MEÂLİ:
12- Ey imân edenler! Peygamberle özel toplantı yapıp gizli konuşmak istediğiniz zaman, bu toplantıdan önce bir sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı, daha temiz ve nezihtir. Verecek sadaka bulamadığınız takdirde, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
13- Yoksa özel gizli toplantınızdan önce sadakalar vermekten endişelendiniz mi? Zaten bunu yapamadınız. Allah, tevbenizi kabul etmiştir. Artık namaz kılmaya devam edin, zekâtı verin, Allah’a ve Peygamberine itaât edin. Allah, yapageldiğiniz şeylerden haberlidir.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. )dan yapılan rivâyete göre: Müslümanlar birara Hz. Peygamber (A. S. ) Efendimizʹden soru sormayı çoğalttılar. O kadar ki, onların bu aşırılığı, Hz. Peygamberi üzmeye başladı. Cenâb-ı Hak hem müʹminleri daha dikkatli ve ölçülü olmaya sevketmek, hem de Hz. Peygamber’in (A. S. ) üzüntü ve sıkıntısını kaldırmak için, Peygamberle özel toplantı yapıp gizli konuşabilmeyi sadaka vermeye bağladı. Böylece ilgili âyetleri indirdi. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 14/301)
Diğer bir rivâyete göre: Bazı varlıklı kişiler zaman zaman Resûlüllahʹı (A. S. ) ziyarete gelir ve uzun süre oturup konuşmak isterlerdi. Böylece hem Resûlüllahʹı sıkar, hem de diğer ziyâretçilere fırsat vermezlerdi. Bu sebeple ziyaretten önce birer sadaka vermeleri emredildi. Böylece ziyaretçiler seyreldi ve sık sık gelenler ara sıra gelmeye başladı. (Lübabu’t-te’vîl: 4/242)
PEYGAMBER MECLİSİ VE ONU ZİYARET ÂDABI
«Ey imân edenler! Peygamberle özel toplantı yapıp gizli konuşmak istediğiniz zaman, bu toplantıdan önce bir sadaka verin.. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin meclisi, ilâhî vahyin indiği, Melek Cebrâil’in nüzul ettiği çok mübarek ve çok yüce bir meclistir. Lüzumsuz işgal edilmesi birçok yönden adâba aykırıdır. Orası ciddiyet, edep, terbiye, saygı, ilim ve irfan mahfelidir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in pak ve nezîh kalpleri her dem lâhutî ve ledünnî bilgi ve hikmetlerle meşgul bulunduğundan huzurunda uzun süre oturup yerli-yersiz konuşmak, soru sormak elbetteki doğru değildir. Aynı zamanda bazı kişilerin bunu âdet haline getirmesi, başkalarının o irfan meclisinden yararlanmasına engel oluyordu. Yüksek terbiye ve nezaketi icabı, böyle hareket edenleri bu konuda uyaramıyan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in burada da İlâhî inâyet ve beyâna ihtiyacı vardı. O sebeple Cenâb-ı Hak, sözü edilen ziyareti birtakım kural ve müeyyidelere bağladı. Sadaka verecek durumda olanların, ziyaretten önce bir sadaka vermesini emretti. Verecek durumda olmayanlar hakkında Allahʹın çok bağışlayıcı ve çok merhametli bulunduğunu hatırlattı.
Bu İlâhî emir inince, özel toplantı yapmak isteyenler azaldı. Böylece durum arzu edildiği şekilde normale döndü. Birçok mü’min de sık sık sadaka vermenin malî bünyesine ağır geleceğini dikkate alarak üzüntü duydu.
O bakımdan Cenâb-ı Hak, bu konuda da çok samimi olanlarla, gösteriş için Peygamber’le (A. S. ) özel toplantı ve sohbet yapanları birbirinden ayırt etti. Sonra da emir amacına ulaşınca ilgili sadaka verme hükmü kaldırıldı. Sadaka vermekten kaçınanların da tevbesini kabul buyurdu.
İlmî sohbetlerin proğramlanması:
Âyetin delâletinden anlıyoruz ki, ilim adamlarını proğramsız bir halde rastgele ziyâret etmek, hem onların düzenli çalışmasını engeller, hem de onları proğram dahilinde ziyaret etmek isteyenlerin görüşmesine fazla imkân vermez. Zira özellikle ilim adamlarının yapacakları, başarmak istedikleri şey çok, insan ömrü ise kısadır. Cenâb-ı Hakk’ın her fiili ve irâdesi plânlı ve proğramlıdır. Çünkü O, Hakîm’dir. İnsanlardan da bu sıfatın hikmetine yönelik olarak ömürlerini en verimli şekilde plânlamasını ister. Bunun içindir ki, onüçüncü âyetin son kısmında ömrün düzenli sürdürülmesi ve verimli bir proğrama göre istenilen amaca ulaşılabilmesi için daha çok şu üç şeye dikkat etmemiz emredilmektedir:
1- Namazı vaktinde edâ etmek,
2- Zekâtı ödemek,
3- Her hususta Allah’a ve Peygamberine itaât etmek.
Namaz, günlük hayatımızı denge ve düzende tutan; iç ve dış dünyamızı disiplin altına almamızı sağlayan bir ibâdettir. O aynı zamanda dünyamız ile âhiretimiz, ruhumuz ile bedenimiz arasında en sağlam köprüdür. Günde belirlenmiş beş vakitte dünya meşgalesini bir tarafa bırakıp ruha gıda vermek ve onu tazelemek için Allah’ın huzurunda edep ve tâzîmle durmak kadar insanı hayra, iyiliğe, olgunluğa yönelten ne olabilir?
Zekât emri, zengin olmayı, çalışıp meşru ölçüler içinde kazanmayı gerektiren malî ibâdetlerin başında gelmektedir. O bakımdan Allah’a dosdoğru imân eden her Müslümanın kendisine ayrılan ömür süresini dünya ve âhiret mutluluğunu elde etmek için farz ibâdetler doğrultusunda ve taşıdıkları hikmet çerçevesinde değerlendirmesi bir emr-i İlâhîdir. Bunun aksine bir tutum ve davranış aslâ düşünülemez.
Böylece namaz ibâdetinin yanında zekât ibâdetinin sosyal hayatımıza yüksek verimlilikte nasıl bir renk kattığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.
Allah’a ve Peygamberine itaât ise, tahsîsten sonra tamime yönelik bir anlatım tarzıdır ki, sünnetullaha uygun bir ömür sürmemizi, kâinat plânında insanoğluna ayrılan yerde bulunmamızı ve bizden beklenilen hizmeti aksatmadan vermemizi ilhâm etmektedir.
Cenâb-ı Hakk’ın sözünü ettiğimiz üç emri uyarınca günlük hayatımızı bütünüyle dengeli, düzenli, seviyeli ve feyizli geçirmemiz; ilim başta olmak üzere O’nun sayısız nîmetinden bilerek, anlayarak, şükrünü edâ ederek yararlanmamız istenmekte ve bunun için en doğru yol gösterilmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile özel toplantı ve sohbet yapmak isteyenler hakkındaki hükümler açıklandı. Sonra da yerine getirilmesinin lüzumu üzerinde durularak dört önemli hususa dikkat çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın gazap ettiği sapık ikiyüzlü dönek kişiler konu edilerek onların en belirgin vasıflarından birinin yalancılık olduğu belirtiliyor. Âhiret gününde de bu karakter yapısı zayıf ve dönek insanların kurtulmak için yalana baş vuracaklarına atıfta bulunuluyor.