MEÂLİ:
11- De ki, (ey inkârcılar! ) Yeryüzünde gezip dolaşın da sonra (hakkı) yalanlıyanların sonunun ne olduğuna bir bakın!.
GELİP GEÇEN MİLLETLERİN SONU
Kur’ân insan aklını, idrâkini hakikate yöneltmek için bazan kâinatın mutlak düzen ve dengesine dikkatleri çeker, bazan güneş âilesini yakın bir sistem olarak sergiler, bazan bitkilerin ve hayvanların yaratılışına akılcı gözle bakılmasını tavsiye eder, bazan yağmurun nasıl oluşup indiği üzerinde düşünülmesini emreder, bazan da gelip geçen medeniyetlerin yerle bir olduğunu hatırlatarak, kalıntılarının dikkatle incelenmesini, yıkılış ve yok oluş sebeplerinin araştırılmasını hatırlatır.
Böylece Kur’ân, hak ve hakikati insan kalbine ve kafasına işlemek için astronomi, fizik, kimya, jeoloji, arkeoloji, zooloji, biyoloji, tarih, coğrafya gibi ilim dallarından yararlanmayı tavsiye eder ve bu yoldan kâinatta mutlak bir kudretin en ince hesaplarla eşyayı özelliklerine göre düzenleyip vücuda getirdiğine atıf yapar; her varlık için belli kanunlar konulup ona uyulmasının kaçınılmaz olduğunu açık-seçik olarak hatırlatır.
Yukarıdaki âyetle daha çok arkeolojik ve tarih yönünden bir araştırma yapılması öneriliyor. Yeryüzünde her birinin kendine has medeniyete sâhip milletlerin yok olduğu bir gerçektir. Geriye onlardan sadece bir takım sanat eserleri, yıkıntılar ve kitabeler kalmıştır. Âyette, bunlar üzerinde ciddi biçimde araştırma yapılması, şekilden ziyade, sebepler ve sonuçları üzerinde durulması emrediliyor.
Allah’ını bilmiyen, tanımıyan, inkâr bataklığında, küfür çukurunda bir ömür harcayıp kendi elleriyle taştan ve ağaçtan yaptıkları putlara tapanların; kimine Güneş Tanrısı, kimine Yağmur ve Bereket Tanrısı, kimine Tanrıça diyerek katı mermer parçasının önünde dizçökenlerin; bazı kahramanları ilâhlaştıranların sonunun bir hiç olduğu çok duyarlı biçimde vurgulanıyor. İşte Efes, Milet ve Bodrum harabeleri, işte Side ve benzeri kalıntılar!. İşte mermerden şehirler, aşk odaları, seks için özel hamamlar! hepsi toprağın derinliğine gömülmüş, yerle bir olmuştur. Bunlara benzer binlerce sanat eserleri, binlerce heykel, yüzlerce taştan ve ağaçtan tanrı ve tanrıçalar.. Bütün bunlar günümüzde müzelik ve turistik yönüyle değerlendirilmekte, yıkılıp yok ediliş sebepleri üzerinde durulmamakta, böylece tarihin karanlık kalmış devreleri sadece sanat değeriyle aydınlatılmaktadır.
Kurʹân-ı Kerîm, geçmişi, geçmiş milletleri tarihleriyle, kültür ve medeniyetleriyle araştırmanın yeterli olmadığını, inançlarıyla, ahlâklarıyla da incelenmesinin gerekli olduğunu hatırlatıyor. Gerçi bir milletin kültürünü araştırmak, onların inanç ve ahlâkını, örf ve âdetini de içine alır. Ama Kur’ân’ın asıl parmak bastığı husus, onları bu yönleriyle incelerken yıkılış, yok oluş sebeplerinin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak o zaman ibret tablosu ortaya çıkmış olur. Bir milleti yıkıp yok eden, ne onların sanat eserleridir, ne kurdukları muhteşem şehirler, ne de geliştirdikleri medeniyettir. Onları yıkıp yok eden asıl sebep, inançsızlık, ahlâksızlık ve Allahsızlıktır. Bugün Allahʹı inkâr eden ve materyalizm felsefesi üzerinde yükselen süper milletler varsa, onların şimdiki güç ve ihtişamlarına aldanmamak lâzım. Yarının neler getireceğini düşünmekte yarar vardır. İnkâr, zulüm ve tuğyana dönüştüğü, kurdukları fitne ve fesat çarkı dünyayı rahatsız ettiği gün, onların yıkılış ve yok oluşu yakındır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetle, dikkatler geçmiş milletlerin kalıntılarına çekildi, onların yıkılış sebepleri üzerinde durularak yeryüzünde gezip dolaşmamız emredildi.
Aşağıdaki âyetlerle göklerde ve yerde tek hükümranın Allah olduğu, kanunlarının şaşmadan hedefine doğru yol aldığı; her canlı nasıl kendi hakkındaki sünnetullaha, diğer bir deyimle hayat kanununa uymak zorunda ise, milletlerin hayatıyla da ilgili sünnetlerin bulunduğu, buna uyan milletlerin hem uzun ömürlü, hem mutlu olduğu işaret yoluyla belirtiliyor.