Enbiya Suresi 10-15. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ اَفَلَا تَعْقِلُونَ وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَرِينَ فَلَمَّا اَحَسُّوا بَأْسَنَا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا اِلٰى مَا اُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ قَالُوا يَاوَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ

12.

Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

Diyanet İşleri

11.

Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.

12.

Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.

13.

Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız" denildi.

14.

"Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik" dediler.

15.

Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

10- And olsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki şeref ve itibarınız ondadır (onunla gerçekleşir). Hâlâ aklınızı kullanmıyacak mısınız?

11- Zâlim olan nice kasaba halkını kırıp geçirdik de onlardan sonra başka bir kavim yaratıp oluşturduk.

12- Onlar, yok edici baskınımızı hissedince hemen oradan tabana kuvvet kaçmağa koyuldular.

13- Kaçmayın, refah içinde geçirdiğiniz nimetlere ve konaklarınıza dönünüz; çünkü herhalde sorguya çekileceksiniz.

14- (Kaçmakla kurtulamıyacaklarını anlayınca), «vay yazık oldu bi­ze! doğrusu biz zâlimler idik, » dediler.

15- Onların, biçilmiş ot, sönüp bir yığın kül haline gelinceye kadar hayıflanıp söylenmeleri böyle oldu.

KUR’ÂN’IN ARAP YARIMADASINDA ARAPÇA OLARAK İNDİRİLMESİ

«And olsun ki, size öy­le bir kitap indirdik ki şeref ve itibarınız ondadır (onunla gerçekleşir). Hâ­lâ aklınızı kullanmayacak mısınız? »

İnsanlığın düşünce ufkunu genişleten; ilmin, medeniyetin, ahlâk ve fazîletin temelini oluşturan ve milletleri, daldıkları gaflet uykusundan uyandıran; insan unsuruna lâyık olduğu değeri veren Kur’ân, Arapları düş­tükleri cehalet bataklığından kurtarmış, ahlâksızlık girdabında bir ömür tüketen kavim ve kabilelerin elinden tutarak onları ilmin, medeniyetin ve yüksek ahlâkın hizmetine sevketmiş; dillerini en yüksek edebî ölçülerle ko­rumuştur. Araplar için bundan daha üstün bir şeref ve itibar düşünüle­mez. Son peygamberin onlardan seçilmesi, şüphesiz ki İlâhî lütfun yüksek tecellisi ve Allahʹın kitabının onların dili üzere inmesi ise, ayrı bir rahmet ve âtıfet tezahürüdür.

Ne yazık ki Arapların çoğu o dönemde bu üstün şeref ve itibarı anla­yamamış, üstelik bütün hırçınlık ve azgınlıklarıyla onun karşısına çıkma­yı marifet saymışlardı.

İlgili âyetle aklını bu gerçekten yana kullanmayan Araplar kınanıyor.

KURʹÂN VE PEYGAMBERİN ARAPLARA ŞAN VE ŞEREF VEREN KALICI BEYÂNLARI

Şüphesiz ki, Kur’ân’ın bir kişiden, bir kavim ve milletten söz etmesinin birtakım kalıcı faydaları, diğer yönden bazıları için de kalıcı zararları var­dır. Bunu birkaç misalle açıklayalım:

a) Fir’avn ve yandaşlarından söz etmesi, hem onların kıyâmete ka­dar anılıp tanınmasını sağlamış, hem de kötü örnek oldukları için lânetle yâdedilmelerine sebep olmuştur.

b) Karunʹdan ve hâzinelerinden bahsetmesi, hem onun kıyâmete ka­dar anılıp tanınmasına neden olmuş, hem de hırs ve bencillikte, mal ve serveti amaç seçmesinde çok ileri gidip bu uğurda bütün kutsal değer­leri tanımadığı konu edilerek bu mevzuda en kötü misal olarak tanıtılmıştır.

c) Araplardan, özellikle Mekke müşriklerinden ve imân eden bahti­yarlardan geniş çapta bahsetmesi, o milletin kıyâmete kadar tanınıp anıl­masına imkân vermiş ve Allahʹa imân ettikten sonra ilim ve medeniyete hizmetleri övülerek unutulmaz izler bırakılmıştır. Böylece Kur’ân, inkârcı müşriklerden söz ederken kıyâmete kadar anılmalarına ve tanınmalarına sadece vesîle olmakla kalmamış, o bölgeye ve içinde yaşayan kavim ve kabilelere, İslâm âleminde yazılan siyer ve tarih kitaplarında yer ayrılma­sına zemin hazırlamıştır.

NÎMETE KARŞI NANKÖRLÜK AZÂBI GEREKTİRİR

«Zâlim olan nice ka­saba halkını kırıp geçirdik de onlardan sonra başka bir kavim yaratıp oluşturduk. »

Kurʹân, Müslüman milletleri ve toplulukları, kendilerine sunulan yük­sek nîmetler konusunda daha duyarlı ve kadirbilir olmaya çağırıyor. Dü­şünebilen bir millet için Allah’a imândan ve Oʹnun dinine uymaktan daha üstün bir nîmet olmadığına işârette bulunuyor. Çünkü bu yüksek nîmet insanın geleceğini aydınlatacağı gibi, bulunduğu hayatı İlâhî rahmete çe­virecek özelliktedir. Aynı zamanda insanın mânevî boşluğunu bütünüyle doldurmakta ve büyük bir ümit va’detmektedir. Ölümün bir geçiş dönemi olduğunu öğretmekte ve hem ferdi, hem aileyi, hem de toplumu eğitip Allahʹa kul olma düzeyine getirmekte; ebediyen mutlu olabilmenin bütün yol ve yöntemlerini beraberinde taşımaktadır. Dünyada hiçbir makam ve rütbe, hiçbir servet ve ihtişam insanı bu derece mutlu ve ümitli edeme­miştir ve edemiyecektir de..

