda bir verilir. Sayıları bundan (birden) fazla ise üçte bir hisseye ortaktırlar. Bu da yapılan vasiyyet veya borçtan sonradır.

Bütün bunlar mirasçıları zarara uğratmaksızın yerine getirilir. Bunlar Allah tarafından tavsiye (emir)dir, Allah bilendir ve yüksek hilm sâhibidir.

13- İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allahʹa ve Peygamberine itaât ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacak­ları Cennetlere koyar. Bu da büyük bir kurtuluştur.

14- Kim de Allah’a ve Peygamberine isyân edip (başkaldırır) da Oʹnun sınırlarını aşarsa Allah onu, içinde devamlı kalacağı bir ateşe so­kar; artık horlayıcı bir azâb onun içindir.

KARI KOCA ARASINDA İKİLİ BİRLİ TAKSİM

«Eğer karılarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir... »

Kurʹân, âilenin malî külfetini yüklenen erkeğe mirasta kadına nisbet­le iki kat vermeyi, karı koca ve ana baba arasında da geçerli saymıştır. Ölen karısının çocuğu yoksa, koca bırakılanın yarısını, çocuğu varsa dört­te birini alır. Çünkü erkek bu durumda yeni bir evlilik hayatına başlaya­bilir, yeni bir külfet yüklenir. Ölen kocanın çocuğu yoksa kadın, bırakıla­nın dörtte birini, çocuğu varsa sekizde birini alır. Çünkü kadının yükünü hafifletecek yeni bir koca ortamı hazırdır. İhtiyacının çoğunu evleneceği kocası yüklenecek. Kadın hissesini aldıktan sonra kalan mirasın tamamını çocuklar alır. Bu farklı taksim, bazı kişilerce dış görünüşüyle pek âdil sa­yılmayabilir, ama İslâm’ın getirmiş olduğu âile ve sosyal yapılar incelen­diğinde, ne kadar isâbetli ve âdil olduğu kendiliğinden anlaşılır. Temelin­de mutlaka adâlet felsefesi yatmaktadır.

Aynı husus ana-baba hakkında da söz konusudur. Ana-babaya ge­lince, ölen çocuklarının bıraktığından -ölenin çocuğu yoksa- anne üçte bir, baba ise, ondan arta kalanı alır. Bu nisbet ikili-birli ölçüsüne uygun gelmektedir. Çünkü yükün ağırlığı babanın omuzlarındadır.

Bütün bunlar İlâhî sınırlar ve yasalardır. Mutlak hayır ve gerçek adâ­leti yansıtır. Allah kullarına haksızlık etmez. O, zulmü kendisine haram kıldığı gibi, insanların birbirine zulmetmesini de yasaklamıştır. Kurʹânʹa ve Hazreti Muhammedʹe (A. S. ) imân eden için en uygun taksimat şekli budur. Çünkü Allah kendi yasalarını Müslüman âilelerin İslâmî yaşayışıy­la uyum sağlar ölçü ve anlamda koymuştur. Bu bakımdan Kurʹânʹdaki hü­kümlerin bir kısmı, inanmıyanların aile ve sosyal yapılarına ters düşebilir. İnkârcıların İslâmʹa karşı gelmelerinin sebeplerinden biri de budur.

FIKHI YÖNÜ

Ölen bir Müslüman için vârislerinin, ilk yerine getirilmesi gerekli olan vazifeleri nelerdir? Müctehit imamlar bunu dört madde halinde belirle­mişlerdir:

1. Tekfîn, teçhiz ve defin,

2. İnsanlara olan borçların vakit kaybetmeden ödenmesi,

3. Varsa, vasiyyetinin yerine getirilmesi,

4. Terekesinin vereseye taksiminin sağlanması..

Kur’ân bilhassa bu noktayı şöyle belirtiyor: «Bütün bunlar yaptıkları vasiyet veya (üzerlerindeki) borç (ödenip) yerine getirildikten sonradır. »

O halde ölen kimsenin bıraktığı bir servet varsa, önce definle ilgili harcama yapılır. Sonra kalan para veya mal ile borçları ödenir. Bundan sonra kalan bir para veya mal olursa, ölenin vasiyeti yerine getirilir. Ya­pılan vasiyet bırakılan malın üçte birini geçmemelidir. Aksi halde geçen, yani üçte biri aşan kısım veresenin uygun kabul etmesine bağlıdır. Kabul etmedikleri takdirde sadece üçte birine denk geleni yerine getirilir. Sonra kalan para veya mal vârisler arasında belirlenen biçimde taksim edilir.

