MEÂLİ:
114- Allah size Kitab’ı bölüm bölüm (yeterince) açıklanmış biçimde indirmişken O’ndan başkasını mı hakem istiyeyim? Kendilerine (daha önce) kitap verdiklerimiz bilirler ki, O (Kur’ân) elbette hak olarak Rabbinden indirilmiştir. Artık sen şüphelenenlerden olma!.
115- Rabbin sözü doğruluk bakımından da, adâlet bakımından da tamamlanmıştır. Onun sözünü değiştirecek yoktur. O, işiten ve bilendir.
İNİŞ SEBEBİ
İnanmadıkları halde gereksiz yere mu’cizeler istiyenlerin samimi olmadıkları bildirilince, bu defa Peygamberʹe (A. S. ), aramızda hükmedecek bir hakem belirle, diye teklîfte bulunmuşlardı. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl/Alâeddin Ali)
EN DOĞRU VE EN ÂDİL HAKEM
«Allahʹtan başkasını mı hakem isteyeyim? »
İnsan eseri olan her kitapta birçok hatalara, noksanlara rastlamak mümkün. En usta kalemden çıkan bir kitap en çok iki ya da üç defa okunabilir. Ondan sonra bütün tazeliğini yitirir. Allah sözü olan ve münhasıran Oʹnun eseri kabul edilen Kur’ânʹda en küçük bir hatâya, ya da noksanlık ve ölçüsüzlüğe rastlamak mümkün değildir. Her âyeti parlak bir yıldız, her sûresi kâinatı aydınlatan bir güneş, her cümlesi güzel sözlerin en güzeli olmaya devam etmektedir. Okundukça cilâsı artmakta, araştırıldıkça esrar ve hikmet perdeleri aralanmakta, asırlar geçtikçe yeni yeni kapıları açılmakta; her ilim adamının bilgi seviyesine göre malzeme sunmakta, her sınıf insana hitap etmekte, eskimek bilmeyen »ana fikirleriyle, temel bilgileriyle her geçen gün tazeliğini korumaktadır. Binlerce hadîs arasında yer alan bir âyeti, bir cümlesi, «Ben Kurʹân’danım» diye seslenmekte, diğer bütün sözlerden kesinlikle ayrılmaktadır. Çünkü O Allah sözüdür ve yalnız Allahçadır.
İnsan idrâkinin önüne böylesine muhteşem bir mu’cize sergilenmişken, başka bir muʹcize aramak, başka bir hakem istemek gaflet değil de nedir? Bin dörtyüz yıl önce, günümüzde gelişip gönülleri büyüleyen İlmî buluşların ana fikirlerini, öz ve mayasını belirleyip koyan ve her geçen gün ancak doğruluğu anlaşılan başka bir kitap var mıdır? İnsan kafasının ürünü olarak bu ölçü ve kudrette bir kitap yazılabilmiş midir?
İşte konumuzla ilgili âyet, bizlere bu hakikati bütün çıplaklığıyla duyurmaya çalışmakta ve gerek doğrulukça, gerek adâletçe en mükemmel ölçüde ve kudrette olan Kurʹânʹın en büyük muʹcize ve en kusursuz hakem bulunduğunu bildirmektedir.
