Tevbe Suresi 101-106. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ اَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظِيمٍ وَاٰخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَاٰخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

103.

Çevrenizdeki bedevilerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.

Diyanet İşleri

102.

Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

103.

Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

104.

Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?

105.

De ki: "Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resulü de, mü'minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen alemi de bilen Allah'ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir."

106.

(Sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah'ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

101- Çevrenizdeki Bedevîlerʹden bir kısmı münâfıktırlar. Medinelilerʹden de bir kısmı münâfıklıkta inatla ısrar etmekteler. Siz onları bilmez­siniz, biz biliriz. Onları iki defâ azâba uğratacağız. Sonra da büyük bir azâba döndürüleceklerdir.

102- (Tebûk Seferiʹne katılmayanlardan) diğer bir kısmı da günah­larını itirâf ettiler, iyi bir ameli kötüsüyle karıştırdılar. Allah’ın onların tev­besini kabul etmesi umulur. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merha­met edendir.

103- Onların mallarından zekât al ki, onunla kendilerini temizler ve (günah ile kusurlarını) pâklarsın; ayrıca onlara duâ et, çünkü senin duân onlar için sükûnet ve gönül yatışkanlığıdır. Allah her şeyi işitendir, bilen­dir.

104- Bilmediler mi ki, ancak Allah kullarının tevbesini kabul eder; sadakalarını alır ve Allahʹtır ancak tevbeleri çokça kabul eden ve çok mer­hamet eden.

105- De ki: İstediğiniz şekilde amel edin. Allah işlediğinizi görüp (değerlendirecektir). Peygamberi de, müʹminler de sizin yaptıklarınızı gö­rüp (gerekeni yapacaklardır). Sonra da gizli açık herşeyi bilen (Yüce Kudretʹe) döndürüleceksiniz; O da amel edegeldiğiniz şeyleri bir bir size ha­ber verecektir.

106- (Tebûk Seferiʹne katılmayanlardan) başka bir kısmı da Allahʹın vereceği hükme bırakılmışlardır; ya onlara azâp eder ya da tevbe nasîb edip pişmanlıklarını kabul eder. Allah her şeyi bilendir, her şeyi hikmetle yürütendir.

İNİŞ SEBEBİ

Medine çevresinde Cüheyne, Müzeyne, Eşcaʹ, Eslem ve Gıffar kabi­leleri arasında sayıları az da olsa birtakım münafıklar kümelenmiş bulunu­yordu. 101. âyet bunu açıklar mahiyette inmiştir. (Esbabu’n-nüzûl/Nisaburî - Lübabu’t-te’vîl)

Tebûk seferine katılmayıp evlerinde kadınlarla birlikte gölgeliklerde oturmayı tercîh edenlerin çoğu, çok geçmeden pişmanlık duymuş ve: «Peygamber (A. S. ) Efendimiz arkadaşlarıyla birlikte şu sıcak mevsimde Su­riye sınırlarında düşmanla savaşırlarken biz gölgeliklerde oturup nefisle­rimizin arzularını yerine getirmekle meşgul oluyoruz; yazıklar olsun bize! » diyerek günahlarını itiraf etmişler ve kendilerini Mescid’deki sütunlara bağlayarak, «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bizi kabul edip çözmedikçe bu sütunlara bağlı kalacağız» diyerek affedilmelerini beklemişlerdir.

Onun üzerine 102. âyet indi. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onların bağ­larını çözdürerek kendilerini kabul etti. (Esbabu’n-nüzûl/Nisaburî)

Savaştan geri kalanlardan üç kişi hakkında ise, İlâhî beyânın inmesi beklendi ki onlar, Kâb b. Mâlik, Mirare b. Rebîʹ ve Hilâl b. Umeyye idi. 106. âyetin de onlar hakkında indiği söylenir. (Esbabu’n-nüzûl/Nisaburî)