ÖLENİN VASİYETİ YOKSA

Ölenin vasiyeti yoksa, o takdirde bıraktığı maldan ve paradan hiçbir hayır yapılamaz. Ancak vârisler kendilerine düşen paydan isterlerse ha­yır yapabilirler.

ISKAT, sadece bir temennidir. Vasiyet edilmişse devir muamelesine yer verilmeksizin, aynen uygulanır. Vasiyet yoksa, iskatʹa gerek yoktur. Kaldı ki ölenin hem vasiyeti yok, hem de geriye yetim bırakmışsa, defin masrafı ve borçlarının ödenmesi dışında hiçbir harcama yapılamaz.

DEVİR, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin ve ashabının yapmadığı, uygu­lamadığı, tavsiyede bulunmadığı bir bidʹatdır, Dinin yüceliğini zedeliyen, din adamlarının itibarını düşüren sünnet dışı bir icatdır. Yapılmamasında mutlaka hayır vardır.

Fukaha’dan bir kısmının DEVİR üzerinde olumlu görüş ortaya koy­ması, daha çok medrese talebesini, tekke dervişlerini korumaya matuf bulunuyordu. Şartlar değişmiştir. Bugün için fukahanın o buluşu bir öl­çü ve kıstas taşımamaktadır.

İslâm’da Miras İntikal Vergisi Yoktur

İslâmʹda miras intikal vergisi yoktur. Murisin serveti ne kadar çok olursa olsun, devlet buna bir vergi koymaz. Ancak hiç bir mirasçısı bu­lunmazsa, o takdirde tamamı Beytü’l-mala, yani devlet hâzinesine kalır.

FERÂİZ İLMİNİN ÖNEMİ

İnsan haklarını koruyup disipline eden, hısımlar arasında tartışma, haksızlığa sapma, sürtüşme gibi ihtilâfları önleyen, sosyal adâletin arıza­sız devam etmesine yardımcı olan İslâm MİRAS HUKUKU’nun hukuk li­teratüründe müstesnâ bir yeri vardır.

Peygamber (A. S. ) Efendimiz bu ilmi hem övmüş, hem ümmetine tav­siye etmiştir.

«Ferâiz ve Kur’ân öğrenin. Çünkü (ben de bir insanım ve her insan gibi) ölümlüyüm. » (Tirmizî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

«Ferâiz öğrenin. Çünkü ben de ölümlü bir kişiyim. Çok sürmez iki ki­şi mirasta ihtilâfa düşer de kendilerine ferâiz ahkâmını bildirecek bir kim­se bulamazlar.. » (Ahmed bin Hanbel - Dâre Kutnî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

«Ferâizi hem öğrenin, hem öğretin. Çünkü ferâiz ilmin yarısıdır ve ilk unutulan ilim bu olacaktır; ümmetimden ilk çekilip alınan da yine bu ilim olacaktır. » (İbn Mâce - Dâre Kutnî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

İRSİN RÜKUNLARI ÜÇTÜR

1. Muris

Hakikaten veya hükmen ölen kimsedir.

2. Vâris

İrsi Şerʹî delille sâbit olan kimsedir.

3. Mevrus

Ölenin terkettiği maldır.

İRSİN ŞARTLARI

İrsin şartları üçtür:

1. Murisin ölümü,

2. Vârisin hayatı,

3. İrs cihetinin bilinmesi.

