Hud Suresi 100-102. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْقُرٰى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصِيدٌ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَمَا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ وَكَذٰلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَٓا اَخَذَ الْقُرٰى وَهِيَ ظَالِمَةٌ اِنَّ اَخْذَهُٓ اَلِيمٌ شَدِيدٌ

101.

(Ey Muhammed!) Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.

Diyanet İşleri

101.

Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı.

102.

Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O'nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

100- (Ey Muhammed! ) bu, İlâhî azâba uğrayan kasabaların haberle­rinden (bazı safhalar)dır ki, sana nakledip anlatıyoruz. Bu kıssalardan bir kısmının kalıntısı duruyor, bir kısmı ise biçilmiş ekin gibi (belirsiz olmuş­tur).

101- Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbin buyruğu gelince, onlara, Allahʹı bırakıp da taptıkları tanrılar bir ya­rar sağlamadı; zararlarını, silinip yok olmalarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.

102- İşte Rabbin kasabalar halkını -zâlimlikleri üzere- yakaladığı zaman böyle yakalar. Şüphesiz ki, Oʹnun yakalaması çok elîm ve şiddetlidir.

İLGİLİ HADÎS

«Doğrusu Allah zalimi yakalayıncaya kadar biraz mühlet verir. Yaka­layınca da artık bir daha yakasını koyuvermez. » (Buharî/tefsîr: 11- Müslim/birr: 62- Tirmizî/tefsîr; 11- İbn Mâce/ fiten: 22)

KURʹÂNʹDA MASAL VAR MIDIR?

Bilindiği gibi, mesel kökünden gelen masal, genellikle olağanüstü ma­ceralara yönelik hayal ürünü birtakım hikâyelerdir. Kur’ân-ı Kerîm ise, in­san hayatını çizen, yaşayışını düzene sokan, aklı harekete geçiren, hak­ları belirleyen, helâl ve haram sınırlarını koyan, güzel ahlâkı ve fazîleti iş­leyen, adâleti alkışlayan, dünya ile âhiret, ruh ile beden, madde ile mâna arasında köprü kurup denge sağlayan bir kitaptır; bütünüyle İlâhîdir. Ge­lip geçen milletlerin hayatından bazı önemli ve ibretli parçaları ve safha­ları anlatması, sadece öğüt ve ibret almamıza, geleceğimizi ona göre ha­zırlamamıza ve Allahʹın cari olan sünnetinin şaşmazlığını anlayıp kavrama­mıza yöneliktir. Onun için Kur’ân ne bir masaldır, ne de bir hayal ürünüdür.

Bu bakımdan yukarıdaki âyetle bilhassa sözü edilen önemli noktaya dikkatler çekiliyor ve anlatılan olayların birer gerçek olduğu belirtilerek: «Bu kıssalardan bir kısmının kalıntısı duruyor, bir kısmı ise biçilmiş ekin gibi (belirsiz olmuştur). » buyuruluyor.

Görülüyor ki, Kurʹân-ı Kerîm sadece gerçekleri naklediyor ve vuku’ bulmuş olaylara atıflarda bulunuyor. Nitekim Kurʹân’da anlatılan kıssala­rın hemen hepsi Arap Yarımadasında ve bir de Mezopotamya’da meydana gelmiştir. Bir kısmının kalıntıları hâlâ ayakta dururken bir kısmı silinip be­lirsiz hale gelmiş, ancak tarihçilerin ciddi araştırmalarıyla onların bir za­manlar var oldukları kesinlik kazanmıştır.

Şüphesiz ki, Kur’ân hayalle meşgul olmaz. O taşıdığı ilâhî üslûp ve ifadeyle hakikatleri zarif bir tül gibi dokuyup beşer aklının ve idrâkinin önü­ne serer. Sık sık konu değiştirerek dikkatleri toplar, ancak değişen konular arasında kesin irtibat sağlar. Bazan yüksek hikmetleri terennüm eder­ken, birdenbire duygu ve düşünceleri kamçılar. Çok geçmeden akla ses­lenir veya geçmiş milletlerin başlarından geçen önemli ve ibretli olaylar­dan birkaç parça nakleder; bazan ilme, ilim adamına ışık tutar mahiyet ve anlamda temel bilgi, ana fikir verir. Çok geçmeden Âhiret ile ilgili ko­nulara geçer, insan ihtirasını frenliyecek, ahlâk ve faziletini artıracak tab­lolar oluşturup gözler önüne getirir. Derken İlâhî hükümlerden birini veya birkaçını sıralayarak insan hayatını yönlendirip düzenlemeyi amaçlar.

Tekrar edeyim ki, Kur’ân’da bütün bu değişik konular, hükümler ve kıssalar bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olarak sürüp gider, insan düşüncesine bol ve çeşitli malzeme vermek suretiyle hem yol gösterir, hem de sıkmadan sürükleyip götürür.

ALLAH KİMSEYE ZULMETMEZ

«Biz onlara zulmetmedik; ama onlar kendilerine zulmettiler. »

Zulüm: Hak ve adâlet sınırını aşmak, haklara tecavüz etmek, eşyayı lâyık olmadığı yere koymak, işi ehil olmayana vermek; nefisle imân, ruhla beden, dünya ile âhiret arasında denge kurmamak; sınırsız hürriyetle baş­kalarının hürriyetini çiğneyip aşmak; yaratanı tanımamak, insan olmanın hikmetini idrâk etmemek; fiziksel yapıyı geliştirip ruhu ve vicdanı ihmal et­mek; aklı nefsin emrine verip gerçeği araştırmamaktır.

Böylece inkârcı azgınlar, şımarık müşrikler; kula kul olan aşağılıklar, hakları çiğneyen zorbalar, hakikati görmeyen körler, gerçeğe kulak ver­meyen sağırlar kendilerine yazık etmişlerdir. Cenâb-ı Hak ise, rahmetinin kapılarını açarak insanlara hazır bir ortam, yeterince yardımcı malzeme vücuda getirip zulüm değil, lûtufta bulunmuştur.

İyilikle kötülüğün, hayırla şerrin sınırını belirlemeyen kimse, mayın dö­şeli bir arazide gelişigüzel dolaşıyor demektir. O bakımdan kurtulması, çok zordur. Meğerki Allah’ın inâyet ve hidâyet eli kendisine uzanmış olsun..

İşte Allah’ın zalimleri yakalamasının anlamı bir bakıma budur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın insana verdiği birçok yetenekleri, bir çoklarının hakikatı arayıp bulmakta kullanmadıkları; yol gösterici olarak gönderdiği peygamber ve kitaba kalp ve kulaklarını kapalı tuttukları; o yüzden kendilerine büyük haksızlık ettikleri konu edildi.

Aşağıdaki âyetlerle Kur’ânʹda anlatılan tarihî kıssalar üzerinde aklını ve idrâkini kullananlar için ibretler ve öğütler bulunduğu hatırlatılıyor. Âhi­ret azâbından korkanların, kendilerini sürükledikleri çıkmazdan kurtarma­ları için ölmeden önce mevcut fırsat ve imkânları değerlendirmeleri öneri­liyor. Kıyâmet’in ise belli bir vakte geciktirildiği, ancak o vaktin bilgisi­nin Allah yanında saklı tutulduğu kapalı şekilde anlatılıyor. Sonra da duygu ve düşünceleri harekete geçirmek için kıyâmetin önemli safhala­rından biri üzerinde duruluyor., Her kişinin kendi irâdesiyle ya mutlu, ya da mutsuz bir sonucu hazırladığına atıf yapılarak iyice düşünmemize im­kân veriliyor.