Nisa Suresi 122-124. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّا وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ قِيلًا لَيْسَ بِاَمَانِيِّكُمْ وَلَا اَمَانِيِّ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا

122.

İman edip salih ameller işleyenleri de ebedi olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah'ınkinden daha doğru olan?

Diyanet İşleri

123.

İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.

124.

Mü'min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

122- İmân edip iyi-yararlı işlerde bulunanları, altlarından ırmaklar akan Cennet’lere koyacağız; orada devamlı kalıcılardır. Allah, hakkı vadetmiştir, Allahʹtan daha doğru sözlü kim vardır?

123- Durum sizin kuruntunuza göre de değildir, Kitap Ehli’nin ku­runtusuna göre de değildir: Kim bir kötülük işlerse, onunla cezâlanır ve artık o kendi lehine Allahʹtan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bula­bilir.

124- Erkek ve kadından kim müʹmin olduğu halde iyi ve yararlı iş­lerde bulunursa, işte onlar Cennetʹe girerler, hurma çekirdeğinin zarında­ki küçücük oyuk kadar olsun haksızlığa uğramazlar.

İNİŞ SEBEBİ

Kitap ehli olan Yahudî ve Hıristiyanlar bir takım kuruntular peşinde koşup her biri kendilerinin ebedî mutluluğa lâyık olduğunu söylerken, Müslümanlardan bir grup da kendilerinin doğru yolda bulunduğunu, en son kitap ve en son peygamberin kendilerine gönderildiğini ileri sürerek asıl ebedî mutluluğa kendilerinin lâyık bulunduğunu söylüyor ve bu konu­da iddialaşırcasına tartışıyorlardı. Yahudîler ise, aslından uzaklaştırılmış Tevratʹa dayanarak, «Ancak Yahudî olanlar Cennet’e girecektir.. » derken, Hıristiyanlar, İsâ Peygamberin Ruhuʹl-Kuds ile vücut bulduğunu ileri sü­rerek «Ancak Nasara olanlar Cennet’e girebilir.. » diyorlardı. Bu sebeple yukarıdaki âyetler indirildi. Cennetʹin, ebedî saadetin iddialarla, boş ku­runtularla elde edilemiyeceğine dikkatler çekildi ve imân edip iyi ve ya­rarlı işlerin kıstas bulunduğu hatırlatıldı. (Esbâb-ı Nüzul/Nisaburî - Lübabu’t-Te’vîl/Alaeddin Ali - Kurtubî - Me- fatihü’l-Gayb/Fahruddin Razî)

İLGİLİ HADÎSLER

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

«Bu âyet indiğinde, Müslümanlar fazlaca üzüldüler ve dayanamıya­rak Peygamber (A. S. ) Efendimize geldiler:

- Ey Allahʹın Peygamberi! Sizden başka hangimiz kötülük işleme­mişiz ki? O halde bu kötülüklerimizin cezâsı nasıl olacak, bilemiyoruz? İnen âyet bizi fazla korkutup üzdü, diyerek düşüncelerini arzettiler.

Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu:

«Kötülüklerden öylesi var ki, dünyada iken karşılık görür; kim bir iyi­likte bulunursa, ona on sevâp ve iyilik vardır. Bir kötülükten dolayı ceza­landırılırsa, o on sevâptan biri noksanlaşır da geriye kendisinden yana dokuz sevâp kalır. Artık kimin işlediği kötülükleri elde ettiği on sevap­lara üstün gelirse, ona da yazıklar olsun!

Cezası âhirete bırakılanlara gelince: Onun iyilikleriyle kötülükleri kar­şılaştırılır, her kötülüğün yerine bir iyilik konulur da arta kalana bakılır ve bu arta kalanın mükâfatı Cennet’te verilir. Her fazlalık sahibine, fazlalı­ğının karşılığı noksansız sunulur. » (Lübabü’t-Te’vîl: 1/400)

Ebu Hüreyre (R. A. ) diyor ki:

«Kim bir kötülük işlerse, onunla cezâlanır.... » meâlindeki âyet inince, Müslümanlara çok ağır geldi. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu:

«İbâdetinizde de ortalama bir ölçü kullanın (aşırı da gitmeyin, noksan da bırakmayın). Her şeyde ve her işte doğru olanını seçin. Unutmayın ki, Müslümana dokunan her şey, hattâ kendisine isâbet eden bir zorluk ve sıkıntı, batan bir diken (günahlarına mutlaka) keffarettir. » (Buharî/iman: 29, marza: 19 - Müslim/birr: 52 - Ebû Davud/Salât: 223 - Tirmizî/kader: 8 - Nesâî/iman: 28 - Ahmed: 2/168, 248, 319, 446, 453, 466 -3/ 337 - 4/312 - 5/282 - 6/125,. 273)

