MEÂLİ:
114- Artık Allahʹın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin; Allahʹın nîmetine (karşılık) şükredin, eğer Oʹna tapıyorsanız (nankörlük etmeyin).
115- O ancak size ölüyü, kanı, domuz etini ve bir de Allahʹtan başkası adına kesileni harâm kılmıştır. Kim de darda kalırsa, (başkasının hakkına) tecâvüz etmeksizin, (ölmeyecek miktarı) aşmaksızın (bunlardan yiyebilir). Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
116- Allahʹa karşı yalan uydurmak kasdıyla, dillerinizin alışageldiği şekilde uydurup «bu helâldir, bu harâmdır» demeyin. Çünkü Allahʹa karşı yalan uyduranlar elbette umduklarına erişemezler.
117- Az bir yararlanma ve geçimliktir. Onlar için elem verici bir azâp vardır.
MEDİNELİ’LERE TAVSİYE
«Artık Allahʹın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin; Allahʹın nîmetine (karşılık) şükredin. Eğer O’na tapıyorsanız (nankörlük etmeyin). »
Mekkeliʹlerin nankörlüğü ve o yüzden sıkıntıya ve açlık felâketine uğramaları, ölmüş hayvan etinden yemeleri; köpek ve kedi etinden yiyecek kadar muztar kalmaları konu edildikten sonra, mü’minlere helâl ve temiz şeylerden yemeleri emrediliyor. Emir ise vücubu gerektirir. Öyle ki, helâl ve temiz şeyleri seçmek vâciptir. Haram ve zararlı şeylerden kaçınmak farzdır.
Arkasından da genel hükümden sonra özel hükümlere yer verilerek, ölmüş hayvan eti, akıtılmış kan, domuz eti ve bir de Allahʹtan başkası adına kesilen hayvandan yenilmesi kesinlikle yasaklanıyor.
Sözü edilen haram nesnelerden ikisi beden sağlığına; biri hem beden, hem ruh sağlığına; biri de sadece ruh sağlığına, yani imân âfiyetine zararlıdır. Şöyle ki:
1- Ölü hayvan eti, Mâide sûresinde de belirttiğimiz gibi, kısa zamanda bozulup zararlı bakterilerin istilâsına uğrar. Salgıladıkları toksinle zehirlenme olayı meydana gelir.
Yüksekçe yerden yuvarlanma veya başka bir hayvan tarafından süsülerek, ya da parçalanarak ölen hayvanın eti neden zararlı ve haram oluyor?
Bunun iki sebebi vardır:
a) Allah’ın ismi anılmadan ölmüştür. O bakımdan yenilmesi doğru değildir.
b) Bunların eti helâl kılınmış olsaydı, aynı sebepten ölüp uzun süre kendi haline terkedilen ve o yüzden etinde bakteriler oluşan hayvanların etinden yararlanmaya kapı açılır ve yasak hedefine ulaşmamış olurdu.
Bu iki sebebin dışında daha ne gibi hikmetler var, bilemiyoruz. Allah mutlâk hikmet sâhibi olduğundan, koyduğu yasakta kesinlikle birtakım yararlar söz konusudur. O halde bize gereken şudur: Madem ki Allah bunları haram kılmıştır, o takdirde haram kabul ediyoruz ve bu konuda başka bir yol aramıyoruz.
2- Birçok hastalık kanın bileşiminde değişikliklere yol açar Ayrıca bir takım zararlı bakteri ve virüslerin yer aldığı bir ortam oluşturmaya da çok müsaittir. O bakımdan birçok hastalığın teşhisinde kan yardımcı bir unsur olabilmektedir. Diğer yandan kan, çabuk kokuşan bir maddedir.
Bunun dışında kanın sağlığımız üzerinde ne gibi olumsuz etkileri vardır, bilemiyoruz, İleride İlmî araştırmalar bir takım ip uçları ortaya çıkarabilir.
O halde açlıktan ölüm tehlikesi başgöstermedikçe, akıtılmış kandan yemek kesinlikle yasaktır, haramdır. Sözü edilen tehlikeli anlarda, ölmeyecek kadar yemekte bir sakınca yoktur. Çünkü zarûretler, mahzurlu şeyleri mubah kılar.
3- Domuz eti, hem beden sağlığına, hem ruh afiyetine zararlıdır. Unutmayalım ki, gıda maddelerinin ruh ve karakter üzerinde birtakım olumlu ve olumsuz tesirleri olabilir.
