MEÂLİ:
114- Onların toplanıp gizli görüşme yaparak fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi, (din ve sağduyu çerçevesinde) iyi bir iş yapmayı, insanların arasını düzeltmeyi emredenler müstesnâ.. Kim bunları Allah’ın hoşnutluğunu arzulayarak işlerse, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
115- Kendisine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamberʹe düşmanlık edip uymayan, müʹminlerin yolundan başkasına uyan kimseyi, tuttuğu yolda kendi haline bırakır da ileride onu Cehennemʹe sokarız. Orası ne kötü gidiş ve varış yeridir!
İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ashabına seslenerek buyurdu:
«Size derece bakımından oruç, namaz ve sadakadan daha üstün bir şeyden haber vereyim mi? »
Ashab:
- Evet, Ya Resûlellah! deyince, şu cevabı verdi:
«İki kişinin arasını düzeltmek.. Arayı bozmak ise, tıraş edicidir. Bununla saçları tıraş edicidir, demek istemiyorum, dini tıraş edici olduğunu söylüyorum. » (Tirmizî - Ebû Dâvud: Ebu Derdâ (R. A. )dan)
Küba halkı birbirine girmiş, araları açılıp birbirlerini taşlayacak kadar işi azıtmışlardı. Durumu öğrenen Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ashabına: «Bizimle gelin de onların arasını düzeltmeye çalışalım.. » buyurmuştu. (Sahih-i Buharî: - Müslim: Ümmü Mektum (R. A. )den)
Ümmü Mektum (R. A. ) diyor ki:
Halkın çoğunun dediği gibi, bazı şeylerde yalan söylemenin mubah olduğuna ruhsat verilmiştir, sanmıyorum; ancak şu üç hususta yalan söylemeye ruhsat vardır, biliyorum: İnsanlar arasını düzeltmeye çalışırken, koca, karısının bazı isteklerinde, kadın da kocasının bazı davranışları karşısında ve bir de savaş günlerinde... (Sahih-i Buharî: Sehl bin Sa’d (R. A. )den)
«Âdemoğlunun her sözü aleyhinedir, lehine değildir; ancak Aziz ve Celil olan Allahʹı anmak veya iyilikle emretmek, kötülükten menʹetmek müstesnâ.. » (İbn Mace/fiten: 12: Süfyân es-Sevrî’den)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Büyük Sahabi Ebû Eyyubʹe (R. A. ) sordu:
«Sana kızıl tüylü develerden daha feyizli ve bereketli bir ticaret yolunu göstereyim mi? İnsanlar sürtüşüp bozuştuklarında aralarını düzeltmeye çalış; birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarında onları birbirine yaklaştır.. » (Bezzar: Ebu Eyyub (R. A. )den)
N E C V Â = FISILDAŞMA, GİZLİ TOPLANTI YAPMA
«Onların toplanıp gizli görüşme yaparak fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. »
Gizli toplantılar ve birkaç kişinin bir araya gelip fısıldaşması genellikle yeriliyor. Ancak bazı konularda buna büyük ihtiyaç duyulduğunu unutmamak gerek :
a) Devlet adamlarının ülke sorunları ile ilgili toplantıları ve aldıkları kararları -duyulmasında sakınca görülüyorsa- gizliliğe riayet ederek yapılabilir.
b) İç ve dış tehlikelere karşı daha uyanık bulunmak ve izlenecek yolun, uygulanacak stratejinin tesbiti, başvurulacak tedbir ve taktiğin belirlenmesi hususunda gizli toplantı ve görüşmeler tertiplenebilir.
c) Ülke yararına ekonomik alanda kararlar alınırken, bilimsel araştırmalar yapılırken, önemli buluşlar hususunda ip uçları elde edilirken gizliliğe riâyet edilebilir.
d) Bir hastayı ameliyat etmek ve gereken önlemleri almak için tabiplerin kendi aralarında toplanıp gizli bir karar almaları da bu cümledendir.
