MEÂLİ:
8- Ey imân edenler! Allah için (hakkı) sağlam ölçülerle ayakta tutun; adâletli şâhidler olun ve bir kavme (veya millet ve topluluğa) olan kin (ve düşmanlığınız) sizi sakın adâletsizliğe itmesin. Adâletle hareket edin; o takvâ (Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınma)ya daha çok yakındır.
Allahʹtan korkup takvâ üzere bulunmaya devam edin. Şüphesiz ki Allah işlediklerinizden haberlidir.
9- Allah, imân edip iyi, yararlı amellerde bulunanlara vaʹdetti: Onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
10- İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince: İşte onlar cehennemliktirler.
İNİŞ SEBEBİ
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi öldürmek için özel şekilde görevlendirilip gönderilen bir adam, Resûlüllâh Efendimiz (A. S. ) ashabından ayrılıp yalnız başına bir ağacın gölgesinde dinlenirken gelip kılıcını çekerek yaklaştı ve: «Ya Muhammed! Bugün seni benim elimden kim kurtarır? » diyerek tehditte bulununca, Resûlüllâh (A. S. ) ona: «Allah... » diye cevap verdi. Rahmet dudaklarından yükselen Allah ismi o adamı titretti, o kadar ki elindeki kılıç yere düştü. Kılıcı yerden alan Efendimiz ona: «Söyle bakalım, şimdi seni kim benim elimden kurtaracak? » deyince, adam korktu ve «Aman sen kılıcı hayırlı alıcı ol!. » diyerek eman diledi. Efendimiz (A. S. ) ona Kelime-i Şehadet arzettiyse de adam buna pek yanaşmadı, ancak, «sizinle savaşmıyacağıma ve sizinle savaşanlara katılmıyacağıma söz veriyorum.. » dedi. Rahmet Peygamberi onu salıverdi.
Bu olay Ashab-ı Kirâmı fazlasiyle üzdü. Peygambere su-i kast hazırlayan kabileye iyice içerledi. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i İbn Kesîr - Tefsîr-i Merağî: 6/70)
Diğer bir rivâyet:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bir diyet konusunu görüşmek üzere Hayber’e gittiğinde oradaki Yahudîler görünüşte Onu iyi karşıladılar, fakat gizliden su-i kast hazırlamayı plânladılar. Melek Cebrâil’in haber vermesi üzerine Efendimiz (A. S. ), onların hazırlamakta olduğu yemeği beklemeden oradan ayrıldı. Durumu öğrenen Ashab-ı Kirâm intikam almayı düşünürlerken yukarıdaki âyetler indi. (Fethü’l-Kadîr/Şevkanî: 2/20)
İLGİLİ HADÎSLER
Ashab-ı Kirâmʹdan Numân bin Beşîr (R. A. ) anlatıyor:
«Babam bana bir miktar mal bağışladı. Annem, ona: «Peygamberi getirip bu bağışına şâhid tutmadığın takdirde kesinlikle razı olmam» dedi. Bunun üzerine babam, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize uğrayıp bana verdiği mala Onu şâhid tutmak istedi. Resûlüllâh (A. S. ) ona:
- «Her çocuğuna bu kadar bağışta bulundun mu? » diye sorunca babam:
- Hayır, diye cevap verdi. Resûlüllâh (A. S. ) üzüldü ve:
- «Ben haksızlığa şâhid olamam, » buyurdu. Babam da artık o malı bana bağışlamaktan vazgeçti. (Buharî/hibe: 12 - Müslim/hibat: 9, 10, 17 - Tirmizî/ahkâm: 30 - Nesâî/nahl: 1 - İbn Mâce/hibe: 1 - Taberânî/akdiye: 39 - Ahmed: 4/268, 269, 271, 272)
İLAHÎ BUYRUKLARIN İKİ ANA AMACI VAR
«Ey iman edenler! Allah için (hakkı) sağlam ölçülerle ayakta tutun; adaletli şahitler olun. »
İlâhî buyrukların genellikle insanlardan yana iki ana amacı vardır: Birincisi, İlâhî emirlere uyup saygı göstermek; İkincisi, insanlara karşı şefkatli ve merhametli olmaktır. «Ey imân edenler! Allah için hakkı sağlam ölçülerle ayakta tutun.. » âyeti, birinci amaca; «Adâletli şâhitler olun.. » âyeti ikinci amaca yöneliktir.
İlâhî emirlerin bir kısmı dış görünümüyle insana ağır gelebilir. Ama hikmetini, diğer bir deyimle iç yüzünü dikkate alıp düşündüğümüzde, bunun sadece bize nisbetle indiğini ve ancak bizimle ilgili bulunduğunu anlamakta gecikmeyiz. Ayrıca her emrin hayre kapı açtığını, her yasağın bize dokunacak kötülüğü gidermeği plânladığını unutmamalıyız. O halde İlâhî buyruklara hiçbir sıkıntı duymadan uymamız, hem Rabbimize olan imân ve saygımızı belgeler, hem her bakımdan bizi mutlu eder.
İlâhî yasaklar da böyle, dış görünümüyle bazı arzularımızı kısmakta veya tamamen kaldırmaktadır. Ama iç yüzü ve hikmetiyle, ruhumuza ters düşen ve vicdanımızı karartıp rahmet duygusunu dumura uğratan şerri defetmektedir.
