MEÂLİ:
100- Muhâcir ve Ansar’dan (hicret etmede ve Peygamber’e yardımda) yarışırcasına öne geçen ilk (grupta gelen)ler ve onlara iyilik ve güzellikle uyanlardan Allah râzı oldu; onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. Allah onlar için, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları Cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük kurtuluştur.
İLGİLİ HADÎSLER
«Ashabıma dil uzatmayın. Sizden biriniz Uhud dağı kadar altın (Allah yolunda) harcasa, yine de onların ne bir avuç, ne de yarım avuç harcamasına (onun Allah katındaki kıymetinin seviyesine) erişebilir. » (Buharî/fazâil: 5 - Müslim/fazâil: 221, 222 - Ebû Dâvud/sünnet: 10 - Tirmizî/menakıb: 58 - Ahmed: 3/11)
«Kim ashabımı severse, bana sevgisinden dolayı (onları) sever; kim de onları sevmezse, bana olan sevgisizliğinden dolayı (onları) sevmez. » (Tirmizî/menakıb-ı ashab: 58 - Ahmed: 4/87-5/54, 57)
«Müʹminin alâmeti, Ansarı sevmektir. Nifakın alâmeti ise, Ansan sevmemektir. » (Buharî/menakıb-ı ashab: 4 - Müslim/imân: 127, 128 - Nesâî/imân: 119- Ahmed: 3/70, 130, 133, 249)
«İnsanların hayırlısı, beni görüp bana uyan kuşaktır. Sonra da onları takip edenler ve sonra da o takip edenleri takip edenlerdir... » (Buharî/tefsir: 3, fezâil: 9, mağazî: 35, fiten: 27 - Müslim/imaret: 71, Zühd: 15 fiten: 112- Tirmizi/fiten: 15, 45, Zühd: 21, 22 - İbn Mâce/mukaddeme: 11 - Ahmed: 3/36, 37, 41)
Râvî, bu takip edenlerin iki mi, üç mü olduğunda tereddüt etmiştir.
SEVAP VE FAZİLETTE ÖNE GEÇENLER
«Muhacirin ve Ansar’dan (hicret etmede ve Peygamberʹe yardımda) yarışırcasına öne geçen ilk (grupta gelen)ler ve onlara iyilik ve güzellikle uyanlardan Allah râzı oldu. »
Kur’ân’da bu bahtiyarlara «es-Sâbıkune’l-evvelûn» denilmektedir. «Sâbık» öne geçen, erken hareket eden; «evvel»de ilk, önce gibi manalara gelir. Bunlar kimlerdir? Muhacir ve Ansar’dan oldukları kesindir; ancak bu iki grup arasından ilk hicret edenler kimlerdir veya bu ünvanı alanlar kimlerdir?
Yapılan çeşitli rivâyetlerden, ilim adamlarının görüş ve tesbitlerinin biraz farklı olduğu anlaşılıyor:
a) Tabiînden Saîd b. Müseyyeb’e göre, iki kıbleye yönelip namaz kılma dönemine yetişen ashab-ı kirâmdır. Bilindiği gibi, Mekke’deki Kâbe’ye yönelip namaz kılınmadan önce Müslümanlar Kudüs’teki Beytü’l-makdis’e doğru namaz kılıyorlardı. Sonra kıblenin değiştirilmesiyle ilgili Bakara sûresi 144 ve 150. âyetler inince, Müslümanlar artık beş vakit namazda ve diğer nafile namazlarda Kâbe’ye yöneldiler. Katade ve İbn Sirîn de aynı görüştedirler.
b) Atâ’ b. Ebî Rebah’a göre, Bedir savaşına katılan mü’minlerdir.
c) Şa’bî’ye göre, Hudeybiye’de Bey’âtü’r-Ridvânda bulunanlardır. Tarihçilerin tesbitine göre, o gün Hudeybiye’de 1400 sahabi bulunuyordu.
d) Ünlü müfessir Muhammed b. Kâb el-Kurazî’ye göre, ashab-ı kirâmın hepsidir. Çünkü herkesten önce onlar Hz. Peygamber’e (A. S. ) arkadaş olma fazîlet ve bahtiyarlığına erişmişlerdir.
e) Müfessir Fahrüddîn Râzî’ye göre, ilk hicret edenler ve Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e ilk yardım edenlerdir.
Bu tesbit ve görüşlerin hemen hepsinde büyük çapta hakikat payı vardır, hattâ hepsi de isabetlidir, diyebiliriz. Nitekim Cumu’a sûresinin baş kısmında, Haşır sûresinde ve Enfâl sûresinde bu konuya ayrı ayrı ifadelerle temas edilmiştir.
Öne geçip ilk olmak üç şeyle gerçekleşir:
1- Samimi imân
2- Zaman
3- Mekân..
