Nahl Suresi 125. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اُدْعُ اِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ اَحْسَنُ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

125.

(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

125- Rabbin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel (ölçü ve usûl ne ise ona göre) mücâdeleni sürdür. Şüphesiz ki Rabbin ken­di yolundan sapanları daha iyi bilir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.

İLGİLİ HADÎSLER

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Din nasihattir» diye buyurdu ve bu cüm­leyi üç defa tekrarladı. Ashab-ı Kirâm: «Kime nasihattir? » diye sordular. Efendimiz (A. S. ) şöyle cevap verdi: «Allahʹa, Peygamberine, müslüman li­derlere ve müslümanların hepsine... » (Buharî/iman: 42- Müslim/iman: 95- Ebû Dâvûd/edeb: 59- Tirmizî/birr: 17- Nesai/ beyat: 31, 41- Daremî/rikak: 41- Ahmed 1/351, 2/297, 4/102, 103)

«Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle gidersin. Buna gücü yet­mezse, diliyle gidermeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle gider­meğe (düşünüp çare bulmaya) çalışsın ki bu, imânın en zayıf tarafıdır. » (Ebû Dâvud/salat: 242, melahim: 17- İbn Mace/ikame: 155, fiten: 29- Ahmed: 3/10, 52)

İRŞAT VE DÂVETİN ÜÇ YOLU

Kur’ân ilgili âyetle, İlâhî hikmet gereği, vaaz, irşat ve hakka dâvetin metot ve yöntemini veriyor ve bu çok önemli konuyu üç madde halinde özetliyor.

Âyetin açık anlatımından, hitap edilmek istenen insanların üç grupta düşünülmesinin ve her birine ne ölçüde hitap edilmesinin gereği üzerinde durulduğu anlaşılıyor.

1- Allah yoluna hikmet ile,

2- Güzel öğütle çağır.

3- En güzel ve ölçü düzeyinde mücadeleni sürdür.

Birinci madde, entelektüel grubu Allah yoluna hikmetle dâvete yöne­liktir. Çünkü burada geçen «hikmet» kelimesi şu manaları taşımaktadır:

a) Doyurucu, iknaʹ edici, aynı zamanda -karşısındakinin kültür sevi­yesine göre- bilimsel ölçüde delillerle..

b) Gerçeği yansıtır mahiyetteki belgelerle..

c) İnsanlara yarar sağlayacak, akıllara ışık tutacak, vicdanlarını ha­rekete geçirecek misallerle..

İkinci madde, sağlam karakterli, doğru huylu, yatışkan kalpli, zarif ve duyarlı vicdanlı halk tabakasını Allah yoluna, güzel, tatlı, çekici ve do­yurucu öğütlerle dâvete yöneliktir.

Ne yalnız Cehennem ile korkutmak, ne de yalnız Cennet ile avundur­mak; korku ile ümit arasında dengeli bir hava oluşturup ruh ve vicdanları serinletmeyi ihmal etmemek bu dâvetin bir parçasını oluşturur.

Üçüncü madde, dinî eğitimden uzak, yabancı kültürün tesiri altında kalıp dine, dindara saygı duymayan; üstelik yıkıcı, bozucu faaliyetlerde bulunan inkârcı veya çok şüpheci inatçılarla günün şartlarını, sosyal ya­pının özelliklerini, muhatabın tutum ve dayanaklarını dikkate alarak sis­temli, seviyeli, şuurlu bir mücadele yöntemi ortaya koymaya yöneliktir.

Müfessir Fahruddin er-Râzî, ilgili üç metodu şöyle açıklamıştır:

Birincisi, kesin deliller, şüpheden uzak bilgi ve inanç veren hüccetler­dir. Buna «hikmet» denilir.

İkincisi, zannî belirtiler, doyurucu delillerdir. Buna «güzel öğüt» de­nilir.

Üçüncüsü, misaller getirmektir. Buna «mücadele» denilir ki, bunların hepsini Rab sıfatının eğitici, geliştirip yönlendirici doğrultusunda yürütme­miz istenmektedir.

KONUŞMA TEKNİĞİ

Kur’ân-ı Kerîm bu âyetle, ayrıca konuşma tekniğine de işârette bu­lunmakta, güzel, tesirli söz söyleme becerisinin lüzumunu belirtmekte ve insanları irşat ile görevlendirilen veya buna istekli çıkan kişilerde bu özel­liğin aranmasını ilham etmektedir. Biz buna «Söz söyleme sanatı» da diye­biliriz.

O halde Kur’ân’ın ışığı altında söz söyleme, güzel konuşma tekniğini şu maddelerle özetliyebiliriz:

1- Kelimeleri telâffuz ederken dikkatli olmak, harfleri mahreçlerin­den çıkarmaya özen göstermek,

2- Kelime haznesini devamlı zenginleştirmek,

3- Bunun için de, bilerek, anlayarak çok okumak, lüzumlu kısımları not etmek,

4- Çok rahat bir davranış içinde bulunmak, karşısındakine hep gü­ven telkîn eder ölçüde vakur ve nazik olmak,

5- Kendine güvenmek, konuya çok hâkim bulunmak,

6- Düzenli konuşmaya özen göstermek, mümkün olduğu nisbette kı­sa cümleler kullanarak konunun rahat anlaşılmasını sağlamak,

7- Bazan akla ve mantığa, bazan duygu ve düşünceye seslenip inan­dırıcı şekilde malzeme vermek,

8- Konuşurken el, kol, göz ve ağız hareketlerine dikkat etmek; mi­mikleri kontrol altında tutmak,

