MEÂLİ:
12- O Allah ki, yedi göğü ve yerden de onların bir benzerini yarattı. O’nun emri bunlar arasına iner de iner. Bu da, Allahʹın kudretinin herşeye yettiğini ve Allah’ın gerçekten herşeyi ilmiyle kapsayıp kuşattığını bilmeniz içindir.
İNSAN BENZERİ BİR CANLININ YAŞADIĞI BAŞKA DÜNYALAR VAR MIDIR?
«O Allah ki, yedi göğü ve yerden de onların bir benzerini yarattı. »
Yeryüzünün de, yedi tabaka gökler misâli yedi tabaka halinde yaratıldığı bildirilmektedir. Yedi gök konusu tefsirimizin birkaç yerinde işlenmiş ve birtakım lüzumlu açıklama ve yorumlamaya gidilmiştir. Ancak daha çok Mülk Sûresi 3 ve 5. âyetlerin tefsîrinde bu anlatım tarzı üzerinde durduk. Dünya semasının veya en yakın semanın yıldızlarla süslendiğini dikkate alarak görebildiğimiz ve dev teleskoplarla tesbit edebildiğimiz yıldızların ve sistemlerin göğün bir tabakasını oluşturduğunu veya oluşturabileceğini söyledik. Bu birinci semadan sonra altı sema daha vardır ki henüz mahiyetini tesbit etmiş değiliz. Onlarda da yıldızlar ve sistemler mi var, yoksa bilmediğimiz başka başka şeyler mi var? Zira kâinat o kadar büyüktür ki onu rakamla ifade etmemiz bir bakıma mümkün değildir. Işık saniyede 300. 000 km. hızla yol almaktadır. Buna rağmen henüz ışığı dünyamıza ulaşmayan yıldızlar vardır.
İlgili âyette göğün yedi tabaka halinde bulunduğundan söz edilirken, yerkürenin de bir bakıma yedi tabaka halinde olduğu belirtiliyor.
Bu konuda ilk akla gelen, yedi iklim veya yedi kıta değil, yerkürenin yedi ayrı tabakadan oluştuğudur. Öyle ki, Atmosfer (havaküre), Hidrosfer (suküre), Litosfer (taşküre) olmak üzere üç tabaka vardır. Bunların altında Sial, Prosfer (ateşküre) bulunmaktadır. Pirosferle yerin asıl çekirdeğini oluşturan Barisfer (ağırküre) arasında bir tabaka daha bulunuyor ki ona «Nifsima» denir. Yerin tam çekirdeğini de hasaba katınca yedi tabaka olduğu ortaya çıkıyor. Gök tabakalarıyla yerküre tabakaları arasındaki benzerlik, sadece sayıya ve yuvarların birer daire halinde birinin diğerini kuşattığına yönelik olabilir.
Ancak âyetin bu cümlesi üzerinde birtakım garip yorumlarda bulunanlar da olmuştur; özellikle son bir asır içinde yetişen bazı müfessirler bundan, dünyamızdan başka insan misali canlı taşıyan altı dünyanın mevcut olduğunu istidlâlen çıkartıp yeni bir yorum ve iddia ortaya koymuşlardır. İddia ve yorumlarını kuvvetlendirmek için de, İbn Abbas (R. A. )dan yapılan şu zayıf rivâyeti senet seçmişlerdir: İbn Abbas’a (R. A. ), «Bu âyetin delâlet ettiği mana nedir? » diye sorulmuş; o da şu cevabı vermiştir: «Size bunu açıklayacak olursam, inkâra saparsınız. İnkâra sapmanız, onu yalanlamanızdır. » (Câmi’u’l-beyân Fi-Tefsîri’l-Kur’ân/İbn Cerîr: 28/29)
Diğer bir rivâyette ise, Amr bu âyetin tefsirinde şöyle demiştir: «Her bir arz (dünya)da yeryüzündeki halktan İbrahim ve benzerleri (peygamberler) vardır. » (Tefsîr-i İbn Kesir: 4/385)
Beyhakî’nin Kitabu’l-Esmâ ve’s-Sıfat’ta İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyette ise, adı geçenin şöyle dediği nakledilmiştir: «Yedi arz ve her arzda sizin Adem, Nuh, İbrahim ve İsa peygamberler gibi Adem, Nuh, İbrahim ve İsa peygamberler vardır. »
Bu zayıf rivâyetleri senet olarak seçip dünyamız gibi altı tane dünyanın daha bulunduğunu ve her dünyada, oraya mahsus insan misali canIıların ve peygamberlerin yer aldığını söylemek mü’minleri çok fâhiş bir hatâya sürükler. Aynı zamanda bu, insanın hılkatındaki hikmete ve âlemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ) umumi risaletindeki yüksek gayeye ters düşer.