Son yıllarda Alman ilim adamlarından Dr. Hans RECKEWEG’in domuz etinin zararlarını bilimsel olarak ortaya koyan araştırması, oldukça dikkat çekicidir. Bunları dokuz madde halinde belirtirken, Kurʹânʹın ilme ve ilim adamına on beş asırdan beri birçok konularda ana fikir verdiğini, temel bilgiler koyduğunu düşünüyoruz ve Dr. Hansʹın, Kur’ân’ın sözü edilen hükmünün İlâhî olduğunu isbatlar anlamda bilimsel belgeler ortaya koyduğunu görüyoruz.
Mâide ve En’am sûrelerinde domuz etiyle ilgili tesbitlere yer verdiğimiz için, burada tekrar etmek istemiyoruz. Meraklıların Bakara sûresi 173., Mâide sûresi 3., En’am sûresi 145. âyetlerin tefsîrine bakmalarını tavsiye ederiz. Özellikle Mâide sûresi 3. âyette yeterli açıklama yapılmıştır.
4- Allah’tan başkası adına kesilen hayvan da eti haram kılınanlardan biridir. Bu daha çok kalpteki imân cevherinin cilâsını bozar, İlâhî rahmetin oraya inmesine engel olur ve ruhun âfiyetini zedeler.
ZARÛRETLER SINIRLIDIR
«Kim de darda kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmeksizin, (ölmeyecek miktarı) aşmaksızın (bunlardan yiyebilir). Şüphesiz ki, Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. »
İslâm hukukundaki yüze yakın ana kaideden ikisi zarûretlerle ilgilidir. Şöyle ki: «Zarûretler mahzurlu şeyleri mubah kılar. » «Zarûretler kendi miktarınca takdîr olunur. »
İkinci kaide, birinci kaideyi tamamlar mahiyettedir. Her ikisi de ilgili âyetin ışığı altında belirlenip ortaya konulmuştur. Bunları biraz açıklamamızda fayda vardır; şöyle ki:
İslâm’da Kur’ân ve hadîsin ışığı altında zarûretler tahdit edilmiş, yani belirli bir sınır içine alınmıştır. Haram nesneyle karşı karşıya gelen kimse, belirlenen sınır içinde, ondan ihtiyaç miktarı kullanabilir. Buna birkaç misal verelim:
a) Kıtlık yıllarında, ölen bir hayvanın etinden, başka yiyecek bir şey bulunmaz da adam açlıktan ölmek tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, ölmeyecek kadar o hayvanın etinden yiyebilir. Bunun gibi susuzluktan ölüm tehlikesiyle yüzyüze gelen kimse, ölmeyecek kadar şarap veya benzeri alkollü içkiden içebilir.
b) Ölüm tehdidiyle küfre zorlanan, yani İslâmiyeti bırakıp Peygamberi ret ve inkârla ölüm arasında bir tercîh yapmakla karşılaşan kimse, kalbi imân ile yatışmış bulunduğu halde küfrü gerektiren söz söyleyebilir. Bunun gibi, bir kimse tehdit ve cebir ile diğer bir kimsenin malını itlaf etse, bu işe ölüm tehdidiyle zorlandığından sorumlu tutulmaz.
c) Açlıktan ölüm tehlikesi geçiren kimse, başkasına ait olup sâhibinin müsadesini almadan -ileride bedelini veya aynını ödemek niyetiyle- malından ölmeyecek kadar alıp yiyebilir. (Fazla bilgi için bak: Celâl YILDIRIM/Kur’ân Ahkâmı: 2/402, 403)
Çünkü hayat hakkı bazı istisnalarla her zaman muhteremdir.
HELÂL VE HARAM KILMA YETKİSİ
«Allahʹa karşı yalan uydurmak kasdıyla, dillerinizin alışageldiği şekilde uydurup «bu helâldir, bu haramdır» demeyin.. »
Bir şeyi helâl, ya da haram kılma yetkisi Allahʹa aittir. Hadîs ile tahrîmi belirlenen bazı şeyler de, Melek Cebrâil’in işâretine dayanmaktadır. Çünkü Peygamber (A. S. ) Efendimiz kendiliğinden böyle bir hüküm koyma yetkisine sahip değildir. O’nun dinî konularda söylediği her şey, mutlaka vahye ve bir de Cebrâil (A. S. )ın işâretine müstenittir.