KİTAP VERİLENLER
«Kendilerine (daha önce) kitap verdiklerimiz bilirler ki, O (Kur’ân) elbette hak olarak Rabbından indirilmiştir. »
Kur’ân, kendilerine kitap verilen milletlerin din bilginlerinden cidden araştırma yapıp insaf gözüyle İlâhî belgeleri tarayanların, gerek son peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ), gerekse son kitabın hak olduğunu bildiklerine yer yer dokunmakta ve bu hususta gereken uyarıda bulunmaktadır. Bakara sûresi 146. âyetin tefsirinde bu husus yeterince açıklanmış ve Tevrat’la İncil’den bazı önemli belgeler nakledilmiştir. Değişikliğe uğratılmalarına rağmen hiç şüphesiz ki, elimizdeki mevcut Tevrat ve İncil nüshalarında Son Nebîʹnin geleceği hakkında birkaç kayıt vardır. Özellikle 1709ʹda İtalyanca yazılı BERNABA İncilʹinin Prusya (Eski Alman Devleti) kralı danışmanlarından Kreimerʹin eline geçmesiyle bu hakikat iyice su yüzüne çıkmış ve İsa Peygamberin sadık Havarilerinden BERNABA’nın yazdığı ve bilahare İtalyancaya çevrilen bu İncil’in yirmiye yakın yerinde Hz. Muhammedʹin (A. S. ) geleceğine dair çok açık ve net bilgilerin yazılı olduğu görülmüştür. Onlardan bir kaç belgeyi aşağıya naklediyoruz:
«Allah, Âdem’i yaratınca, Âdem iki ayağı üzerine kalkıp doğruldu. Başını göğe doğru çevirdi. Güneş kadar parlak iki satır yazı gördü: LÂ İLÂHE İLLÂLLAH - MUHAMMED’ÜN RESÛLÜLLÂH (Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhammed O’nun peygamberidir. ) Âdem ağzını açıp dedi ki: «Ey Rabbim ve İlâhım! Sana şükrediyorum, çünkü beni fazl-ü kereminle yarattın. Huzurunda eğilir, yalvarırım; bu sözün (Muhammed Resûlüllâh cümlesinin) anlamını bana bildirmeni dilerim. » Rab ona cevap verdi: «Ey kulum Âdem! » Güvenle, esenlikle bana yaklaş. Sana derim ki, ilk yarattığım insan sensin. Şu ismini gördüğün nur, senin soyundan ve evlâdındandır. Yıllar sonra dünyaya gönderilecektir. O benim peygamberim olacaktır. Her şeyi onun (hatırı) için yarattım. O geldiğinde varlık âlemini aydınlatacaktır. Ben henüz hiçbir şeyi yaratmadan altmış bin yıl önce onun nurunu ve ruhunu yarattım.
Bunun üzerine Âdem tekrar Allahʹa yalvarıp dedi ki: «Ya Rab! şu iki sözün tırnaklarım üzerine nakşedilmesini lütfet. » Allah ilk insanın bu dileğini kabul etti ve onun sağ elinin beş parmağı üzerine LÂ İLÂHE İLLÂLLAH (Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur) cümlesini; sol elinin baş parmağının tırnağı üzerine MUHAMMED’ÜN RESÛLÜLLÂH (Muhammed, Allahʹın Peygamberidir) cümlesini nakşetti. İlk insan Âdem baş parmakları üzerindeki bu iki cümleyi öptü, sonra da gözlerine sürdü. Ve şöyle dedi: «Sen şu âleme ayak basacağın gün ne mübarek gün olacak!. » (Bernaba İncil’i: 39/14-28 / Kahire: 1908.)
«İsa onlara dedi ki: Ben size hakkı söylerim; bugüne kadar gelen her peygamber ancak bir kavme veya bir millete gönderilmiştir. Her peygamber Allahʹın rahmetinin belirtisidir. Ancak her peygamberin sözü, gönderildiği kabile veya milletin dışına taşmamıştır. Ama o Allah’ın Resûlü gelince, yüzük taşı misali olacak, Allah ona verecek de verecek.. O yeryüzündeki milletler için kurtuluş ve rahmet taşıyacak, onun talimini kabul edenler kurtulup rahmete erişecek. O zalim zorbalar üzerine kuvvetle yürüyecek, putlara tapınmayı kökünden yıkacak; öyle ki şeytanı perişan ve rüsvay edecektir. Çünkü Allah o son peygamber hakkında İbrahim Peygambere böylece va’detmiştir: «Dikkat ya İbrahim! Ben senin soyunla yeryüzündeki kabile ve milletleri mübarek kılacağım. Sen nasıl putlarla savaştın, onları devirdinse, o da öylece savaşıp devirecektir. » (Bernaba İncilʹi: 43/13-29)
«İşte bunun için size derim ki: Şüphesiz Allahʹın Peygamberi Ahmed ile yakında Allah’ın yarattığı her şey sevinecektir. Çünkü o anlayış ve danışma ruhudur. O, hikmet ve kuvvet ruhudur. O, sevgi ve rahmet ruhudur. O, adâlet ve takvâ ruhudur. O, lütuf ve sabır ruhudur. Allah ona verdiğini hiç kimseye vermemiştir. O, âleme geldiği zaman, ne mutlu zaman olacak! Beni tasdîk edin, Onu (yani ruhunu) her peygamberin gördüğü gibi ben de gördüm, saygı ve taʹzimde bulundum. » (Bernaba İncilʹi: 44/19-31)
İşte ilgili âyetle bu hakikatler haber veriliyor, Kitap Ehli ve şüphede kalan Müslümanlar uyarılıyor. Çünkü bunca açık belgeler karşısında şüphecilerden olmanın mantıkî hiçbir yanı yoktur.
