MEÂLİ:
12- O gün müʹmin erkekleri ve mü’min kadınları, nârları önlerinde ve sağlarında koşarcasına seyrederken görürsün. Bugün size müjde; altlarından ırmaklar akan, içinde devamlı kalıcıları olacağınız Cennetler vardır. İşte bu, büyük bir kurtuluştur!
13- O gün, ikiyüzlü dönek erkeklerle ikiyüzlü kadınlar, imân edenlere derler ki: «Bizi gözetip bekleyin, nûrunuzdan biraz edinelim. » Onlara: «Geriye dönün de nûr arayın! » denilir. Sonra da aralarına kapısı bulunan bir sûr çekilir; iç tarafında rahmet, dış tarafında o cihetten yana azap vardır.
14- İkiyüzlü dönekler, mü’minlere: «Biz sizinle beraber değil miydik? » diye seslenirler. Onlar da: «Evet, beraberdik, ama siz kendinizi fitne unsuru yaptınız; (müʹminlerin başına gelmesini istediğiniz kötülüğü ve kurduğunuz tuzağı) gözleyip şüphe içinde kaldınız. Kuruntularınız sizi iyice aldattı. Allah’ın emri (azâbı) gelinceye kadar bu hâliniz devam etti. Aldatıcı azgınlar sizi Allahʹa karşı aldatıp ayarttılar.
15- Artık bugün ne sizden, ne de küfre sapanlardan fidye (kurtuluş akçesi) alınmaz. Varıp kalacağınız yer Cehennem’dir, sizin dostunuz, arkadaşınız ateştir. Ne kötü varış yeridir orası!
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet gününde secde etmek üzere ilk izin verilecek olan kişi ben olacağım. Başımı secdeden kaldırmam için de yine ilk izin verilecek olan benim. Secdeden başımı kaldırdığımda, önüme, arkama, sağıma ve soluma baktığım zaman ümmetler arasında kendi ümmetimi tanırım. »
Bunun üzerine bir adam sordu:
- Ya Resûlellah! Ümmetler arasında tâ Nuh (A. S. )dan senin ümmetine gelinceye kadar gelip geçenler hayli çoktur; onların arasında kendi ümmetini nasıl tanıyabileceksin?
Efendimiz ona şu cevabı verdi:
- Onları, kollarında, ayaklarında ve alınlarında (parıldayan) abdestin bıraktığı izden tanırım. Bu hal ve görünüm onlardan başka hiçbir ümmette mevcut değildir. Hem onları, amel defterleri sağ taraflarından verilmekle, simalarındaki alâmetle ve önlerinde seyreden nurlarıyla da tanırım. » (İbn Ebî Hâtim: Ebûzer el-Gıffarî ve Ebû Derdâ (R. A. )den)
«Şüphesiz ki şanı yüce Allah, kıyâmet gününde kullarının (günah ve kusurlarını) örterek onları (iyi ve kötü sıfatlarıyla değil) adlarıyla çağırır. Sırat üzerinde ise, her müʹmine ve her münafıka birer nur verir. Tam Sırat üzerine gelip dizilince Allah münafıkların nurunu alır. Bunun üzerine münafıklar: «Bizi gözetip bekleyin de sizin nurunuzdan edinelim (yararlanalım)» derler. Mü’minler ise şöyle duâ ederler: «Ey Rabbimiz! Nurumuzu bize tamamla... » İşte o esnada hiç kimse kimseyi hatırlayamaz. » (Taberânî: İbn Abbas (R. A. )dan)
ÂHİRET GÜNÜNDE MÜ’MİNLERİN MÜNAFIKLARDAN AYIRT EDİLMESİ
«O gün müʹmin erkekleri ve müʹmin kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarcasına seyrederken görürsün.. »
İnsan dünya hayatında gerçek rengini ve duygu ile düşüncelerini gizleyebilir. Dışından müʹmin, içinden kâfir nice kimseler var ki renklerini hemen tesbit etmek mümkün değildir. Zaten en zor anlaşılan, içyüzü ve karakter yapısı en zor bilinen canlı, insandır. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın cârî sünnetlerinden biri de; kişi, işlediği zulüm ve ahlâksızlığını, inkâr ve azgınlığını artırmadıkça onun kusurlarını gizleyip açığa vurmaması ve dönüş yapar diye ona mühlet vermesidir.
Allah’ın «settar» sıfatı, bu sünnetin tecellisinin ana kaynağıdır. Kıyâmet gününde ise, artık insanların birbirinden seçilip ayırt edilme dönemidir. Renkler ve karakterler olduğu gibi ortaya çıkar. Öyle ki, her kişi taşıdığı niyet, inanç ve bulunduğu hal üzere ölür ve öldüğü hal üzere kabrinden kalkar. Suçlu günahkârlar simalarından bilinirler.
