Mümtehine Suresi 7-11. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةً وَاللّٰهُ قَدِيرٌ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا اِلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِاِيمَانِهِنَّ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَاٰتُوهُمْ مَا اَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَا اَنْفَقُوا ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ وَاِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاٰتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا اَنْفَقُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذِي اَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ

11.

Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi (ve yakınlık) koyar. Allah, hakkıyla gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

Diyanet İşleri

8.

Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.

9.

Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

10.

Ey iman edenler! Mü'min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kafirlere helal değillerdir. Kafirler de müslüman hanımlara helal olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikahlarına tutunmayın. (Zira bu nikahlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kafir kocalarından) isteyin. Kafirler de (İslam'ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

11.

Eğer eşlerinizden biri kafirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- Allahʹın sizinle o düşmanlık ettiğiniz kimseler arasında bir sevgi bağı kurması umulabilir. Allah çok kudretlidir; Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

8- Allah, din uğrunda sizinle savaşmayanlara ve sizi yurdunuzdan çıkarmıyanlara iyilikte bulunmanızı, adâletle davranmanızı menʹetmez. Şüp­hesiz ki, Allah, adâletle davranıp insaf ölçülerine bağlı kalanları sever.

9- Allah ancak sizi, sizinle din uğrunda (yola çıktığınız için) sava­şanları, sizi yurdunuzdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardımcı olanları dost ve arkadaş edinmekten menʹeder. Kim de onları dost ve arkadaş edinirse, işte onlar zâlimlerdir.

10- Ey imân edenler! Müʹmin kadınlar muhacir olarak size gelirlerse, onları imtihan edin, -Allah onların imânını daha iyi bilir- onların imân et­tiklerini bilip anlarsanız, artık kendilerini o kâfirlere geri çevirmeyin; ne bunlar onlara, ne de onlar bunlara helâldir. (O kâfir kocaların) bunlara har­cadıkları mehirleri kendilerine verin. Artık bu kadınların mehirlerini verdi­ğiniz takdirde kendileriyle evlenmenizde bir sakınca yoktur. Kâfire kadın­ları nikâhınız altında tutmayın; onlara harcadığınız mehri isteyin; o kâfir kocalar da (hicret eden mü’mine) eşlerinden harcadıkları mehirleri istesin­ler. Bu, Allah’ın hükmüdür ki aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hikmet sâhibidir.

11- Eğer eşlerinizden (biri küfre dönüp) sizden aldığı mehirle kâfir­lere kaçarsa ve siz de (onlara üstün gelip) onları cezâlandırırsanız, eşleri kaçıp gidenlere, harcadıkları miktarını (ganimetten) verin. İmân ettiğiniz Al­lahʹtan korkun (haksızlıktan) sakının.

İLGİLİ HADÎSLER

«Dostunu vakar doğrultusunda ölçülü sev; belki bir gün o düşmanın olabilir. Düşmanına da vakar doğrultusunda ölçülü düşmanlıkta bulun; bir gün o dostun olabilir. » (O halde her iki durumda da ifrat ve tefritten ka­çın. ) (Tirmizî - İbn Hibbân: Ebû Hüreyre (R. A. )den - Taberânî: İbn Amr (R. A. ) den)

«Benim yanımda amellerin en sevimlisi, Allah için sevmek ve yine Al­lah için sevmemektir. » (Müsned-i Ahmed: Ebû Zer (R. A. )den)

«Ebû Bekirʹin (R. A. ) kızı Hz. Esmâ (R. A. ) anlatıyor:

- Kureyşle muâhedede bulunulduğu bir dönemde müşrike olan anam çıkageldi. Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe uğradım ve sor­dum: «Ya Resûlellah! Müşrike olan anam beni arzulayarak geldi; ona ilgi göstereyim mi? » Efendimiz bana şöyle buyurdu: «Evet, ona hısımlık ilgi­sinde bulun. » (Buharî - Müslim - Müsned-i Ahmed)

DÜŞMANLIKTA ÖLÇÜLÜ VE İNSAFLI OLMAK

«Allahʹın, sizinle o düş­manlık ettiğiniz kimseler arasında bir sevgi bağı kurması umulabilir.. »