İRSİN SEBEPLERİ

İrsin sebepleri üçtür:

1. Rahim, (ölene nesep cihetiyle hısımlık),

2. Nikâh, (karı-koca arasında meydana gelen sahih akit),

3. Velâ (azâd etmekten meydana gelen hükmî yakınlık).

İRSE ENGEL SAYILAN SEBEPLER

İrse engel sayılan sebepler dörttür:

1. Rık (kölelik),

2. Katil (vârisin murisi öldürmesi),

3. İhtilâf-i Dar (Dar-i Harp ile Dar-i İslâm),

4. Muris ile vâristen her birinin ayrı bir dine bağlı bulunması.

FERÂİZ İLMİNİN KONUSU

Ferâiz ilminin konusu terekedir. Bu nakit olduğu gibi mal da olabilir. Mal da iki kısma ayrılır: Taşınan ve taşınmıyan..

Taşınmaz mallar:

Taşınmaz mallar üçe ayrılır:

1. Mülk (ev, bağ, bahçe, dükkân, han, otel ve benzeri şeyler)

2. Arazi

3. Sahih vakıflar..

ARAZİ BEŞ KISIMDIR

1. Arazi-yi Memlûke,

2. Arazi-yi Miriyye,

3. Arazi-yi Mevkufe,

4. Arazi-yi Metruke

5. Arazi-yi Mevat..

Arazi-yi Memlûke: Mülkiyet yoluyla tasarruf olunan yerlerdir. Mülki­yeti tamamen sahibine ait olduğu için, tevârüs kapsamına girer ve ferâ­iz ilmine göre taksim edilir.

Arazi-yi Miriyye: Beytü’l-male (Devlet Hâzinesine) ait arazidir ki tar­la, çayır, yaylak, kışlak ve korular bu cümledendir. Arazi Kanunnamesine bağlıdır; ferâiz ahkâmına girmez.

Arazi-yi Mevkute; bu da iki kısımdır: Birinci kısım araziden olup şe­riat ahkâmı uyarınca sahibi tarafından vakfedilen ve tasarruf hakları Vak­fe ait olan, vâkıfın şartlarına göre muamele gören arazi. Diğeri, arazi-yi miriyyeden olup Sultanlar tarafından vakfedilen arazilerdir, sahih vakıf­lardan sayılmaz, tahsisat kapsamına girer. Arazi Kanunnamesine göre muamele görür.

Arazi-yi Metruke; bu da iki kısımdır: Biri umum için terkedilmiş yer­lerdir; yol ve benzen yerler. Diğeri bir kasaba ya da köy halkına tahsis edilen arazidir; mer’a ve benzeri yerler bu cümledendir. Bunlarda miras hukuku câri değildir, yani ferâiz ahkâmına tabi değildirler.

Arazi-yi Mevat: Şehir veya kasaba ve köy dışında sahipsiz bir ara­zidir ki, yaklaşık yarım saatlik bir mesafede bulunması gerekir. Bu tür araziyi işletenler, onları kendilerine mülk edinemezler. Öldükleri zaman ferâiz ve Arazi Kanunnamesine göre muamele görmez.

ERKEK MİRASÇILAR ON KİŞİDİR

1. Oğul

2. Oğlun oğlu...

3. Baba

4. Dede (baba tarafından.. )

5. Kardeş

6. Kardeş oğlu

7. Amca

8. Amca oğlu..

9. Koca

10. Azatlı kölenin efendisi.

KADIN MİRASÇILAR YEDİDİR

1. Kız

2. Oğlun kızı..

3. Anne

4. Anne anne..

5. Kız kardeş

6. Karı

7. Azatlı kölenin hanımefendisi.

BUNLARDAN ALTI TANESİ BAŞKASI SEBEBİYLE MİRASTAN TAMAMEN MAHRUM OLMAZ

a) Ana-baba

b) Erkek ve kız çocuk

c) Karı-koca..

VARİSLER MİRAS ALMADA ÜÇE AYRILIR

1. Sadece farz (belirlenmiş pay) ile vâris olanlar.

Bunlar: Karı-koca, kızlar, kız kardeşler, anneler, neneler, ve anne tarafından olan anne bir kardeşlerdir.

2. Ta’sîb sebebiyle vâris olanlar.

Bunlar: Oğlan çocuklar, kız kardeşler, oğlan çocuklarının oğlan çocukları, amcalar, amcanın erkek çocuklarıdır.

3. Bazan farz, bazan da ta’sîb yoluyla vâris olanlar.

Bunlar: Baba ile dededir.

