MEÂLİ:
109- De ki: Rabbimin sözlerini (yazmak) için deniz(ler) mürekkep olsa ve bir o kadarı da ilâve edilse, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi.
110- De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, (şu farkla ki) ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bana vahyolundu. Artık kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, iyi-yararlı amelde bulunsun ve Rabbına ibâdette (kullukta) hiçbir ortak tutmasın.
İNİŞ SEBEBİ
Yahudi bilginlerinden birkaç kişi Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e gelerek dediler ki:
- Ya Muhammed! Sen hem getirdiğin kitapta «Bize hikmet verilmiştir. Artık kime hikmet verilmişse, cidden ona birçok hayırlar verilmiştir. » diyorsun, hem de aynı kitapta, «Size ilimden pek az şey verilmiştir. » denilmektedir. Bu iki zıt sözü bağdaştırmak mümkün mü?
Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl - Tefsîr-i Kurtubî: 11/69ʹdan özetlenerek)
İLGİLİ HADİSLER
«Kim insanlar duysun diye amel ederse, Allah onu öyle teşhîr eder. Kim de insanlar görsün diye amel ederse, Allah onu da öyle teşhîr eder. » (Buharî/rikak: 36, ahkâm: 9- Müslim/zühd: 47, 48- Tirmizî/nikâh: 11. zühd: 48- İbn Mâce/zühd: 21- Ahmed: 3/40-5/45)
Kutsî Hadîs:
Allah buyuruyor:
«Ben ortaklıkta ortakların en ganisiyim. Artık kim bir amel işler de başkasını onda bana ortak tutarsa, onu da, ortağını da kendi hallerine terkederim, (ben ondan da, amelinden de beriyim). » (Tirmizî/tefsîr: 6/18 - İbn Mâce/zühd: 21- Ahmed: 4/215)
Bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe gelip, «Ben birçok yerlerde durup hem Allahʹın rızasını diliyorum, hem de halkın benim yerimi (durumumu) görmesini istiyorum» dedi. Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona cevap vermedi. Çok geçmeden yukarıdaki âyetler indi. (İbn Ebî Hâtim: Abdülkerîm el-Cezirî tarikiyle Tavus’dan)
«Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, küçük şirktir. »
Bunun üzerine soruldu:
- Ya Resûlellah! Küçük şirk nedir?
Cevap verdi:
- Gösteriştir. Kıyâmet günü insanların amellerinin karşılığı verilirken Allah onlara şöyle buyurur: «Dünyada kimler için gösteriş yaptınızsa, onlara gidin, bir bakın. Onların yanında bir karşılık bulabilecek misiniz? » (Tirmizî/hudud: 24, fiten: 59, zühd: 21- İbn Mâce/hudud: 12, zühd: 21- Ahmed: 1/22, 44 - 3/7, 30. 382- 4/126- 5/428, 429)
«Kim Kehf sûresinin baş kısmından on âyet ezberlerse, Deccalʹın fitnesinden korunmuş olur. »
Diğer bir rivâyette ise, «Kehf sûresinin sonundan...» buyurulmuştur. (Müslim/müsafirîn: 257- Ebû Dâvud/melahim: 14- Ahmed: 5/196- 6/449)
«Şirk (Allahʹa ortak koşmak) sizde, karıncanın ayak sesinden daha gizlidir. Ama sizi bir şeye irşat edeyim ki, onu yaptığınızda şirkin küçüğünü de, büyüğünü de alıp götürür: Deyin ki: Allahım! bildiğimiz halde sana ortak koşmaktan sana sığınırız ve bilmediğimiz bir şirkten de senin mağfiretini dileriz. Bu duayı üç defa okursunuz. » (Müsned-i Ahmed: 4/403)
RABBIMIZIN SÖZLERİ TÜKENMEZ
«De ki: Rabbımın sözlerini (yazmak) için deniz(ler) mürekkep olsa ve bir o kadarı da ilâve etsek, yine de Rabbımın sözleri bitmeden denizler tükenirdi. »
Öncesi ve sonrası olmayan, ezelle ebed arasını ilmiyle, kudretiyle, kahır ve tasarrufuyla kapsayan Allah için bir son olmadığına göre, Oʹnun sözleri için de bir son ve sınır yoktur. O bakımdan bütün denizler mürekkep olsa ve bir o kadarı da ona katılsa yine de Rabbımızın sözleri bitmeden onlar tükenir.