Mekke’de kalıp küfrü tercîh edenlerle Medine’ye hicret eden müʹminlerin -aralarındaki yakınlık ne ölçüde olursa olsun- dostluk kurmamaları emredildikten sonra, ilgili âyetle müʹminlerin onlara karşı düşmanlıkta öl­çülü ve insaflı olmalarına işâret edilmektedir. Zira düşman bildikleri o müş­riklerin yakın gelecekte İslâm’a girip dost ve kardeş olmaları umulabilir. Cenâb-ı Hakk’ın kudreti her şeye yeter. O, çok üstün ve çok güçlüdür; aynı zamanda çok merhametlidir. Nitekim öyle oldu: Mekke’nin fethinde en azılı düşmanlar dize gelip cihan peygamberi Hz. Muhammedʹin (A. S. ) önünde eğildiler; Hakk’a teslîm olmaktan başka yol bulamadılar. Düne ka­dar Müslümanlara diş bileyen bu adamlar şimdi onların saffına katılmak suretiyle din kardeşi oldular. Kin ve intikam duyguları bir anda dostluk ve kardeşlik duygusuna yerini bıraktı. Şeytanın umutları kırılıp gerisingeri çe­kildi. Eski dostlar şimdi imân birliğinin ferahlatıcı ve birleştirici havasın­da bir bütün oluverdiler. Geçmiş günlerin üstüne sünger çekilip geleceğe ümitle bakmaya yöneldiler.

İHÂNET ETMEYEN MÜŞRİKLERE İYİLİK EDİP ÂDİL DAVRANMAK

«Allah, din uğrunda sizinle savaşmayanlara ve sizi yurdunuzdan çıkarma­yanlara iyilikte bulunmanızı, adâletle davranmanızı menʹetmez.. »

İslâm bütünüyle sulh ve selâmet dinidir. Kendisine karşı çıkmayan, saldırıya geçmiyen, yapılan anlaşmayı bozmayan; saldıranlara gizli-açık yardımda bulunmayan müşriklere karşı iyi davranmayı, adâletle muamele etmeyi emreder. Çünkü amaç, ıslâh edip doğru yola dâvet etmek ve boz­gunculuk etmemektir.

Nitekim Huzaâ ve Benî Hars kabileleri Resûlüllah’a (A. S. ) müracaatla bir barış anlaşması önerdiler: Müslümanlarla savaşmıyacaklarına, sava­şanlara yardım etmiyeceklerine söz verdiler ve bu anlamda yazılı bir an­laşma sağladılar. Onlar bu anlaşmaya sadık ve bağlı kaldıkları için, Müs­lümanlar birçok kabilelerle savaşırken onlara dokunmadılar ve hep iyi ve âdil davrandılar. Sekizinci âyetle İslâm’ın bu güzel prensibi açıklanmakta ve sağlam bir kıstas verilmektedir.

O halde Allah yolunda kutsal savaştan amaç, kin, düşmanlık, azap, işkence ve haklara tecavüz değil, adâleti yaymak, insanları doğruya, iyi­ye, güzele, yararlı olana ve tek kelimeyle Allahʹa kul olmaya dâvet ve ir­şâd etmektir.

Bunun için Kur’ân-ı Kerîm’de müşriklerden, gayr-i müslimlerden kim­lerle savaşılmaması konu edilirken üç madde üzerinde durulmuştur:

1- Sizinle savaşmıyanlarla,

2- Sizi yurdunuzdan çıkarmayanlarla,

3- Düşmanlarınıza yardım etmiyenlerle savaşmayın. Onlara iyilik ve adâletle davranın buyurularak mü’minler aydınlatılmaktadır. Şüphesiz bu bir ruhsattır; şartlar ve ortam elverdiği nisbette uygulanmasında mutlaka fayda vardır. Karşı taraf Müslümanların bu güzel prensibini kötüye kul­lanmadıkları takdirde kıyâmete kadar geçerli ve kalıcıdır.

İLGİYE VE İYİLİĞE LÂYIK OLMAYAN MÜŞRİKLER

«Allah ancak sizi, sizinle din uğruda (yola çıktığınız için) savaşanları, sizi yurdunuzdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardımcı olanları dost ve arka­daş edinmekten menʹeder. Kim de onları dost ve arkadaş edinirse, işte on­lar zâlimlerdir. »

Müslümanların iyiliğine, iyi niyetine ve beşerî münasebetlerine lâyık olmayan müşriklerin bu çizgide belirlenmesi için tahdidî olmamakla be­raber şu üç fiilden birini veya benzerini işlemiş olması gerekir:

1- Din uğrunda, Allah yolunda irşâd ve teblîğde bulunan müʹmin­lerle savaşmış olmaları,

2- Mü’minleri öz yurtlarından sürüp çıkarmış bulunmaları,

3- Sürüp çıkaranlara yardım ve destek sağlamaları..