İşte bu ve benzeri toplantılarda elbette ki hayır vardır. İlgili âyetle, gizli görüşmelerin çoğunda hayır yoktur, denilirken bu gibi önemli, ülke ve halk yararına yapılan toplantılarda gizliliğe riâyet edilmesinde hayır bulunduğuna işâret edilmektedir.
Bu ve benzeri gizli toplantı ve fısıldaşmalar dışındaki görüşme ve fısıldaşmaların çoğunda hayır yoktur. Çünkü insan karakteri veya onun psikolojik yapısı, çevrenin görebileceği, ya da işitebileceği bir ortamda hep iyilik ve hayırdan yana görünme gayretindedir. Birbirine yakın karakterde olanlar ise, başbaşa kalınca içlerinde biriken kötülükleri usta bir dille fısıldamaya çalışırlar.
Kur’ânʹda yukarıda işâret yollu yapılan istisnalarla beraber, bir de bütün iyilik ve hayırları kendinde toplayan üç konuda gizli toplantı yapılmasında, gizliliğe riayet edilmesinde hayır bulunduğu açık bir istisnâ ile sergileniyor:
1. Yardımlaşma ve dayanışmayı, sosyal adâlet ve dengeyi sağlamada tesiri açıkça görülen zekât, sadaka ve benzeri yardımları gizli yapmak çok daha uygundur. Gösterişe yer verilerek dağıtıldığında fakir ve muhtaçları rencide edebilir, onurlarını kırabilir.
2. İyilikle emretmek, yararlı direktifler vermek daha çok âmirle memur arasında cereyan eden çok önemli bir husustur ki, gizliliğe dikkatte yarar vardır. Halk arasında bir âmirin çevresindeki memurlara emirler vermesi, otoritenin ciddiyetsizliğini gösterir, memurun infialine sebep olabilir. Bunun için emir ve direktiflerin gizli verilmesi, memura değer verildiğini ifade eder. Bu da onu onore etmek anlamına gelir.
3. Toplum ve âile yapısında meydana gelen kırgınlıkları, sürtüşme ve tartışmaları gidermek için taraflarla yapılan görüşmeleri tam bir gizlilik içinde sürdürmek gerekir. Aksi halde taraflardan birinin barışmak istemediği veya ileri geri konuştuğu etrafa yayılır da kaş yaparken göz çıkarılmış olur. Bu tutum kırgınlık ve sürtüşmeyi büsbütün artırabilir.
Kur’ânʹda bu tür fısıldaşma ve gizli toplantılar yapmada hayır bulunduğu istisnaî bir anlam ve ölçüde belirtilirken sebeplerini günlük yaşantımızda, cereyan edegelen olaylarda aramamız öneriliyor.
Böylece âyette biri işarî, diğeri açık olmak üzere iki ayrı istisnaya yer veriliyor.
BÜTÜN HAYIRLARI KENDİNDE TOPLAYAN ÜÇ TABİR: SADAKA - MAʹRUF - ISLÂH-I BEYN:
Zenginle fakir arasındaki açıklık, ya da uçurumu kapamak, sosyal dengeyi sağlamak, yararlı olanı emretmek, zararlı olanı men’etmek, âmirle memur arasındaki otoriteyi sevgi ve saygı doğrultusunda sürdürmek, halk arasındaki dargınlık, sürtüşme, haysiyet kırıcı tartışmayı düzeltmek ve bunlar için yeterince tedbirler düşünmek, ülkenin mutlak anlamda hayrına yönelik hizmetlerdir. Kur’ân bu kadar önemli ve bütün bir milletin selâmetiyle ilgili üç yönlü düşünce ve tedbirin ana felsefesini üç tabirde toplayıp özetlemiş; açıklamasını ise, bizim irfanımıza bırakırken bütün bunları Allah’ın hoşnudluğuna erişmek için -şahsî çıkardan uzak bir inanç havası içinde- yapmamızı tavsiye etmiştir.