Oysa Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz yerkürenin yedi tabaka halinde oluştuğuna değinerek aydınlatıcı birtakım bilgiler vermiştir. Onlardan ikisi şöyledir:
«Kim (başkasına ait) araziden bir karış toprağa tecavüz edip haksızlıkta bulunursa, yedi arzdan (oluşacak) bir halka onun boynuna geçirilir. » (Buharî/mezalim: 13, bed’i-halk: 2- Müslim /müsakat: 142- Ahmed: 4/173- 6/64, 79, 252, 259, 374)
«Kim (başkasına ait) araziden bir karış toprağa tecavüz edip zulmederse, o, yedi arzın dibine geçirilir. » (Buharî/mezalim: 14, bed’i-halk: 3- Müslim/müsakat: 142- Ahmed: 4/173- 6/64, 79, 252, 259, 374)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz burada yerkürenin tabakalarına işârette bulunmakta ve araştırıcılar için temel bilgi vermektedir. Ayrıca Rahmân Sûresi 10. âyetle, yukarıda naklettiğimiz zayıf rivayetler reddedilmekte ve araştırıcılar için en sağlam bilgi, belge ve fikir sergilenmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm yedi gök ve onların misli yerküreden söz ederken Allah’ın yüce kudretine delâlet eden belgeleri gözler önüne seriyor ve insan aklına temel bilgi vermek suretiyle daha doğru düşünme ve araştırma yapmasını teşvîk ediyor.
ALLAHʹIN EMRİ GÖKLERLE YER ARASINA İNER
«Oʹnun emri bunlar arasına iner de iner.. »
Bu emir üç yönlüdür:
Birincisi, Cenâb-ı Hakk’ın kâinatta hâkim kıldığı denge ve düzen kanunudur. Çekim kuvveti ve alanlar kanunu doğrultusunda bu denge ve düzen kusursuz sağlanmıştır.
İkincisi, kâinat plânında yer alan her şey belli kanunlara bağlanmıştır. Her olay o kanunlara göre oluşup ortaya çıkar. Görevli melekler de mevcut plân ve proğramları bir hata yapmadan uygularlar. Öyle ki, olaylar sebep ve illetlere, sebep ve illetler de plân ve proğramlara bağlanmıştır.
Üçüncüsü, yerküre üzerinde yaşayan insan türünün, yaratıldığı amaca uygun bir hayat sürmesi, ruhundaki yüceliğe yakışanı yapabilmesi, plândaki yerini alabilmesi ve hilkatinin hikmetine uygun hizmetini bilip kusursuz yerine getirmesi için Melek Cebrâil vasıtasıyla peygamberlere vahiy indirilmesidir.
Böylece İlâhî ilim ve kudretin kâinatı bütün ünite ve parçalarıyla kapsayıp kuşattığı ortaya çıkıyor. 12. âyetin son cümlesiyle bu husus belirtilerek aklımızı çok iyi kullanmamız isteniliyor.
Talâk Sûresi’ne boşanma hukukuyla başlanıldı ve Cenâb-ı Hakk’ın ilm-u kudretinin her şeye nüfuz edip kuşattığı belirtilerek sûre noktalandı.
Sağlık ve afiyet bahşederek bu sûrenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenâb-ı Hakk’a hamd-u senâlar; bizimle Allah arasındaki yolu bize gösterip tanıtan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe ve Oʹna dosdoğru uyanlara salât-ü selâmlar olsun..