TAKDİR EDİLEN FARZLAR

1. Yarı: 1/2,

2. Dörtte bir: 1/4

3. Sekizde bir: 1/8

4. Üçte iki: 2/3

5. Üçte bir: 1/3

6. Altıda bir: 1/6

YARI: 1/2 şu beş varise verilir:

1. Kız

2. Oğlun kızı (kız olmadığında)

3. Ana-baba bir kız kardeş

4. Baba bir kız kardeş (Ana-baba bir kız kardeş olmadığında)

5. Koca (oğul ve oğlun oğlu olmadığında)..

DÖRTTE BİR: 1/4 şu iki vârise verilir:

1. Koca (ölenin çocuğu ve oğlunun çocuğu olduğunda)

2. Karı (ölenin çocuğu ve oğlunun çocuğu olmadığında) ÜÇTE İKİ: 2/3 yarı alan varisler birden fazla olduğunda.

ÜÇTE BİR: 1/3 şu iki vârise verilir:

1. Anne (ölenin çocuğu, oğlunun çocuğu, birden fazla erkek ve kız kardeşleri olmadığında)

2. Anne bir kardeşler (birden fazla olduğunda),

ALTIDA BİR: 1/6 şu altı vârise verilir:

1. Anne (Ölenin çocuğu, oğlunun çocuğu ve birden fazla erkek ve kız kardeşleri olduğunda),

2. Ana bir kardeşler (yalnız bir tane olduğunda),

3. Baba (ölenin çocuğu veya oğlunun çocuğu ile beraber bulundu­ğunda),

4. Sahih dede,

5. Oğlun kızı (bir tane öz kız ile beraber bulunduğunda),

6. Baba bir kız kardeş (ana-baba bir kız kardeşle beraber bulundu­ğunda),

ZEVİ’L-ERHAM

Zevi’l-erham: Ölene yakınlığı olup ashab-ı ferâiz ve asabe olmayan hısımlardır. Nesep yoluyla farz sâhipleri ve asabe bulunmadığında ölen murisin terekesi zeviʹl-erhama kalır.

Zevi’l-erham dört sınıftan ibarettir:

1- Ölene intisap edenler (ölenin kızlarının evlâdı ve ölenin oğlunun kızlarının evlâdı... ),

2- Ölenin intisap ettiği kimseler (sahîh olmayan dedeler ve sahîh olmayan nineler),

3- Ölenin ana-babasından birine veya ikisine intisap edenler (kız kardeşlerinin erkek ve kız çocukları; oğlan kardeşlerinin kızları ile onların çocukları; ana bir kardeşlerinin erkek ve kız çocukları),

4- Ölenin baba tarafından dede veya ninelerine intisap edenler (ba­basının ana-baba bir veya baba bir veya ana bir kardeşleri; babasının ana bir oğlan kardeşleri; anasının ana-baba bir veya baba bir veya ana bir erkek kardeşleri; anasının ana-baba bir veya baba bir veya ana bir kız kardeşleri; ölenin uzak dedelerine veya uzak ninelerine intisap edenler, ki bunlar, dede veya ninelerinin asabe olmayan erkek veya kız kardeşleri­dir. Sözü edilen amca ve teyzelerin erkek ve kız evlâdı ile asabe olan am­caların kızları ve onların erkek ve kız çocukları)..

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle kadınlara iyilikte bulunulması, her zaman için haklarının korunması emredildi. Mirasta kendilerine uygun hak tanındığı ve ayrıldığı belirtildi. Aşağıdaki âyetlerle, kadınlık şerefini, annelik vekarını, âile iffetini hiçe sayıp namusunu pazara çıkaracak kadınlara -âile ve toplumun selâmeti adına- verilecek ceza açıklanıyor. Ancak Cahiliye dev­rinin çirkin âdetleri tamamen yıkılmadığı için hafif bir ceza uygulaması tavsiye ediliyor. Kadın ve erkeklerin iftiraya uğramamaları için de, ken­disine zina isnat edilen şahsın o fiili işlediğine dair iddiacı veya ihbarcının dört şâhit getirmesi hükme bağlanıyor.