Günahlarını itiraf edenler ise, başta Ebû Lübabe olmak üzere malla­rının tamamını Allah yolunda harcamaya azmettilerse de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onların mevcut mallarının üçte birini harcamalarını kâfi gördü. O sebeple de «Onların mallarından zekât al ki, onunla kendilerini temizler ve (günah ile kusurlarını) paklarsın! » meâlindeki 103. âyet indi. (Lübabu’t-te’vîl)

İLGİLİ HADÎSLER

Abdullah b. Ebî Evfâ (R. A. ) anlatıyor:

- Bir kabile üzerlerine farz olan zekâtı getirip Peygamber (A. S. ) Efen­dimize teslim edince, Peygamber (A. S. ), «Allahım! rahmetini onlara indir» diye duâ ederdi. Bir gün babam da zekâtını getirip teslîm ettiğinde, Pey­gamber (A. S. ) Efendimiz, «Allahım! Ebû Evfâ ailesine rahmetini indir» diye duâ etti. (Buharî/daavat: 32 - Ebû Davud/zekât: 7 - Nesâî/zekât: 13 - İbn Mâce/ zekât: 8 - Ahmed: 4/353, 355, 381, 383)

«Sizden biriniz helâl ve temiz kazancından elde ettiğinin zekâtını ver­meye görsün, mutlaka Allah onu sağ eliyle (rahmet ve gufranıyla) alıp ka­bul eder. Hem Allah ancak helâl ve temiz olanını kabul eder; isterse o bir hurma olsun, Rahman (olan Allah’ın) elinde, sizden birinizin tayını veya deve yavrusunu besleyip büyüttüğü gibi, gelişip artarak dağdan daha bü­yük olur. » (Müslim/zekât: 63- Tirmizî/zekât: 28- Nesâî/zekât: 48- İbn Mâce/zekât: 28- Dâremî/zekât: 34- Taberânî/sadaka: 1- Ahmed: 2/268. 404, 418, 419; 431, 528, 541, 6/251)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz buyurdu:

«Bu gece (mânada) iki melek gelerek beni, bir kerpici altından, biri gümüşten yapılı bir şehre alıp götürdüler. Orada bazı adamlar bizi karşı­ladılar ki herbirinin bedeninin yarısı gördüğüm en güzel biçimde, diğer yarı­sı da gördüğüm en çirkin şekilde idi. Beni götüren melekler, onlara: Hay­di şu ırmağa giriniz! dediler. Onlar da girip çıktıktan sonra bize döndüklerinde, o kötü tarafları giderilmiş de en güzel şekle dönüşmüştü. Melekler bana: «İşte burası Adn Cennetiʹdir. Şurası da senin konağındır. Şu adam­ların yarı kısımlarının güzel, yarı kısımlarının da çirkinliği, iyi ameli kötü amele karıştırmalarındandır. Allah onları bağışladı, » dediler. » (Buharî/tefsir-i sûre: 9, 15, ta’bîr : 48 - Tirmizî/cennet: 2 - Dâremi/ri- kak: 100 - Ahmed: 2/305, 362, 445-5/9)

«Sizden biriniz, kapısı ve penceresi olmayan çok sert bir kayanın için­de dahi amel eder, bir fiil işlerse, Allah mutlaka bir gün, nerede olursa ol­sun onun iş ve amelini insanlara (göstermek üzere ortaya) çıkaracak­tır. » (Müsned-i Ahmed: 3/28)

«Şüphesiz ki, sizin işledikleriniz kabirlerdeki hısımlarınıza, bağlı bu­lunduğunuz kabile halkına arzolunur. Hayırlı ise, onlar sevinirler; kötü ise, Allahım! ona ilhâmda bulun da sana itaat üzere amel etsin, diye duâ eder­ler. » (Ebû Dâvud: Câbir b. Abdullah (R. A. )dan)

«Allah bir kulu hakkında hayır dilediği zaman, ölümünden önce onu kullanır. »

Bunun üzerine soruldu:

- Ya Resûlellah! nasıl kullanır?