9- Ses tonunu çok iyi ayarlamak, çok önemli bölümleri işlerken sesi biraz yükseltmek, çok geçmeden hemen alçaltıp normal ölçüde tutmak ve dikkatleri daha çok toplayabilmek için de, uygun misaller getirmek, ancak misal getireceğini ifade ettikten sonra az bir duraklamada bulunmak,

10- Konuyu plânlı biçimde yavaş yavaş genişletmek ve dikkatleri da­ğıtmamak için sürükleyici, zincirin halkaları gibi irtibatlı ve düzenli ko­nuşmak,

11- Bıkkınlık vermeden, dinleyenler konuşulanın tam tesirine girdiği vakti seçip konuşmayı bağlayıp kesmek,

12- Asıl temayı, ana fikri sona bırakıp öylece dinleyicileri sabırsız­landırmak bu cümledendir.

KONUŞMADA SES AYARI

Bu da, az yukarıda kısmen belirttiğimiz gibi, tesirli olabilmek için çok lüzumludur. Doğuştan ses tonu uygun olanlar da, olmayanlar da konuşur­larken seslerini ayarlamaya muhtaçtırlar. Aksi halde sözün tesiri düşer. Bunu şöyle özetliyebiliriz:

1- Monoton, yani tek düzen, biteviye konuşmaktan kaçınmak,

2- Heyecan ve helecanlı noktalarda önce sesi yükseltmek ve çok geçmeden normale dönmek, ancak bu arada ağzın lüzumundan fazla açıl­mamasına dikkat etmek,

3- Önemli bir husus anlatılırken veya bir örnek verilirken onun ma­kul ve mantıkî olup olmadığına herhalde dikkat etmek; dinleyenlerin çok garip karşılayacağı ve zihinlerini bulandıracağı misaller getirmemek,

4- Aynı cümle ve kelimeleri sık sık tekrarlamamak,

5- Eeee, Aaa, Hııı gibi lüzumsuz ses çıkarmamak, cemaati sıkma­mak için önceden çok iyi tesbitlerde bulunmak ve hitap edilecek kişilerin psikolojik yapılarını az da olsa bilmek,

6- Acele konuşmamak, kelime ve cümlelerin anlaşılmasını kolaylaş­tırmak ve kelimeleri tam telâffuz etmeyi ihmal etmemek,

7- Mikrofon varsa, onu çok iyi ayarlamak, ses tonunu ona göre dü­zenlemek,

8- Topluma hitap ederken gözleri bir veya birkaç kişi üzerine tut­mamak, hepsine bakıyormuş gibi bir ayarlamada bulunmak,

9- Belli şahısların kusurlarını dile getirip dikkatleri onlar üzerinde toplamamak, genel tabirler kullanarak hiç kimseyi rencide etmemek, ha­yatta olan bir kimseden ismen söz etmemek tesirli olmanın şartlarından bir kısmıdır.

HİTAP EDİLEN TOPLUMU ÇOK İYİ TANIMAK

Bu da diğer hususlar gibi, çok önemlidir. Toplumu çeşitli yönleriyle ta­nımayan bir mürşit, bir hatip, ya da vâiz pek yararlı olamaz. Hattâ bazan zararlı bile olabilir. O nedenle Hakk’a, ahlâk ve fazîlete dâvet edilen toplu­mun şu yanlarını bilmekte çok yarar vardır:

a) Yaşayış düzenlerini,

b) İnançlarını, saplantılarını,

c) Daha çok hangi görüş ve düşüncelerin tesirinde kaldıklarını,

d) Psikolojik yapılarını,

e) Kültür seviyelerini,

f) Zaaflarını ve temayüllerini,

g) Ekonomik yapılarını,

h) Bağlı bulundukları ekolü.

i) Daha çok ilgi duydukları konuları önceden tesbit etmekte büyük ya­rarlar söz konusudur.

MÜRŞİDİN GÖREVİ

Mürşit, ya da dâvetçi ve tebliğatçının veya vâiz ve hatibin görevi, üç ayrı gruba, hangi esas ve metotla hitap edileceğini iyice kavrayıp sırf Al­lah rızasını elde etme niyetiyle işe başlamaktır. Hidâyet yani doğru yola iletmek Allahʹa aittir. İlgili âyetin son kısmında buna işâret edilmektedir: «Şüphesiz ki Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. »

Görüldüğü gibi, Allah’ın dinine, iyi ahlâk ve fazîlete hizmet kolay bir iş değildir. Tek kelimeyle peygamberlerin, büyük mürşitlerin, uzman âlim­lerin ve sıralanan şartları, özellikleri kendilerinde taşıyan basîretli bilgin­lerin sanatıdır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetle, teblîğ ve irşat makamında olanların, halkı irşat ederken dikkat edecekleri hususlar üç madde halinde belirtildi. Böylece söz söylemenin, olumlu sonuçlar almanın ayrı bir sanat olduğuna işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, insanları Hakk’a dâvet ederken birtakım zorluk­ların çıkabileceğine dikkatler çekiliyor. Onun için çok sabırlı olmanın ge­reği üzerinde durularak, cezaya ceza ile karşılık verilirken de misliyle mu­kabele etmeyi unutmamamız tenbîh ediliyor. Bununla beraber karşılık ver­meyip sabretmenin daha hayırlı olduğu bildiriliyor. Sonra da Allah’tan kor­kup kötülüklerden sakınanlara büyük müjdeler veriliyor.