Müfessir Fahruddin Razî bu âyeti tefsir ederken murad-i İlâhîʹyi şöyle yansıtmaya çalışmıştır:
«Neden istisnâ olarak Allah sadece bu üç tabiri seçip sergilemiştir? Çünkü hayırlı iş, ya yarar sağlamaya, ya da zararı geri çevirmeye yöneliktir. Bu hayır, ya bedenle ilgilidir, muhtaca yardım etmek gibi, ya da ruhla ilgilidir ki bu, teorik gücü ilimlerle tamamlamak veya pratik gücü iyi davranışlarla kemâle erdirmektir. Bunun da tamamı iyilikle emretmekten ibârettir veya zararı gidermekle ilgilidir; arayı düzeltmek gibi. İşte bütün hayırlar bu üç kelimenin kapsamında toplanmıştır, diyebiliriz. »
PEYGAMBERE MUHALEFET
«Kendine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamber’e düşmanlık edip uymayan »
İnsanlara doğru yolu göstermek üzere görevlendirilip gönderilen Peygamber, mutlak anlamda hayrı, iyiliği, mutluluk ve esenliği telkin eder; beşer ruhuna, ondaki fıtrî yüceliğe ve sadeliğe ters düşen fenalığı, tuğyan ve isyanı, sınırsız hürriyeti, başıboş şehveti, dünyaya karşı doymazlığı belli ölçü ve sınırda durdurmaya çalışır, Tek kelimeyle Peygamber, insana yaratılışındaki asalet, azizlik, yücelik ve mükemmelliğe eşdeğerdeki şeyleri yapmasını, uymayan şeylerden kaçınmasını öğretir.
Karşıt güçlerin tesiri altında bütün bir ömür süresince mücadele vermek zorunda bırakılan ve esasen yaratılışının gereği olarak ister istemez böyle bir ortamda yaşayan insan, ciddi bir eğitim süzgecinden geçirilmediği, ruhundaki yüceliğe orantılı bir tahsil görmediği takdirde karşıt güçlerden nefs ve şeytanın doğrultusunda mide ve şehvet kaygısına düşer, bütün himmet ve enerjisini bu yolda harcamaya koyulur. İnsan artık böyle bir düzeye ayak basınca, Peygamberin sunduğu her şey ona ters, sıkıcı ve acı gelir; nefret duygusu her geçen gün biraz daha kabarır ve sonunda tam bir peygamber düşmanlığına dönüşür.
Cenâb-ı Hak, fertleri ve toplumu, ruhlarının ve yaratılışlarındaki yüceliklerinin doğrultusunda eğitmeyen veya eğitemiyen; yaratanla yaratılan arasındaki pürüzleri kaldıramıyan milletleri, toplum ve âileleri tuttukları hatalı ve tehlikeli yolda kendi hallerine bırakır. Böylece her millet, ya da âile kendi dünyasını ve geleceklerini kendi anlayış, inanç ve tutumlarıyla hazırlamış olurlar.
Böylesine uyumsuz ve dengesiz bir yolda yürüme hiçbir milleti ve âileyi saadet burcuna yükseltmemiştir. Geçici saadet varsa, aldatıcı ve sahtedir.
Tahliller:
N e c v â:
a) İki kişi arasındaki sır,
b) İki kişi arasındaki fısıldaşma,
c) Gizli ve maksatlı toplantı,
d) Tedbirde gizlilik,
e) Bir topluluğun kendi tedbirinde başkasından ayrılması, gibi anlamlarda kullanılır.
Şikak - Müşakat veya m ü ş a k k a:
a) Düşmanlık,
b) Her birilerinin düşünce bakımından ayrı bir şıkta bulunması,
c) Her birilerinin işlediği fiilin diğerine meşakkat vermesi gibi anlamlara gelir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, doğru yol belli olduktan sonra şahsî çıkarlarını ön plâna alıp Peygambere muhalefet eden, müminlerin yolundan ayrılan kimselerin kendi hallerine terkedileceği ve sonunda kapatılması mümkün olmayan bir hüsranla noktalanacağı açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle, ancak Allah’a ortak koştuğu halde ölenlerin bağışlanmıyacağı hatırlatılıyor. Putlara, kadınlara, tanrıçalara tapan ve böylece şeytanın dümenine uyanların varacağı ebedî mutsuzluk yurdundan söz ediliyor ve gereken uyarı yapılıyor.