KARŞIT İKİ GÜÇ VE BUNLARIN ÜRÜNÜ

İlgili âyetlerle âdemoğlunun karşıt iki akımın çarpışıp sürtüştüğü bir ortamda dünyaya gözlerini açtığı hatırlatılıyor. Hiçbir insanın bu güçlerin doğurduğu fırtınanın dışında kalamıyacağı kesin.. Ortamlar yanıltıcı, çevre aldatıcı, âile zorlayıcı, eğitim sürükleyici olabileceği gibi, bütün bunların fıtrattan yana yardımcı araç ve gereçler sergilemesi de mümkün.. Gerçek bu olunca, ortamın, çevrenin ve âilenin tesirine girmemek elde değildir, ancak daha fazla etkilenmeden ve bu potada şekillenmeden önümüzü ay­dınlatacak olan aklımızı harekete geçirmemiz ve ona en sağlam destek kabul edilen İlâhî beyana kulak vermemiz gerekir. Aksi halde ardı-arkası kesilmeyen bir bocalama devresine gireriz ki, bunun ilerisi pek gönül açıcı olmasa gerek..

Biz bu karşıt iki ayrı akıma, her cismin atomundaki ( + ) elektrik yükü ile buna eşit miktarda (-) elektrik yükünü misal verebiliriz. Bununla şunu anlatmak istiyoruz: Her cismin atomunda pozitif ve negatif elektrik yükü bulunduğu gibi, insanlarda da imân ile şüphe, küfür ile şüphe birbirini iz­ler, hangisi üstün gelirse, diğeri tesirini kaybeder. Çünkü varlık âleminde her şey karşıtıyla tanınır ve gelişme kaydeder. Küfür olmasaydı imânın asıl ölçü ve değeri bilinmezdi. Pozitif elektrik yükü olmasaydı, negatif elektrik yükünü bilmek ve anlamak çok zor, hattâ imkânsız olurdu. Tıpkı acı ile tatlı, sıcak ile soğuk, aydınlık ile karanlık gibi..

İki karşıt güç ruhumuzun derinliğinde çetin mücadeleler verirken hangisinin üstün geldiğini, ortaya koydukları sonuçlar veya ürünlerle bile­biliriz. İşte Kurʹânʹın bahsettiği putlara, tanrıçalara tapınmak, başkasına haksızlıkta bulunmak, peygambere karşı gelip müʹminlerin yolundan ayrıl­mak herhalde küfrün ve şüphenin ürünleridir. Allahʹa ibâdet edip iyi ve yararlı işlerde bulunmak, Peygambere inanıp müʹminlerin yolunda olmak, imânın ürünleridir.

AMEL-İ SALİHTE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ

«Erkek ve kadından kim müʹmin olduğu halde iyi ve yararlı işlerde bulunursa.... »

Kurʹân’ın konumuzla ilgili âyetiyle İslâmʹın kadınlara tanıdığı haklar­dan biri açıklanırken amel-i salih (iyi ve yararlı işler)de bulunan erkek ve kadının karşılık görmede eşit düzeyde bulundukları belirtiliyor. Aynı ölçü ve anlamdaki ameli yerine getiren kadın ve erkek eşit şekilde mükâfat­landırılıyor. Her birinin noksansız karşılık göreceğine dikkatler çekilerek İlâhî adâletin sadece erkekten yana olmadığı, hem erkek hem kadından yana olduğuna parmak basılıyor.

Kadının -kadın olduğu için- daha az bir mükâfat veya cezâ göreceği diye bir kaide ve hüküm bulunmadığına işâret ediliyor. Böylece İslâm’da kadın hakları amel-i salih doğrultusunda da lâyık olduğu biçimde korun­muştur.

O halde aynı niyet, aynı imân ve aynı azim ve gayretle namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, hacceden, insanlıktan yana hizmette bulunan bir kadınla bir erkek, yine aynı ölçülere göre eşit anlamda mükâfat görecek­lerdir. Erkeğe erkek olduğu, daha güçlü bulunduğu için farklı bir karşılık verilmiyecektir. Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmak, sağlam imân, basîrete dayalı irfan ve amel-i salih gerçek kıstas sayılır. Bu hususta ön­de olan, Allah katında da öndedir; ister kadın, ister erkek olsun farket­mez. Erkeklik ve dişilik sonuca tesir etmez.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Cennetin, müʹmin olduğu halde iyi ve yararlı iş­lerde bulunan kişilere bir mükâfat olarak hazırlandığı belirtilmişti. Aşağı­daki âyetlerle, imânın ölçü ve anlamı açıklanıyor; imân ve irfan faziletinden söz edilerek, İbrahim Peygamberin Hanîf Dini övgüye lâyık görülüyor ve onun Hakk’a olan teslimiyet ve ortaya koyduğu mahviyetiyle Allah’ın ya­kın dostluğuna eriştiği belirtiliyor.