Bu üç fiilden birini veya benzerini işleyen müşrikleri zâhirî anlamda da olsa dost edinmek hem İslâm’ın ruhuna ve felsefesine, hem de dış si­yasetine aykırı düşer ve aksine bir yol seçen Müslümanlar zâlim kabul edi­lir. Dokuzuncu âyetle bilhassa bu hassas noktaya temas edilerek müʹminlere uyulması gereken bir kıstas veriliyor.

MUHÂCİR OLARAK MEDİNEʹYE GELEN KADINLAR

«Ey imân edenler! Müʹmin kadınlar muhacir olarak size gelirlerse, onları imtihan edin.. »

Mekke’den Medine’ye hicret, İslâm için ciddi bir dönüm ve hareket ortamı hazırlamış ve tarih başlangıcı olmuştur. Resûlüllah’ın (A. S. ) hicret etmesiyle Arap Yarımadası sarsılmış, bir silkinme ve gelecek günleri he­saplama şuurunu uyandırmıştır. Kadınlar bile bu olayın tesiri altında kal­mış ve fırsat buldukça İslâmiyete kalplerini açarak Medine’ye göçmüş­lerdir. O halde hicret son derece muhteşem ve dikkat çekici bir olaydır. O kadar ki, Allah yolunda yurtlarını terkedip hicret edenler için mü’min sı­fatından sonra bundan daha şerefli ve gönül alıcı bir isim ve sıfat düşünülememiştir. Toynbee dediği gibi: «Bugüne kadar 27 medeniyet tesbit edilmiştir. Bu medeniyetlerin hemen hemen hepsi, hattâ en eskileri göçle­rin olduğu kıtalarda muhacir ırklara aittir. Yerlilerin ise bir varlık gösterdik­leri görülmemiştir. Kızılderililer Amerika’da asırlar boyu silahla mücehhez oldukları halde bir medeniyet kuramamışlardır. Oysa Avrupa’nın köle sa­tıcıları ve gangsterleri Amerika’ya göç ettiler ve bugünkü medeniyeti kur­dular.

Böylece anlıyoruz ki, hicret tarih boyunca yeni kültürlerin, yeni me­deniyetlerin oluşmasında baş etkenlerden biridir. » (Medeniyet ve Modernizm/Bir Yayıncılık: 65, sahifeden özetlenerek)

Ayrıca Endülüs’ü fethederek oraya göçüp yerleşen Müslümanların kur­duğu İslâm Medeniyeti bunun canlı misâllerinden biri değil midir?

İşte Medine’ye hicret eden ve ikinci halîfe Ömer (R. A. ) devrinde fet­hedilen ülkelere yerleşen mücahit müslümanların gittikleri yerde İslâm medeniyetini süratle kurmaları, uyuşuk insanlara dinamizm ruhunu ver­meleri ve yepyeni bir dünya icâd etmeleri bu yüzdendir.

Zira muhacirlerin dünya görüşü hem geniş, hem de dinamiktir. Bir de ona hayat ve gerçek medeniyet dini olan İslâmʹı eklersek bu dinamik­liğin nelere kadir olduğunu anlamakta gecikmeyiz.

Hudeybiye anlaşmasında yer alan maddelerden biri de şu idi: «Mek­keli bir adam İslâm’a girmek üzere Hz. Muhammed’e (A. S. ) gidecek olur­sa, O onu kabul etmeyip geri çevirecek.. »

Nitekim anlaşma imzalandıktan hemen sonra Mekkeli Sâide bint Hâris İslâmiyeti din seçip Peygamber’e (A. S. ) geldi. Diğer bir rivâyete göre, Ümmu Müysüm İslâmiyeti seçerek Hz. Peygamberʹe (A. S. ) geldi. Bunun üze­rine adı geçenin kocası, Resûlüllah’a (A. S. ) baş vurup yapılan anlaşma gereği zevcesini geri çevirmesini bildirdi. Oysa sözü edilen anlaşmada «ri­cal (erkekler, adamlar) sözü kullanılmıştı. Kadınlardan söz edilmemişti. Bu inceliği Hz. Peygamber (A. S. ) ona hatırlatarak zevcesini geri çevirmiyeceğini söyledi. Bunun üzerine onuncu âyet indi. Böylece inanıp İslâm’a gönül ve­ren kadınlar bir bir Medine’ye gelmeye başladılar. Kendilerinde yepyeni bir hayat ruhu oluştu, ne kocalarını, ne de hısımlarını düşünmeyerek an­nelerinden yeni doğmuşcasına kendilerini İslâm’ın nûrânî havasına atıp iç­lerinde yenilmez bir kudretin varlığını hissettiler.