Gerçek bu olunca, Peygamber (A. S. ) Efendimiz devrinde bulunmayan, ya da bilinmeyen bazı zararlı şeyler ortaya çıkmıştır ki, bunların helâl veya haram olup olmadığı hakkında Kur’ân ve Sünnet’te bir açıklama yoktur. Yetki ise, Allah’a ve sonra da Peygamberine ait olduğuna göre, sözü edilen maddeler hakkında bir hüküm vermek mümkün değil midir? Aklın şerʹî hükümlerde bir rolü söz konusu mudur?
Şiî bilginlerine ve daha çok İmamiyye mezhebine göre: Hakkında nass (Nass: Kitap ve Sünnet’te mevcut bir delilin delâlet ettiği manada açık olup ihtimal kabul etmemesidir. Diğer bir tarifle: Sevk edildiği manaya açık şekilde delâlet eden bir hükümdür.) bulunmayan konularda akıl bir kaynaktır. Hanefî, Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre ise, akıl tek başına bir kaynak kabul edilmez. Hakkında nass bulunmayan şeyler; kıyas, istihsan ve şerʹân muteber olan maslahatlar çerçevesinde nassa bağlanır.
O halde bir mesele hakkında nass bulunmazsa, akıl kendi başına hüküm veremez, nassdan yardım görerek, ona dayanarak verebilir. Böylece hakkında nass bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak menat (illet) sebebiyle, hakkında nass bulunan meselenin hükmüne bağlamak suretiyle kıyas yapılır.
Bunun için de şu dört esasın bulunması şarttır:
1- Asıl: Hükmün kaynağı,
2- Feri’: Hakkında nass bulunmayan mesele,
3- Hüküm: Kıyas yoluyla asıldan fer’a geçilmesi istenen sonuç,
4- Ortak illet: Hem asıl’da, hem de feriʹde bulunması gereken ortak vasıf.
Bunu bir misal ile açıklayalım:
Kurʹânʹda hamır diye adlandırılan alkollü içkilerin haram olduğu açıklanmakta ve tahrîm illetinin s e k r (sarhoşluk) olduğu belirtilmektedir. O halde Peygamber (A. S. ) zamanında bulunmayıp sonradan icat edilen eroin, kokain, afyon ve benzeri uyuşturucu maddeler, içkiye kıyas edilir. Çünkü aralarında ortak illet mevcuttur. Böylece bu durumda da tahrîm yetkisi Allah’a ait olarak kalır.
O bakımdan ilgili âyetle, «Dillerinizin alışageldiği şekilde uydurup bu helâldir, bu haramdır, demeyin. » buyurularak insanların kendi görüş, anlayış ve mantıklarına göre, rastgele hüküm vermeleri yasaklanmıştır. Nitekim Cahiliye devri Arapları, bazı develerin kulaklarını yararak, ya da damgalayarak onu kendilerine haram kılarlar; Allah onları haram kılmış gibi bir hava estirirlerdi. İlgili âyetle buna işâret edilmektedir.
O halde hiçbir yetkileri ve hakları yokken, bazı kişilerin kendi düşünce ve mantıklarına göre, helâlı haram, ya da haramı helâl saymaları veya yeni icat edilen zararlı bir maddeyi helâl kabul etmeleri çok sakıncalıdır. Kur’ân onların kendi nefislerinden yana yontup hüküm vermelerini kınarken şunu hatırlatıyor : «Bu, az bir yararlanma ve geçimliktir ve onlar için elem verici bir azâp vardır. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle, Medineli’lere misal verilerek, İlâhî nimetlerin kıymetini bilip şükrünü yerine getirmeleri öğütlenirken, aynı tavsiyenin bütün müʹminlere yapıldığına işâret edildi. Sonra da helâl ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğuna atıf yapılarak dört önemli şeyin haram kılındığına dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Yahudilere haram kılınan şeylerin sebeplerine dikkatler çekiliyor. İlâhî emre uymadıkları ve mevcut nîmetlerin kıymetini takdir etmedikleri için kendilerine bazı cezaların verildiği belirtiliyor. Ama bilmeden kötülük işleyenler, bunun farkına vardıkları zaman tevbe edip dönüş yaparlarsa, şüphesiz ki Allah’ı gafur ve rahîm olarak bulacakları müjdeleniyor.