Böylece dünyada içini ve dışını imân ve sâlih amellerle aydınlatan mü’minler, iyi-yararlı amelleri oranında bir nura kavuşurlar ki o nur onların önünü aydınlatır. Dünyada içini küfür ve nifakla karartıp dışını aydınlık gibi göstermeye çalışan ikiyüzlü döneklerin bu ameline ve niyetine uygun bir cezâ uygulanır: Sırat üzerinde kendilerine verilen nurun alınması bunun ilk belirtilerinden biri sayılır.
Dünyada mü’minleri aldatmaya çalışıp içindeki küfür ve nifakı izhar etmiyen bu döneklerin, âhiret gününde mü’minlerin nurundan yararlanma istekleri karşılıksız kalır ve onlarla mü’minler arasına kapısı olan bir sur konulur; mü’minlerden yana olan yüzü rahmettir, kâfir ve münafıklardan yana olan yüzü azaptır. Böylece Cennet ile Cehennemi birbirinden ayıran ve fakat kemiyet ve keyfiyeti bizce tam anlamıyla bilinmeyen bu duvar, mü’minlerin içindeki imân nuruna uygun bir rahmet yansıtırken, münafıkların kalplerinde gizledikleri nifak ve şikaka uygun bir azap ortaya koyar.
MÜʹMİNLERLE BERABER OLDUKLARINI İDDİA EDEN MÜNAFIKLARIN GÜLÜNÇ HALİ
«O gün, ikiyüzlü dönekler, mü’minlere: «Biz sizinle beraber değil miydik? » diye seslenirler. Onlar da: «Evet, beraberdik, ama siz kendinizi fitne unsuru yaptınız.. » derler. »
Nurları karanlığa gömülen münafıkların mü’minlerden nur iktibas istekleri karşılıksız kalınca, «Biz dünyada sizinle beraber değil miydik? » diye ilgi beklerler. Bunun üzerine mü’minler onların içyüzünü beş madde halinde açıklayarak sıralarlar:
1- Siz kendinizi devamlı fitne ve fesat unsuru ve aracı yaptınız.
2- Bizlere kurduğunuz fitne tuzağına düşmemizi hep beklediniz ve bir türlü şüphe atmosferinden sıyrılmaya çalışmadınız,
3- Kuruntulara kapıldınız ve kendi kendinizi iyice aldatıp mahvettiniz,
4- Ne dönüş yaptınız, ne de yapmayı düşündünüz; ölüm gelinceye kadar ikiyüzlülüğünüzü, nifak ve şikakınızı sürdürdünüz,
5- Sapık azgınlar, inkârcı nankörler sizi de Allah’a karşı kuruntuya, boş vaadlere boğup aldattılar. Kendi aklınızı ve idrâkinizi doğruyu bulmada kullanmadınız; sapıkların, fitnecilerin peşine takıldınız.
İşte bu kötü düşünce, niyet ve fena amellerinizden dolayı dört kötü sonuçla cezalandırılıyorsunuz:
1- Bugün hiç kimseden, ne sizden, ne de sizi ayartan kâfirlerden kurtuluş akçesi kabul edilmez. O gibi hileli ve kirli işler dünyada bir bakıma geçerliydi.
2- Kalacağınız yer Cehennem’dir. Onun azap ateşini dünyada toplayıp beraberinizde getirdiniz. Böylece kendi ateşinizde yanacaksınız.
3- Sizin bugün dostunuz ve yakınınız sadece ateştir. Çünkü dünya hayatında hep bu ateşe lâyık olan kimselerle dostluk ve yakınlık kurdunuz.
4- Varıp eyleşeceğiniz yer, çok kötü bir yurttur.
Âhiret âleminde meydana geleceği muhakkak olan bu düşündürücü ve yönlendirici tablo ve safhaların anlatılması, mutlak rahmeti yansıtmakta ve inkârcılarla münafıkların ölmeden önce daldıkları gafletten uyanmalarına yönelik bir hikmeti aksettirmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihâd edenlere âhirette hazırlanan ecir ve mükâfattan söz edildi. Münafıkların nasıl hüsrana uğrayacakları en uyarıcı tablosuyla gözler önüne konuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, mü’minlerin Allahʹı saygı ile anmaları konu ediliyor ve Kitap Ehli olan Yahudi ve Hıristiyanların durumuna düşmemeleri hatırlatılıyor. Kıyâmetin mutlaka meydana geleceğine değinilerek ölgün hale gelen toprağın inen yağmurla harekete geçirilmesi ve yeniden bitkileri yeşertip fışkırtması buna misal veriliyor. Sonra da Hakk’ı tasdîk edip Allah yolunda malının en iyisini ve beğenilenini harcayanlar müjdeleniyor.