Ancak Cenâb-ı Hak böyle durumlarda bir ihanet, casusluk, suikast ve benzeri bir kötülüğe meydan verilmemesi ve ruhlar üzerinde olumlu tesir bırakması için gelen kadınların usûlen imtihandan geçirilmesini, samimi­yet derecelerinin ölçülmesini emretti. Şüphesiz bu kural da, aynı olayların meydana gelmesi halinde hep geçerlidir.

Bu imtihanın, samimiyet derecesini ölçmenin çerçevesi ne idi?

a) İbn Abbas’a (R. A. ) göre: Gelen her kadının şöyle yemin etmesi öneriliyordu: «Allah’a and olsun ki, kocama kızdığım, darıldığım için veya Medineʹde güven içinde kalmak için, müʹmin bir erkeğe aşık olduğumdan dolayı evimi terkedip gelmiş değilim. Sırf Allah ve Resûlünü sevdiğim için hicret etmiş bulunuyorum. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemin ediyorum ki doğru söylüyorum. »

Kadın içten ve heyecanla bu yemini yapınca Hz. Peygamber (A. S. ) onu Medine’ye kabul ediyor; kocası tarafından verilen mehrini ve diğer eşya­yı kocasına gönderiyordu. Zira bu durumda İslâm’a giren kadınla müşrik kocası arasında nikâh bağı kopmuş ve aralarındaki münasebetler sona er­miş oluyordu.

b) Ashab-ı Kirâm’dan bir kısmına göre: Gelen her kadının şevk ve heyecanla «Eşhedü ellâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammed’en Re­sûlüllâh» demesi kâfi geliyordu.

c) Gelen her kadının sözlü beyʹâtte bulunması ve iki şehadet kelime­sini getirmesi yeterli sayılıyordu.

Şüphesiz bunlar zâhirî birer deneme ve tesbitten öteye geçmiyordu. Cenâb-ı Hak ise, kadınların gönülden inanıp inanmadığını çok iyi biliyordu.

İSLÂM’A GİREN KADININ DURUMU VE HUKUKÎ YÖNÜ

1- Kitap Ehli dışında diğer bâtıl dinlere bağlı olan bir erkeğin karısı İslâm’a girer veya bâtıl dine bağlı bir kadının kocası İslâm’ı din olarak seçerse, aralarındaki nikâh hükümsüz olur, biri diğerine haram sayılır.

2- Müslümanlarla sulh anlaşması yapan taraftan bir kadın İslâmiyeti din olarak seçerse, o kadının, kocasından aldığı mehir ve bazı önemli mal­ları geri verir. Böylece koca iki yönlü zarara uğratılmamış olur.

3- Sözü edilen mehir, beytüʹl-mal (İslâm hazinesin)den çıkarılıp ve­rilir.

4- Her iki durumda da İslâmiyeti seçen kadın artık Müslüman bir erkekle evlenebilir ve emsaline uygun mehir takdir edilir.

5- Kadın İslâmʹa girip Müslüman bir erkekle evlendikten ve mehir aldıktan sonra kaçıp kendi yurduna giderse, o kadının kavmiyle yapılan savaşta elde edilen ganimetten o erkeğe, eşine verdiği mehir ödenir.

Bütün bu hususlar cereyan edip yürütüldüğünde, adâleti gözetmek farzdır. Kadınların haklarını korumak gereklidir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, ihânet etmiyen, saldırmayan müşriklere karşı iyi davranılması konu edildi ve bu arada aydınlatıcı bilgi verildi. İslâmʹa girip yurtlarını terkederek Medineʹye gelen kadınların samimiyet derecesinin tesbiti emredilerek bu hususta kalıcı hüküm ve tavsiye açıklandı. Sonra da kadınların bazı hakları üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, imân eden kadınların Hz. Peygamber’e (A. S. ) bey’at etmelerine değinilerek nasıl bir söz almanın gerektiğine dikkatler çekiliyor. Arkasından yukarıdan beri üzerinde durulan konuya dönülerek Allah’ın gazap ettiği kavimleri dost edinmenin harâm olduğu belirtiliyor.