Furkan Suresi 7-16. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالُوا مَا لِ هٰذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْاَسْوَاقِ لَوْلَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا اَوْ يُلْقٰٓى اِلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا تَبَارَكَ الَّذِي اِنْ شَاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِنْ ذٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَيَجْعَلْ لَكَ قُصُورًا بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيرًا اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاءً وَمَصِيرًا لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِدِينَ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا

10.

Dediler ki: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!"

Diyanet İşleri

8.

"Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Zalimler, (inananlara): "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

9.

(Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.

10.

Dilerse sana bundan daha güzelini, içinden ırmaklar akan cennetleri verebilecek olan, sana saraylar kurabilecek olan Allah'ın şanı yücedir.

11.

Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır.

12.

Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

13.

Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler

14.

(Kendilerine) "Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, birçok kere yok olmayı isteyin!" (denir.)

15.

De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara va'dedilen ebedilik cenneti mi?" Orası onlar için bir mükafat ve varılacak bir yerdir.

16.

Ebedi olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin uhdesine aldığı, (yerine getirilmesi) istenen bir va'didir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- Hem dediler ki: «Bu peygambere ne oluyor ki yemek yiyor, çarşı-pazarlarda dolaşıyor?! Ona bir melek indirilseydi de kendisiyle beraber uyarıcı olsaydı ya..

8- Veya Ona bîr hazine sunulsa, ya da kendisine ait bir Cennet ol­sa da ondan yese ya.. » Bu zâlimler, (Muhammed’e inananlara): «Siz olsa olsa, büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz! » dediler.

9- Bir bak, sana nasıl misâller getirdiler de bu yüzden sapıttılar; yol bulmaya da güçleri yetmez.

10- Feyiz, bereket ve rahmet kaynağı O Yüce Kudret, dilerse sana bundan daha iyi olan, altından ırmaklar akan Cennetleri verir ve sana köşkler meydana getirir.

11- Hayır, onlar Kıyâmetʹi de yalan saydılar. Biz ise Kıyâmet’i ya­lanlayan kimseye çılgın bir ateş hazırlamışızdır.

12- O ateş bunları uzak bir yerden görünce; onun, öfkesinden kö­pürüp korkunç uğultusunu duyarlar.

13- (Şeytanlarla birlikte) elleri boyunlarına bağlı bulunduğu halde ateşten daracık bir yere atıldıkları zaman orada yok olmayı dövünerek isterler.

14- Bugün bir tek defa dövünüp yok olmayı istemeyin, birçok defa dövünüp yok olmayı isteyin, (denilir).

15- De ki: «Bu mu hayırlıdır, yoksa muttakilere (Allah’tan korkup küfürden, azgınlıktan, harâmdan sakınanlara) vaʹdedilen sonsuz Cennet mi daha hayırlıdır? Onlar için bir mükâfat, sonunda varacakları (mutlu) bir yer bulunuyor.

16- Devamlı kalıcı oldukları halde, orada kendileri için diledikleri şeyler vardır. Bu da Rabbin üzerine, istenilmeye lâyık, verilmiş bir sözdür. »

PEYGAMBER (A. S. )IN BAZI ÖZELLİKLERİ

«Hem dediler ki: Bu peygambere ne oluyor ki yemek yiyor, çarşı-pazarlarda dolaşıyor?!. »

Cenâb-ı Hak insanlara içlerinden birini seçip peygamber olarak gön­derdiğini açıklarken hem müşriklerin yersiz ve anlamsız iddialarını redde­diyor, hem de peygamberin ilâhlaştırılmaması üzerinde duruyor ve onu, yani peygamberi belirlediği çizgide göstererek bazı özelliklerine yer veri­yor. Şöyle ki:

1- Peygamber de bir insandır ve Allahʹın kuludur.

2- Peygambere vahiy iner, O da ona göre insanları müjdeler ve uya­rır da teblîğ görevini kusursuz yerine getirir.

Allah bildirmedikçe peygamber gaybı, göklerdeki ve yerdeki sırrı bil­mez. Kâinatın tasarrufu ona verilmemiştir. Yegâne tasarruf sâhibi ancak Allahʹtır.

3- Peygamber yalan söylemez. Sözü de özü gibi doğrudur.