Buyurdu ki:

- «Onu sâlih amelde bulunmaya muvaffak kılar, sonra da canını alır. » (Müsned-i Ahmed: Enes (R. A. )den)

MEDÎNE VE ÇEVRESİNİ DİSİPLİN ALTINA ALMAK

İslâm, ilgili âyetlerin ışığı altında, Tebûk seferinden sonra, artık yı­kılmayacak, güveni sarsılmayacak sağlam bir otorite ortaya koymayı plân­ladı. Başıboşluğa alışık olan, disiplin altına girmek istemiyen kasabalı ve badiyeli her insanı hizaya getirmenin ve belli bir disiplin altında tutmanın zamanı geldiğini belirleyerek, işe başladı. İnen âyetler, münafıkları bir bir teşhîr ederken Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz rahmet ve iyilik yansıtan metoduyla onları doğru yola dâvet edip küfürden kurtarma çarelerini araş­tırıyordu. Kısa zamanda otorite sağlandı, Yahudi ve münafıkların dili kı­saldı, herkes kurulan yeni düzen içinde yerini alma zorunluğunu duydu. Böylece kendiliğinden bir idarî sistem oluştu.

MÜNAFIKLARDAN DÖNÜŞ YAPMAYANLAR

«Onları iki defa azâba uğratacağız. Sonra da büyük bir azâba döndürüleceklerdir. »

Her şeye rağmen içindeki nifak kirini temizlemeyi düşünmeyen iki­yüzlü dönekler için üç ayrı azâp hazırlanmıştı. İlgili âyetlerle onlara son uyarılar yapılıyor ve dönüş yapmaları için bir fırsat daha tanınıyordu. Aksi halde hem dünyada, hem de âhirette kendilerini İlâhî azâptan kurtaramıyacakları hatırlatılıyor ve akıllarını iyice kullanmaları isteniliyordu. Sözü edi­len üç ayrı azâbı Cenâb-ı Hak şöyle açıklıyordu:

1- İslâm fütuhatı karşısında, putperestlerle münafıkların, umutları­nın boşa çıkması sebebiyle ister istemez Allah yolunda harcanmak üzere verdikleri mal, içlerine dokunuyor ve onları devamlı rahatsız ediyordu. Bu, onları için için kahreden bir azâp idi. Çünkü inanmadıkları, arzu etmedik­leri halde İslâmʹa yardım ediyorlardı.

2- İnen âyetlerle münafıkların rengi belli olmuş, kimin ne olduğu rahatlıkla anlaşılmıştı. O yüzden İslâm cemaati arasında hiçbir itibar ve sevgileri, dostluk ve güvenilirlikleri kalmamıştı. İslâm toplumu bu parazit­leri kendi bünyesinden koparıp atmış, onları tam bir yalnızlığa itmişti. Şüp­hesiz ki, bu da onlar için başka bir azâp idi.

3- Âhirette ise, kendilerini çok elîm bir azâbın beklediği haberi de ister istemez onları rahatsız ediyor ve büsbütün şüphe ve tereddütlerini arttırıyordu. Ancak pişmanlık duyup tevbe edenler, günahlarını itiraf edip Hakk’a dosdoğru dönüş yapanlar müstesnâ... Çünkü Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

MALLARINDAN SADAKA (ZEKÂT) AL

«Onların mallarından zekât al ki, onunla kendilerini temizler ve (günah ile kusurlarını) paklarsın. »

Müfessirler bu sadaka hakkında farklı görüş ve tesbitlerde bulunmuş­lardır. Onlardan bir kısmının yorumunu özetliyerek veriyoruz:

a) İbn Abbas (R. A. ) ve İkrime’ye göre, âyetteki «sadaka»dan maksat, farz olan zekâttır.

b) Tebûk seferine katılmayıp sonradan pişmanlık duyarak mallarının tamamını Allah yolunda harcamak isteyen ve fakat Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in emriyle üçte birini Allah yolunda harcayanlara mahsus bir sadakadır, farz olan zekât değildir. Çünkü zekât, malın üçte biriyle değil, kırkta birine göre hesaplanıp çıkarılır.

Birincilerin tesbit ve yorumu daha sahîh kabul edilmiştir. Fukahanın da çoğu bu âyetle zekât konusunun çeşitli yönlerini İstidlâl ve istinbat et­mişlerdir.