Nitekim günümüzde çok gelişmiş ülkelerde insanoğlu refah içinde nefsanî bütün arzularını yerine getirmekle beraber yine de bunalım geçir­mektedir. Özellikle gençleri tatmin etmeyen maddî refah, cazibesini kay­betmiştir. O bakımdan manevî boşluk içinde bocalayan nesil birtakım arayışlar içindedir. Kimi uyuşturucu maddelerle, kin, » kadınlarla, kimi içki ve kumarla gününü gün etmek suretiyle bunalım ve sıkıntısını atmaya çaIışmaktadır. Ne var ki, bütün bu tür arayışlar dertlere deva olamamış, genç kuşakların hem ruhlarını silik hale getirmiş, hem sağlıklarını bozup tehdit etmiştir. O kadar ki, bazı ülkelerde seksüel sapıklıkların en kötüsü olan homoseksüellik alabildiğine yaygınlaşmıştır. Bu, Allahʹtan uzaklaşan, âhiret inancını kaybeden ve kutsal değerlerle ruhî boşluğunu doldurma­yan nesillerin hazin âkıbetini yansıtan bir aynadır. Ana-babalara, eğitim­cilere, devletin yetkililerine düşen en önemli görev, yetişmekte olan genç­lere bu aynadaki çirkef manzarayı en ibretli yanlarıyla göstermek ve ger­çek huzur ve mutluluğun nerede olduğunu öğretmektir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz ilâhî nîmetler insanoğlunun kapısını gelip çaldığı halde, onu reddetmeleri, bununla da kalmayıp başkalarının da o nîmetlerden yararlanmalarına engel olup haksızlığın en çirkinini ortaya koymaları, elim bir azâbın yaklaşmakta olduğunu fısıldamaktadır. Bu azap ne olabilir? Kur’ân ve hadîslerin ışığında onları şöyle özetleyebiliriz:

a) Güçlü bir düşman istilâsı,

b) Tedavisi çok zor öldürücü hastalıkların yaygınlaşması,

c) Müthiş bir kuraklık ve kıtlığın başgöstermesi,

d) Şehirleri yok edecek, ülkeleri batıracak bir nükleer savaşın başla­tılması,

e) İnsanlar arasında güven, huzur, dayanışma, kardeşlik, sevgi ve saygı gibi her türlü birleştirip barıştırıcı bağların kopması,

f) Aile yuvalarının temelinden sarsılıp bunalımlara sürüklenmesi, evlât ile ana-babası arasındaki manevî bağların kopup otoritenin bütünüyle kalkması bu cümledendir.

Âhiretteki azap ise daha elîm ve daha devamlı olacaktır.

Kur’ân-ı Kerîm gelip geçen milletlerden bu yola sapanların başlarına gelenleri özetleyip bir komprime halinde sunmaktadır. Kahredici azap geldikten sonra uyanmanın ne yararı olabilir? Tarihte, niçin yaratıldığının hikmetini düşünmeyen, kâinat düzen ve dengesinde Hakk’ın kudret dam­gasını görmeyen ve o yüzden ahlâken dejenere olan milletlerin İlâhî emir karşısında biçilmiş ot misali etrafa savruldukları ve çok geçmeden belir­siz hale geldikleri anlatılırken, onların yıkılıp yok ediliş sebeplerini çok iyi incelememiz emredilmektedir.

On beşinci âyetle onların bu hazin tablosu gözler önüne serilirken şu sözler kullanılmaktadır: «Onların biçilmiş ot, sönüp bir yığın kül haline gelinceye kadar hayıflanıp söylenmeleri böyle oldu. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Kur’ân’ın hem Mekke’de inmesi, hem de Arap­ça olarak Hz. Muhammed’in (A. S. ) kalbine ilka edilmesi, Araplar için şük­rü ödenmeyecek yüksek bir nîmet, şan ve şeref olduğu konu edildi. An­cak bunu idrâk etmiyenlerin nasıl büyük bir fırsatı kaçırdıklarına işâretle, gelip geçen inkârcı ve nankör milletlerin hayatı misal verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, İlâhî kudreti yansıtan göklerdeki ve yerdeki mutlak düzen, denge, plân ve kusursuz proğrama dikkatler çekiliyor ve böylece hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığı hatırlatılıyor. Sonra da varlık âle­minde Allahʹın kusursuz tasarrufa sahip bulunduğuna atıf yapılarak hak­kın er-geç üstün geleceği ve bâtılın beynini parçalayacağı haber verili­yor. Böylece Mekkeʹde çok sıkıntılı günler geçiren müʹminlere zaferin ya­kın olduğu müjdesi dolaylı şekilde veriliyor.