4- Peygamber üstün zekâya, seyyal bir akla, parlak düşünceye sâhiptir.

5- Diğer insanlar gibi peygamber de acıktığı zaman yemek yer, su içer; uyur, çarşı pazara çıkar, alış-veriş yapar.

6- Diğer insanlar gibi peygamber de evlenir, aile yuvası kurar ve evlât sâhibi olur. Zira bu son iki maddede belirtilen hususlar peygamber­ler hakkında câiz olan şeylerdir. Yukarıdaki dört maddedeki hususlar ise, peygamber hakkında vâcip olan şeylerdir.

Bu vâcip olan hususlara bir diğerini «ismet» olarak ilâve etmemiz ge­rekir ki bu, günahlardan korunmuşluğu ifade eder. Yani peygamberler gü­nah işlemezler, Allah onları bu gibi manevî kirlerden de korumuştur.

Mekkeli putperest müşrikler, Hz. Muhammedʹi (A. S. ) bu özellikleriyle ve vasıflarıyla bilmiyorlar veya onu bu ölçüde kabul etmek istemiyorlardı. Çünkü çoğu, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) doğru, iffetli ve güvenilir olduğunu çok iyi biliyor, fakat birtakım menfaatlerinin, en azından Mekke ve çevre­sindeki nüfuzlarının elden gideceğini hesaba katarak bildiklerinin hilâfına bir iddiayla ortaya çıkıyor ve Hz. Muhammedʹi (A. S. ) hâşâ yalancı bir kim­se olarak tanıtmak için peygamberde şu sıfatların veya özelliklerin bulun­masını öne sürüyorlardı:

a) Yanında uyarıcı ve yol gösterici olarak yardımcı bir meleğin bu­lunması,

b) Peygamberin insan üstü bir varlık olması,

c) En azından beraberinde cennet misali bir bahçenin bulunması ve o bahçenin her yerde onu takip etmesi, kendisiyle birlikte yürümesi,

d) Ona gökten bir hazinenin indirilmiş bulunması gerekir..

Oysa Adem Peygamberden son peygambere kadar hiçbir peygamber­de bu garip sıfatların bulunmadığı kesindi. Birçok peygamberlerin kıssa­sına yer verilen Tevratʹta da bu iddiaların izlerine rastlamak mümkün de­ğildir. Ne var ki putperestler yahudilerin kasıtlı uydurmalarına kulak verip inanmadıkları şeyleri inanır gibi göstererek bu ve benzeri ölçüsüzlüklerde bulunuyorlardı.

Müfessir Keşşafʹın da dediği gibi: İnkârcı şaşkınlar, ortaya attıkları sloganları tesirli olmayınca, kademe kademe iniş yapma ihtiyacını duydu­lar. Şöyle ki: Önce Peygamberʹin (A. S. ) herhalde melek olması gereğini iddia ettiler. Sonra en azından beraberinde uyarıcı bir meleğin bulunma­sını savundular. Sonra da bundan vazgeçip Peygamberʹin (A. S. ) berabe­rinde bir hazinenin bulunması lüzumunu belirttiler. Bu da sonuç vermeyin­ce, bu defa şu garip iddiayı ortaya attılar: «Hiç değilse, cennet misali bir bahçenin hep onu takip etmesi gerekmez miydi? » dediler.

İşte akıl ve idrak dışı iddialar ve tarihî gerçeklere uymayan yakıştır­malar böyle tutarsız ve anlamsız olur.

PEYGAMBERʹİN (A. S. ) BÜYÜLENMİŞ OLDUĞU İDDİASI

«Bu zâlimler (Hz. Muhammedʹe inananlara) «Siz olsa olsa büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz! » dediler. »

Haçlı ruhuyla tarihe eğilen, dinî taassupla yargıda bulunan; ilmin ve aklın yoluyla değil, hissine mağlup olarak yazan Batılı hıristiyan tarihçi­lerden ve sözde ilim adamlarından bir kısmı Hz. Muhammed’e (A. S. ) «his­terik» dedikleri gibi, Mekkeli putperest müşrikler de Ona «büyülenmiş, ak­lî dengesi bozuk adam» diyorlardı.