HAKKI AYAKTA TUTMAK
Bu konu Nisâ Sûresi 135. âyette de kelime yerleri az değişik olarak geçmektedir. Nisâ Sûresinde, «Adâleti sağlam ölçülerle ayakta tutun ve Allah için şâhitler olun.. » denilirken, burada, «Allah için (hakkı) sağlam ölçülerle ayakta tutun ve adâletli şâhidler olun! » denilmekte, ikisi arasında nüanslar bulunmaktadır:
1. Adâleti sağlam ölçülerle ayakta tutan, hakkı ayakta tutmuştur. Hak ve adâleti ayakta tutan, Allah için şâhitliği -taraf tutmadan, duygusal davranmadan- elbetteki kusursuz yerine getirir.
2. Allah için hakkı sağlam ölçülerle ayakta tutan, adâletten şaşmaz. Bu düzeyde bulunan mü’min adâlet ölçülerine göre şâhitlikte bulunurken haktan yana kusur etmez veya etmemeye özen gösterir.
Birinci şekildeki kelime dizisi; dost, yakın ve sevdiklerinin aleyhine bile olsa âdil davranmayı ve Allah için şâhitlikte bulunmayı bir farz kabul eder. İkinci şekildeki kelime dizisi; kin beslediği kişilere veya toplumlara karşı hakkı ayakta tutmayıp hissî davranmanın adâletsizliğe yol açacağını ve bu durumda şâhitliğin asıl ölçü ve anlamını kaybedeceğini hatırlatır. O nedenle nefsiniz için değil, Allah için hakkı ayakta tutun, diye emredilmiştir.
Çünkü nefsten yana hakkı ayakta tutmaya çalışmak, nefsin ölçüsüne göre hakka sahip çıkmak olur ki, bu aslında haktan sapmayı sonuçlandırır.
3. Birinci şekliyle âyet, iç düzeni; ikinci şekliyle dış düzeni korumayı amaçlar.
4. Yine birinci şekliyle dost ve yakınlarla olan ilişkinin ölçü ve anlamı belirleniyor. İkinci şekliyle, yabancılarla, düşmanlarla ve kendilerine karşı kin güden kişilerle olan ilişkilerin ölçü ve sınırı ortaya konuluyor.
ADÂLET GÜNEŞİ
Güneş enerji ve ışınlarını yeryüzüne gönderirken şu toprak, bu toprak; şu ağaç, bu ağaç; şu bitki, bu bitki diye bir ayrım yapmaz. Ama her toprak ve ağaç, ya da bitki kendi isti’dadına göre ondan yararlanır ve nasîbini alır. Toprak çorak olup bitki yetiştirmeğe elverişli değilse, güneşin kusuru ne? İlâhî rahmet de bir bakıma güneşe benzer: Bütün canlılara yönelmiştir. Ama her canlı kendi özelliğine ve insan ise, kalbinin mânevî toprağına göre ondan payını alabilir. İnkâr fırtınasına yakalanmış bir kalb, çorak toprağa benzer, inen rahmetten bir şey alamaz.
İslâm, adâleti de güneşe benzetir. Her ülkede, özellikle İslâm ülkelerinde yasama ve yürütme organları bu güneşin enerji ve ışığını eşitlik ilkeleri doğrultusunda yaymakla görevlidirler. Dostları, yakınları, din kardeşleri ve kendi vatandaşları, ayʹın hep güneşten ışık alan yüzü gibi tutuluyor; bunların dışında kalanlar ay’ın ışık alamıyan hep karanlık kalan yüzü gibi düşünülüyorsa, bu ülkeyi rahmet ve huzur havası içinde ayakta tutup uzun ömürlü yapan adâlet güneşi karartılmış sayılır. Kurʹân bunu büyük bir zulüm olarak niteler. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz böyle bir uygulamadan Allah’a sığınmıştır.
İşte gerek Nisâ Sûresindeki emir, gerekse onu biraz daha açıklayan Mâide Sûresindeki âyet, İslâmʹın adâletten anladığı mâna ve ölçüyü sergiler. Çünkü adâlet takvâya çok daha yakındır. Takvâ ise, Allahʹtan hakkıyla korkup her türlü kötülük ve haksızlıktan sakınmaktır. Adâletin hedefi işte budur..
DÜŞMANA DA ÂDİL DAVRANMAK
«Ve bir kavma (veya millet ve topluluğa) olan kin (ve düşmanlığınız) sakın sizi adaletsizliğe itmesin... » Hak ve adâleti ayakta tutmanın iki büyük mükâfatı vardır: Dünyada huzur ve güveni sağlar. Kötü insanların azalmasına, iyilerin çoğalmasına en müsait ortamı hazırlar. Âhirette ise Allah adâletle iş görenlere ve hayatını bu doğrultuda harcayanlara büyük mükâfatlar vadetmiştir.
Bunun için İslâm, cihan dini olma hüviyetiyle esas ve prensiplerini daha çok iki amaca yöneltmiştir: Adâletin -düşmana karşı olsa bile- aksamadan uygulanması; güzel ahlâkın kök salıp yeşeren ağacının gölgesinden toplumun yeterince yararlanması..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle hak ve adâletin sağlam ölçülerle ayakta tutulması emredildi. Allah için şâhitlikte -aleyhimize olsa bile- adâlet ve hakkaniyetten sapmamamız tavsiye edildi. Allah korkusunun yüksek bir saygı havası içinde gönüllerde yer etmesinin yararı belirtildi.
Aşağıdaki âyetle hak ve adâlete saygılı olmanın olumlu sonuçları açıklanıyor: İnsan için çok yüksek bir meziyet ve üstün bir erdemlik sayılan hoşgörülü olmanın Allah’ın rahmet ve yardımına yol açtığı, bu sebeple düşmanların kahir ellerinin kırıldığı hatırlatılıyor. Allahʹa güvenip dayanmanın müʹminler için tek destek olduğuna dikkatler çekiliyor.