MEÂLİ:
125- Rabbin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel (ölçü ve usûl ne ise ona göre) mücâdeleni sürdür. Şüphesiz ki Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.
İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Din nasihattir» diye buyurdu ve bu cümleyi üç defa tekrarladı. Ashab-ı Kirâm: «Kime nasihattir? » diye sordular. Efendimiz (A. S. ) şöyle cevap verdi: «Allahʹa, Peygamberine, müslüman liderlere ve müslümanların hepsine... » (Buharî/iman: 42- Müslim/iman: 95- Ebû Dâvûd/edeb: 59- Tirmizî/birr: 17- Nesai/ beyat: 31, 41- Daremî/rikak: 41- Ahmed 1/351, 2/297, 4/102, 103)
«Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle gidersin. Buna gücü yetmezse, diliyle gidermeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle gidermeğe (düşünüp çare bulmaya) çalışsın ki bu, imânın en zayıf tarafıdır. » (Ebû Dâvud/salat: 242, melahim: 17- İbn Mace/ikame: 155, fiten: 29- Ahmed: 3/10, 52)
İRŞAT VE DÂVETİN ÜÇ YOLU
Kur’ân ilgili âyetle, İlâhî hikmet gereği, vaaz, irşat ve hakka dâvetin metot ve yöntemini veriyor ve bu çok önemli konuyu üç madde halinde özetliyor.
Âyetin açık anlatımından, hitap edilmek istenen insanların üç grupta düşünülmesinin ve her birine ne ölçüde hitap edilmesinin gereği üzerinde durulduğu anlaşılıyor.
1- Allah yoluna hikmet ile,
2- Güzel öğütle çağır.
3- En güzel ve ölçü düzeyinde mücadeleni sürdür.
Birinci madde, entelektüel grubu Allah yoluna hikmetle dâvete yöneliktir. Çünkü burada geçen «hikmet» kelimesi şu manaları taşımaktadır:
a) Doyurucu, iknaʹ edici, aynı zamanda -karşısındakinin kültür seviyesine göre- bilimsel ölçüde delillerle..
b) Gerçeği yansıtır mahiyetteki belgelerle..
c) İnsanlara yarar sağlayacak, akıllara ışık tutacak, vicdanlarını harekete geçirecek misallerle..
İkinci madde, sağlam karakterli, doğru huylu, yatışkan kalpli, zarif ve duyarlı vicdanlı halk tabakasını Allah yoluna, güzel, tatlı, çekici ve doyurucu öğütlerle dâvete yöneliktir.
Ne yalnız Cehennem ile korkutmak, ne de yalnız Cennet ile avundurmak; korku ile ümit arasında dengeli bir hava oluşturup ruh ve vicdanları serinletmeyi ihmal etmemek bu dâvetin bir parçasını oluşturur.
Üçüncü madde, dinî eğitimden uzak, yabancı kültürün tesiri altında kalıp dine, dindara saygı duymayan; üstelik yıkıcı, bozucu faaliyetlerde bulunan inkârcı veya çok şüpheci inatçılarla günün şartlarını, sosyal yapının özelliklerini, muhatabın tutum ve dayanaklarını dikkate alarak sistemli, seviyeli, şuurlu bir mücadele yöntemi ortaya koymaya yöneliktir.
Müfessir Fahruddin er-Râzî, ilgili üç metodu şöyle açıklamıştır:
Birincisi, kesin deliller, şüpheden uzak bilgi ve inanç veren hüccetlerdir. Buna «hikmet» denilir.
İkincisi, zannî belirtiler, doyurucu delillerdir. Buna «güzel öğüt» denilir.
Üçüncüsü, misaller getirmektir. Buna «mücadele» denilir ki, bunların hepsini Rab sıfatının eğitici, geliştirip yönlendirici doğrultusunda yürütmemiz istenmektedir.
KONUŞMA TEKNİĞİ
Kur’ân-ı Kerîm bu âyetle, ayrıca konuşma tekniğine de işârette bulunmakta, güzel, tesirli söz söyleme becerisinin lüzumunu belirtmekte ve insanları irşat ile görevlendirilen veya buna istekli çıkan kişilerde bu özelliğin aranmasını ilham etmektedir. Biz buna «Söz söyleme sanatı» da diyebiliriz.
O halde Kur’ân’ın ışığı altında söz söyleme, güzel konuşma tekniğini şu maddelerle özetliyebiliriz:
1- Kelimeleri telâffuz ederken dikkatli olmak, harfleri mahreçlerinden çıkarmaya özen göstermek,
2- Kelime haznesini devamlı zenginleştirmek,
3- Bunun için de, bilerek, anlayarak çok okumak, lüzumlu kısımları not etmek,
4- Çok rahat bir davranış içinde bulunmak, karşısındakine hep güven telkîn eder ölçüde vakur ve nazik olmak,
5- Kendine güvenmek, konuya çok hâkim bulunmak,
6- Düzenli konuşmaya özen göstermek, mümkün olduğu nisbette kısa cümleler kullanarak konunun rahat anlaşılmasını sağlamak,
7- Bazan akla ve mantığa, bazan duygu ve düşünceye seslenip inandırıcı şekilde malzeme vermek,
8- Konuşurken el, kol, göz ve ağız hareketlerine dikkat etmek; mimikleri kontrol altında tutmak,
9- Ses tonunu çok iyi ayarlamak, çok önemli bölümleri işlerken sesi biraz yükseltmek, çok geçmeden hemen alçaltıp normal ölçüde tutmak ve dikkatleri daha çok toplayabilmek için de, uygun misaller getirmek, ancak misal getireceğini ifade ettikten sonra az bir duraklamada bulunmak,
10- Konuyu plânlı biçimde yavaş yavaş genişletmek ve dikkatleri dağıtmamak için sürükleyici, zincirin halkaları gibi irtibatlı ve düzenli konuşmak,
11- Bıkkınlık vermeden, dinleyenler konuşulanın tam tesirine girdiği vakti seçip konuşmayı bağlayıp kesmek,
12- Asıl temayı, ana fikri sona bırakıp öylece dinleyicileri sabırsızlandırmak bu cümledendir.