Anlaşıldığı gibi, küfrün ve bâtılın her çağda gözü kör, kalbi ve vicda­nı tıkalıdır. Duyu bozukluğu, ruh şaşkınlığı, aklî dengesizlik içinde çırpın­ma ve kasılma ile kendini gösteren, sinir bunalımlarına yakalanan histe­rik veya büyülenip aklî dengesi bozulan bir insan, kalkıp da on beş asır önce gerçek medeniyetin temelini atmış; cehaleti yenmiş, ilme ve ilim adamına takdir sunmuş, bilimsel anlamda temel bilgiler ve ana fikirler ge­tirmiş, dünya tarihinde bir benzerine daha rastlanmayan mükemmel bir hukuk sistemi koymuş ve böylece beşer tarihinde en büyük, aynı zaman­da kalıcı inkılabı yapmış; yaymaya çalıştığı din kardeşliğiyle, yüksek ah­lâk ve fazîletle, adalet ve hakkaniyetle kıtalar üzerine yayılma güç ve ener­jisini, bilgi ve becerisini vermiş öyle mi? Bu saçma iddiaya dost ve düş­man güler. Zira belirtilen hususları gerçek anlamda meydana getiren bir insan, hiç şüphe yok ki her yönüyle çok mükemmeldir, hattâ mükemmelin de ötesindedir.

Aslında Hz. Peygamber’e (A. S. ) ve Kur’ân-ı Kerîm’e dil uzatanlar âhirete, yani ikinci hayata inanmayanlardır. Zira o gibiler âhirete dosdoğru inanmış olsalardı, âhireti bütün safhalarıyla açıklayan ve o âlemden ha­ber veren peygambere de inanırlardı. Aynı zamanda Allah tarafından gön­derilen ve beşer kudretini her yönüyle aşan kitaba da insaf gözüyle bakıp tasdîk ederlerdi. Nitekim ilgili âyette bilhassa bu inceliğe işâret edilmek­tedir.

HZ. MUHAMMED’E (A. S. ) EPİLEPTİK DİYEN ŞAŞKINLAR

Tefsirimizin bir diğer yerinde belirttiğimiz gibi, Ankara Tıp Fakültesi Adlî Tıp Profesörü Behçet Kamay, Adlî Tıp, Ankara: 1951. 2/813’de saydığı büyük zatlar arasında Hz. Muhammedʹi de (A. S. ) Epileptik (sarʹalı) olarak göstermiştir. Kurʹânʹı ve Hz. Muhammedʹin (A. S. ) yüksek şahsiyetini, inen vahyin mahiyet ve anlamını, vahiy anında bedenin ruha dönüşmesini, yani dış alemle ilginin kesilmesinin hikmetini bilmeyen ve ciddi hiç bir araştır­ma ve inceleme zahmetine katlanmayan sözde ilim adamının bu iddiası­na veya bu şahane(!) buluşuna ne demeli?

Son yıllarda İslâm âlemiyle -menfaatleri doğrultusunda- yakın ilgi kurma ihtiyacını duyarak yola çıkan Fransız Tıp Akademisi, «Hz. Muham­medʹin (A. S. ) şuuru tamdır» diye doğumunun 1400 üncü yıldönümü mü­nasebetiyle bir rapor hazırlamıştır. Akademi kurulu, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) - bizim ilim adamımızın (! ) hilâfına - epileptik yani sarʹalı; histerik yani duyu bozukluğu, türlü ruh şaşkınlığı, çırpınma ve kasılma olayıyla kendini gösteren sinir bozukluğu mübtelâsı bir kişi olmadığını lütfen belirt­meye çalışmıştır.

Kanaatımca bu itiraf dışında sözü edilen raporun İlmî hiçbir kıymeti yoktur. Zira bir yandan bu gibi gerçeği yansıtırken, diğer yandan İslâmi­yet ve Kur’ân hakkında gerçek dışı birtakım bilgilere de yer verdiklerini görüyoruz. (Fransız Tıp Akademisi’ne Göre Hz. Muhammed’in (A. S. ) Şuuru Tamdır/ Güven Matbaası - Ankara. Çeviren: Prof. Dr. Feridun Nafiz UZLUK)

SAHTE İLÂHLAR ADINA HAKKI ÇİĞNEMEK

İnsanların bazan garip halleri olur; bir hiç uğruna kan döker, bir aşk uğruna intihar eder; kendisi gibi bir faniye, sınır tanımadan yüceltip ilâh edinircesine tapar; taştan, ağaçtan, insan eliyle yontulup şekillendirilen putların önünde eğilir; o putlardan çok daha kıymetli olan davarları put­lar adına kurban eder ve bazan bâtılı savunmada çok ileri gidip canını feda edecek çizgiye gelir.