ZEKÂTIN DEVLET ELİYLE TOPLATILIP DAĞITILMASI

Âyette, zenginlerden zekât alınıp fakirlere verilmesi emredilmektedir. Bu emir, başta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e ve sonra da Oʹnun yolunda yürüyen liderleredir.

Müctehit imamlar, zengin müslümanlar, farz olan zekâtı vermedik­leri takdirde İslâm devleti, onu bir vergi statüsünde ayrı bir fonda toplayıp, Kurʹânʹda belirtilen sınıflara dağıtmakla görevlidir, demişlerdir. Ama zen­ginler bu farizayı gönül hoşnutluğuyla muhtaçlara verdikleri takdirde, dev­letin araya girmesine gerek yoktur. Ancak bu emval-i batına ve zahirede farklı bir durum arzeder; şöyle ki, bir müslümanın evinde, sandığında ve kasasında ne kadar altın ve para olduğunu devlet kesin şekilde tesbit edemez. O bakımdan servetin bu kısmı, emvâl-ı batına sayılır ve zekâtı­nın çıkarılıp verilmesi, müʹminin imân, irfan ve vicdanına bırakılır. Orta­da gözle görülebilen mal ve serveti ise, emvâl-i zâhire sayılır ve müslüman kişi onun zekâtını vermediği takdirde devlet devreye girer. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz zamanında ve dört halîfe döneminde uygula­ma bu anlam ve ölçüde cereyan etmiştir.

ZEKÂTIN SOSYAL YAPIDA SAĞLADIĞI İKİ ÖNEMLİ HUSUS

İlgili âyetle zekâtın birçok yararlarından sadece sosyal yapıda sağlıyacağı iki önemli husus üzerinde duruluyor:

Birincisi, verenleri vicdan huzuruna, ruh berraklığına ve iç temizliği­ne kavuşturması; buna paralel olarak zekât alanları verenlere karşı iyi duygularla yaklaştırmasıdır.

İkincisi, sosyal yapıyı sınıf kavgasından, zengin-fakir arasında oluşa­cak boşluktan, din kardeşliğinin zedelenmesinden, dayanışma ve yardım­laşma gibi lüzumlu hasletlerin dumura uğramasından uzak tutması ve böylece bu yapıyı birçok kötülük tohumlarından temizleyip arındırmasıdır. •

Sonuç olarak, zekât veren ile onu alan arasında hırsızlık, gasp, faiz, haksız sebeplerle tecavüz, aşırı cimrilik gibi sosyal yapıyı durmadan ke­miren fenalıklara ortam hazırlanmaz. Ruhla beden, dünya ile âhiret, mad­de ile mana arasında denge kurulmasına büyük katkısı söz konusudur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Medine ve çevresindeki ikiyüzlü dönek, kaypak karakterde olan kişiler üzerinde duruldu. Dosdoğru imân etmedikleri tak­dirde üç ayrı azâp ile karşılık verileceği açıklandı. Tebûk seferine katılma­yanlardan bazısının tevbelerinin kabul edileceği umudu belirtildi. Sonra da mü’minler arasında birlik ve beraberliği sağlamada önemli rolü olan zekât konusu kısmen açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle İslâm birliğini zedelemek amacıyla Küba’da inşa edilen ikinci mescide (Mescid-i Dirar) dikkat çekiliyor. İyi niyet ve takvâdan uzak, bütünüyle tefrika çıkartmaya yönelik o mescitte namaz kılınma­sına müsaade edilmiyor. Kübaʹda daha önce Resûlüllâh (A. S. ) tarafından yapılan mescitte takvâ sahibi ve temizlenmeyi çok seven müʹminlerin bu­lunduğu belirtilerek ancak bu gibi mescitlerde Allah’a ibâdet edileceği ha­tırlatılıyor ve dolayısıyla mü’minlere zarar verme niyetiyle yapılan o mes­cidin yıkılıp yerle bir edilmesine işârette bulunuluyor.