O halde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e ilk uyanlar, ilk hicret edenler, ilk yardımda bulunanlar, Bedir savaşına ilk katılanlar, Hudeybiye’de beyʹatte ilk bulunanlar, Kur’ân’daki deyimin kapsamına girmektedir. Sonra da sözünü ettiğimiz bahtiyarlara iyilik ve güzellikle uyanlar gelir ki, onlara «Tabiîn» deniliyor. Öyle ki, Ashab-ı Kirâm’ı iyilik, hayır ve fazîlette örnek edinen ve bu hususlarda onlara samimiyetle uyanlar söz konusudur.
Böylece âyet-i kerîme, haktan yana ele geçen ilk fırsatı aklını ve idrâkini kullanıp yeterince değerlendirenleri ve onlara samimiyetle uyanları «İlâhî rızâ» mertebesiyle müjdelerken; hâlâ inkâr ve nifak bataklığında bocalayıp bir ömür tüketenleri kınamakta, kaçırdıkları saadetin hiçbir şeyle telâfi edilemiyeceğine işâret etmektedir.
İLK HİCRETİN VE İLK YARDIMIN ÖNEMİ
«Allah onlardan râzı oldu, onlar da Allah’tan râzı oldular... »
Allah (c. c. ), ilk hicret edenlerle, ilk yardımda bulunanları ve bu iki bahtiyar mü’minlere gönül yatışkanlığı içinde iyilikle, güzellikle uyanları övüyor. Zira gerek Mekke’den Habeşistan’a, gerekse Mekke’den Medine’ye ilk hicret edenlerin büyük bir fedakârlık ve fazîlet örneği verdikleri muhakkaktır. Bunları kısaca sıralayacak olursak, gösterilen fedakârlığın mana ve büyüklüğünü daha iyi anlamış oluruz:
1- Evini, yurdunu, malını ve hısımlarını terketmeleri,
2- Allahʹtan başka dayanakları olmadığı halde yabancı bir ülkeye veya beldeye göç etmeleri,
3- Allah ve gönderdiği din uğrunda her şeylerini feda etmekten çekinmemeleri, üstelik bunu gerçekleştirdikleri oranda mutluluk ve huzur duymaları..
İşte bu üç husustur ki, onları rızâ mertebesine yükseltmiştir. Sonra da bu bahtiyarlara samimiyetle uyanlar gelmektedir. Gerçi bu İkinciler de rızâ mertebesine lâyık görülmüşlerdir; ama gerek hicret, gerekse Resûlüllahʹın (A. S. ) en sıkışık günlerinde İslâmiyetin kök salıp gelişmesi için yapılan yardım sebebiyle açılan yol, ortada duran misaller ve hazırlanmış bir ortam bulunuyordu. O bakımdan birincilerin imân, azim, fedakârlık ve fazîleti ölçü kabul etmez bir dereceye yükselmiştir.
Mekke müşriklerini son derece tedirgin eden husus, hicret edenlerin Medine’de Ansar tarafından sıcak bir ilgi, samimi bir duygu ve göz yaşartan sevinçli bir hava içinde karşılanmaları ve gereken her türlü yardımı yapmaları olmuştu. Şüphesiz ki, bu da kıyâmete kadar gelecek olan Müslümanlar için en güzel misaldir. Zira Ansar bu ilgi ve davranışlarıyla bir anda bütün putperestleri ve çevrelerinde kümelenen Yahudileri kendi aleyhlerine çevirmiş oldular. Bu hiçbir zaman az bir fedakârlık, küçük bir himmettir denilemez. Ama imân, İslâm, Kur’ân ve Peygamber sevgisi ve her şeyin üstünde Allah rızâsı, onlara diğer bütün şeyleri önemsiz göstermişti, öyle ki onların imân ve irfanı hiçbir engel tanımıyordu. Allah hepsinden râzı olsun..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, ilk adımda kendilerini Allah’a ve Resûlüllah’a verip tam bir gönül yatışkanlığı ve samimi niyet içinde her bakımdan İslâmʹın kök salıp gelişme ortamı bulmasına yardımcı olan Muhacirin ve Ansar’dan Allah’ın hoşnut olduğu belirtildi ve bu bahtiyarlar en güzel misal olarak gösterildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yine Medine çevresindeki münafıklara ve Medineʹnin içinde dişlerini İslâm aleyhine bileyen içi küfür ve nifak dolu döneklere dikkat çekiliyor. İki türlü azâba uğratılacakları hatırlatılarak dönüş yapmaları isteniliyor. Sonra da Tebûk seferine katılmayanlardan bir kısmının tevbesinin kabul edileceği umudu veriliyor.
Arkasından İslâm cemaatini bütünleştirip pekiştiren önemli unsurlardan biri olan zekât konusu açıklanıyor. İslâm devletinin bu hususta devreye girmesine işâretle İslâm’da çok önemli bir farzın aksamaması emrediliyor. Sonra da Hz. Peygamberin (A. S. ) günahkâr mü’minler ve dönüş yapanlar için duâ etmesi tavsiye edilerek, bu duânın onlara sükûnet ve huzur vereceği açıklanıyor.