Mekkeli putperestler işte böyle idi. Günümüzde dini afyon sayıp Al­lah’ı ve âhireti inkâr eden; her türlü kutsal değerlerin üzerine sünger çe­kip maddeyi esas kabul edenler de, bu saçma ve gerçek dışı doktrin adı­na nice canlara kıymakta, nice ocakları söndürmektedirler.

Netice bakımından bunlarla Cahiliye devri putperestleri arasında pek fark yoktur. Zira her ikisi de bâtıl adına kan dökmede ve fitne çıkarmada aynı çizgide bulunuyor.

Cenâb-ı Hak bu ıslâhı zor olan azgınları Cehennem azabıyla tehdît ederken, aradıkları gerçek mutluluğun ölümlü dünyada değil, âhirette te­celli edeceğine atıfta bulunuyor ve böylece düşünüp de yola gelirler diye mânevî müeyyideyi bütün ağırlığıyla gözlerinin önüne seriyor: «Hayır, on­lar Kıyâmetʹi de yalan saydılar. Biz ise Kıyâmetʹi yalan sayan kimseye çıl­gın bir ateş hazırlamışızdır. O ateş bunları uzak bir yerden görünce, onun, öfkesinden köpürüp korkunç uğultusunu duyarlar.. (Şeytanlarla birlikte) elleri boyunlarına bağlı bulunduğu halde ateşten daracık bir yere atıldık­ları zaman orada yok olmayı dövünerek isterler. Bugün bir tek defa dö­vünüp yok olmayı istemeyin, birçok defa dövünüp yok olmayı isteyin de­nilir. »

Böylece dünyayı bâtıl uğruna cehenneme çevirenlere, amellerinin tü­rüne uygun bir ceza ve azâp hazırlandığı haber veriliyor. Zira Cenâb-ı Hak mutlak anlamda âdildir. O, dünyada inanmışlara kan kusturup cehennemi bir hayat yaşatanlara elbette âhirette kan kusturacak ve cehennemi on­lara tek yurt olarak verecektir.

Muttaki mü’minlere gelince: Onlar sağlam ve köklü imân cevheriyle sadece kalp ve ruhlarını aydınlatıp cennete çevirmekle kalmazlar, çevre­lerine de bu ışığı tutup huzur, güven ve kardeşlik havası estirirler. Bulun­dukları her toplumun mânevî direği olurlar, maddeyi yüksek amaca eriş­mek için araç olarak kullanıp Hakk’ın hoşnutluğunu ön plâna alırlar ve böylece Allahʹın kulları arasında mutluluk, güven ve huzur havası oluş­turan bu bahtiyarlara da amellerinin türüne uygun ebedî mutluluk yurdu hazırlanmıştır. İlgili 15. âyetle bu İlâhî mükâfat şöyle tasvîr edilmektedir: «De ki: Bu mu hayırlıdır, yoksa muttakilere (Allahʹtan korkup küfürden, azgınlıktan, haramdan sakınanlara) va’dedilen sonsuz Cennet mi daha hayırlıdır? Onlar için bir mükâfat, sonunda varacakları (mutlu) bir yer bulunuyor. Devamlı kalıcı oldukları halde, orada kendileri için diledikleri şeyler vardır. Bu da Rabbin üzerine istenilmeye lâyık verilmiş bir sözdür. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkârcıların tutarsız, akıl ve idrak dışı iddiaları anlatıldı. İnsanlığı düştüğü cehalet, dinsizlik ve azgınlık bataklığından kur­taran bir Peygambere «büyülenmiş adam» diyecek kadar akıl ve izʹanlarını, insaf ve vicdanlarını kaybetmiş inkârcıların şaşkın halleri tasvîr edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmet gününde bu şaşkınların tapındıkları bâ­tıl ilâhlarla yüzleştirilecekleri hatırlatılıyor ve Peygamber hakkında çok yanlış görüşler ortaya atan müşriklere cevap veriliyor, aynı zamanda mü’minler bu konuda aydınlatılıyor.