← Sureler

Mushaf — 454. Sayfa

‹
/ 604
›
38. Sad Suresi

Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Davud'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ

iSbir ǎlā mā yeḳūlūne ve ƶkur ǎbdenā dāvūde ƶā l-eydi innehu evvābun

(18-19) Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Davud'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.

اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِ وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَهُ اَوَّابٌ

innā seḣḣarnā l-cibāle meǎhu yusebbiHne bi l-ǎşiyyi ve l-'işrāḳi / ve T-Tayra meHşūraten kullun lehu evvābun

Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.

وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ

ve şedednā mulkehu ve āteynāhu l-Hikmete ve feSle l-ḣiTābi

Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

وَهَلْ اَتٰيكَ نَبَؤُ۬ا الْخَصْمِ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ

ve hel etāke nebeu l-ḣismi iƶ tesevverū l-miHrābe

Hani Davud'un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.

اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا اِلٰى سَوَاءِ الصِّرَاطِ

iƶ deḣalū ǎlā dāvūde fe feziǎ minhum ḳālū lā teḣaf ḣismāni beğā beǎ'Dunā ǎlā beǎ'Din fe Hkum beynenā bi l-Haḳḳi ve lā tuşTiT ve hdinā ilā sevā'i S-SirāTi

İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken 'Onu da bana ver' dedi ve tartışmada beni bastırdı."

اِنَّ هٰذَٓا اَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ

inne hāƶā eḣī lehu tis'ǔn ve tis'ǔne neǎ'ceten ve li ye neǎ'cetun vāHidetun fe ḳāle ekfilnīhā ve ǎzzenī fī l-ḣiTābi

Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِهِ وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ

ḳāle le ḳad Zelemeke bi su'āli neǎ'cetike ilā niǎācihi ve inne keṧīran mine l-ḣuleTā'i le yebğī beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din illā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ve ḳalīlun mā hum ve Zenne dāvūdu ennemā fetennāhu fe steğfera rabbehu ve ḣarra rākiǎn ve enābe

Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ

fe ğafernā lehu ƶālike ve inne lehu ǐndenā le zulfā ve Husne mābin

Ona dedik ki: "Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."

يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ اِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ

yā dāvūdu innā ceǎlnāke ḣalīfeten fī l-erDi fe Hkum beyne n-nāsi bi l-Haḳḳi ve lā tettebiǐ l-hevā fe yuDilleke ǎn sebīli (a)llahi inne (e)lleƶīne yeDillūne ǎn sebīli (a)llahi lehum ǎƶābun şedīdun bimā nesū yevme l-Hisābi