KONUŞMADA SES AYARI
Bu da, az yukarıda kısmen belirttiğimiz gibi, tesirli olabilmek için çok lüzumludur. Doğuştan ses tonu uygun olanlar da, olmayanlar da konuşurlarken seslerini ayarlamaya muhtaçtırlar. Aksi halde sözün tesiri düşer. Bunu şöyle özetliyebiliriz:
1- Monoton, yani tek düzen, biteviye konuşmaktan kaçınmak,
2- Heyecan ve helecanlı noktalarda önce sesi yükseltmek ve çok geçmeden normale dönmek, ancak bu arada ağzın lüzumundan fazla açılmamasına dikkat etmek,
3- Önemli bir husus anlatılırken veya bir örnek verilirken onun makul ve mantıkî olup olmadığına herhalde dikkat etmek; dinleyenlerin çok garip karşılayacağı ve zihinlerini bulandıracağı misaller getirmemek,
4- Aynı cümle ve kelimeleri sık sık tekrarlamamak,
5- Eeee, Aaa, Hııı gibi lüzumsuz ses çıkarmamak, cemaati sıkmamak için önceden çok iyi tesbitlerde bulunmak ve hitap edilecek kişilerin psikolojik yapılarını az da olsa bilmek,
6- Acele konuşmamak, kelime ve cümlelerin anlaşılmasını kolaylaştırmak ve kelimeleri tam telâffuz etmeyi ihmal etmemek,
7- Mikrofon varsa, onu çok iyi ayarlamak, ses tonunu ona göre düzenlemek,
8- Topluma hitap ederken gözleri bir veya birkaç kişi üzerine tutmamak, hepsine bakıyormuş gibi bir ayarlamada bulunmak,
9- Belli şahısların kusurlarını dile getirip dikkatleri onlar üzerinde toplamamak, genel tabirler kullanarak hiç kimseyi rencide etmemek, hayatta olan bir kimseden ismen söz etmemek tesirli olmanın şartlarından bir kısmıdır.
HİTAP EDİLEN TOPLUMU ÇOK İYİ TANIMAK
Bu da diğer hususlar gibi, çok önemlidir. Toplumu çeşitli yönleriyle tanımayan bir mürşit, bir hatip, ya da vâiz pek yararlı olamaz. Hattâ bazan zararlı bile olabilir. O nedenle Hakk’a, ahlâk ve fazîlete dâvet edilen toplumun şu yanlarını bilmekte çok yarar vardır:
a) Yaşayış düzenlerini,
b) İnançlarını, saplantılarını,
c) Daha çok hangi görüş ve düşüncelerin tesirinde kaldıklarını,
d) Psikolojik yapılarını,
e) Kültür seviyelerini,
f) Zaaflarını ve temayüllerini,
g) Ekonomik yapılarını,
h) Bağlı bulundukları ekolü.
i) Daha çok ilgi duydukları konuları önceden tesbit etmekte büyük yararlar söz konusudur.
MÜRŞİDİN GÖREVİ
Mürşit, ya da dâvetçi ve tebliğatçının veya vâiz ve hatibin görevi, üç ayrı gruba, hangi esas ve metotla hitap edileceğini iyice kavrayıp sırf Allah rızasını elde etme niyetiyle işe başlamaktır. Hidâyet yani doğru yola iletmek Allahʹa aittir. İlgili âyetin son kısmında buna işâret edilmektedir: «Şüphesiz ki Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. »
Görüldüğü gibi, Allah’ın dinine, iyi ahlâk ve fazîlete hizmet kolay bir iş değildir. Tek kelimeyle peygamberlerin, büyük mürşitlerin, uzman âlimlerin ve sıralanan şartları, özellikleri kendilerinde taşıyan basîretli bilginlerin sanatıdır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, teblîğ ve irşat makamında olanların, halkı irşat ederken dikkat edecekleri hususlar üç madde halinde belirtildi. Böylece söz söylemenin, olumlu sonuçlar almanın ayrı bir sanat olduğuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, insanları Hakk’a dâvet ederken birtakım zorlukların çıkabileceğine dikkatler çekiliyor. Onun için çok sabırlı olmanın gereği üzerinde durularak, cezaya ceza ile karşılık verilirken de misliyle mukabele etmeyi unutmamamız tenbîh ediliyor. Bununla beraber karşılık vermeyip sabretmenin daha hayırlı olduğu bildiriliyor. Sonra da Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlara büyük müjdeler veriliyor.