RABBİN SÖZÜ
«Rabbin sözü doğruluk bakımından da, adâlet bakımından da tamamlanmıştır. O’nun sözünü değiştirecek yoktur. O, işiten ve bilendir. »
İlgili âyetle çok önemli bir noktaya işâret edilmekte ve Muhammed (A. S. ) ümmetine büyük bir müjde verilmektedir. Tevrat ve İncil’e insan eli dokunduğu, insan sözü karıştığı için aslından uzaklaşma felâketine uğramışlardır. Son kitap Allah sözü Kur ân ise, bu felâketten kesinlikle korunmuştur. Onu hiçbir kuvvet değiştiremiyecektir; indiği gibi, tesbit edilip yazıldığı, yazılıp mushaf haline sokulduğu gibi muhafaza olunmuştur ve olunacaktır da. Bu da Kurʹânʹın ayrı bir muʹcizesi, başka bir yüceliğidir.
HAKEM - HÂKİM
Hüküm kökünden gelen HAKEM ve HÂKİM arasında bir takım farklar vardır. Hakem, hükümde daha çok uzman olan ve tarafların güvenine lâyık görülen kimsedir.
Bu manayla Hakem, taraflar arasında ihtilâf konusu olup şüphe ve tereddüde yol açan, hakkı bâtıldan, haramı helâldan ayırt edip ona göre karar veren ve verdiği kararı taraflarca kabul edilen bilir kişi demektir. O nedenle hakem hâkimden daha kâmil bir mertebededir denilebilir. Çünkü her hüküm verene hâkim sıfatı verilebilir, ama hakem sıfatı verilemez. Hakem ancak hak ile hak üzere hükmedendir. Bu sebeple HAKEM Allahʹın sıfatlarından biridir. Kurʹân hakkında da kullanılmıştır.
Aynı kökten gelen HİKMET ise, daha has bir mâna taşımaktadır: Hakk’ın hak olduğunu ilim ve akıl yoluyla tesbit edip ortaya koymak mânasında daha çok yaygındır. (Geniş bilgi için bak: el-Müfredat Fi Garîbi’l-Kur’ân/Rağıb el-Esbehanî - Mefatihü’l-gayb/Fahruddin Râzî.)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle Kur’ân-ı Kerîmʹin doğrulukça da, adâletçe de tamamlandığı, insanın dünya ve âhiretini aydınlatacak, onu mutlu kılacak belgelerin noksansız indirildiği ve her konunun çok açık biçimde ortaya konduğu anlatıldı. Böylesine büyük bir muʹcize ortada dururken başka muʹcize ve belge aramanın anlamsız olduğu belirtildi. Hakem olarak Allah’ın veya bu İlâhî kitabın yeterli bulunduğuna dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, hakikat bu olmakla beraber insanların ruhsal yapıları ve taşıdıkları karakter bakımından çok farklı fikir, inanç, ideal ve siyasî kanaat taşıdıkları; çoğunun ise hakkın dışında kalan bir takım sapık ideolojilerin rengiyle boyandıkları ve bu yüzden Allah yolundan saptıkları hatırlatılıyor. O halde insanların çoğuna uymanın gerçek bir kıstas olmadığı bildiriliyor.