Bize Cebrâîl vasıtasıyla indirdiği sözü, bizim ihtiyacımız oranındadır. Öyle ki, kıyâmete kadar dünya ve âhiretimizi düzenleyecek, ruhumuzu arındıracak, önümüzü aydınlatacak, düşünce ufkumuzu genişletecek, duygularımızı yönlendirecek hükümleri kapsamakta ve bütün milletlere seslenmek, yol göstermektedir. Böyle olmasına rağmen Kur’ân-ı Kerîm bitmez, tükenmez bir ilim hâzinesi olarak elimizde bulunuyor. Her çağda insanları Hakk’a çevirecek, gelişerek doğruyu bulan ilimle bağdaşacak özelliktedir. Çünkü Allah sözüdür, o bakımdan kapsamlı ve kudretlidir.
Biz henüz fizik âlemi hakkında her şeyi çözmüş ve anlamış değiliz. Bilmediklerimiz bildiklerimizden çok fazladır. Mâna âlemi, yani fizikötesi hakkında ise, ilmin kayda değer bir tesbiti yoktur. Allahʹın kudretinin varlık âlemindeki tecellilerinden milyarda birini belki ancak bilebiliyoruz.
Mi’rac gecesi Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe gösterilen sır ve hikmetler, açılan kapılar bile, İlâhî gaybın milyarda biri değildir.
Bütün bunları bir tarafa bırakalım da sadece insan bedenini ve ruhunu ele alalım. Bu birbirinden ayrı iki varlığın yapılarındaki İlâhî sanat ve kudretin pek az ölçüde sır ve hikmetini çözebiliyoruz. Bize bu kadar yakın olan beden ve ruhumuz hakkındaki bilgimiz yeterli olmadığına göre, diğer varlıkların hakikatini bütün boyutlarıyla nasıl bilebiliriz. O sonsuz ve sınırsız kudretin karşısında aczimizi, sınırlılığımızı mahviyetkâr bir dille anlatmaktan başka ne diyebiliriz?
RABBINA SELİM BİR KALP İLE KAVUŞMAK İSTEYENLER
Artık kim Rabbına selim bir kalp, arınmış bir ruh, gelişmiş bir vicdan, berraklaşmış bir gönül ile kavuşmak istiyorsa, önce Rabbinin makamının yüceliğini, kendi kulluğunun anlam ve hikmetini anlayarak sâlih amellerde bulunsun. Çünkü Cenâb-ı Hak, ancak işin, sözün ve düşüncenin iyisini, güzelini, faydalı ve doğru olanını sever ve kabul eder. Oʹnun yaptığı her şey mükemmeldir ve mutlak anlamda faydalıdır. Noksan iş Oʹnun elinden çıkmaz. Noksanlık bizim sıfatımızdır. Yanlış düşünceler bize aittir. Kudret kalemi yanlış yazmaz. Allah kendi mülkünde mutlak hükümrandır. İlim ve kudreti her şeyi kapsayıp kuşatmıştır.
Kehf sûresine, Allah’a hamd ile başlandı ve Allah’a ibâdette hiçbir şeyi O’na ortak koşmamakla noktalandı. En güzel övgülere lâyık olan Rabbimiz her türlü ortaktan, benzerden ve noksanlıktan pak ve yücedir.
Bizi bu sûrenin tefsirinde başarılı kıldığı için de Rabbımıza sâlih kullarının hamdiyle hamd ederiz. Kalan sûrelerin tefsirini de tamamlamayı müyesser kılmasını diler, yine hamd ile Oʹnu tesbîh eder, Resûlüllahʹa (A. S. ) selât ve selâmla taʹzimatımızı sunarız.