(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِي الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِهِ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
ve lev enne li kulli nefsin Zelemet mā fī l-erDi le (i)ftedet bihi ve eserrū n-nedāmete lemmā raevu l-ǎƶābe ve ḳuDiye beynehum bi l-ḳisTi ve hum lā yuZlemūne
Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın va'di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.
اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
elā inne li (a)llahi mā fī s-semāvāti ve l-erDi elā inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne
O, diriltir ve öldürür; ancak O'na döndürüleceksiniz.
هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
huve yuHyī ve yumītu ve ileyhi turceǔne
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur'an) geldi.
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ
yā eyyuhā n-nāsu ḳad cā'etkum mev'ǐZetun min rabbikum ve şifā'un li mā fī S-Sudūri ve huden ve raHmetun li l-mu'minīne
De ki: "Ancak Allah'ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır."
قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
ḳul bi feDli (a)llahi ve bi raHmetihi fe bi ƶālike fe l yefraHū huve ḣayrun mimmā yecmeǔne
De ki: "Allah'ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helal, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ
ḳul e raeytum mā enzele (a)llahu lekum min rizḳin fe ceǎltum minhu Harāmen ve Halālen ḳul āllehu eƶine lekum em ǎlā (a)llahi tefterūne
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkardır, fakat onların çoğu (O'nun nimetlerine) şükretmezler.
وَمَا ظَنُّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
ve mā Zennu (e)lleƶīne yefterūne ǎlā (a)llahi l-keƶibe yevme l-ḳiyāmeti inne (a)llahe le ƶū feDlin ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧerahum lā yeşkurūne
(Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur'an'dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır.
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَلَا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَا اَكْبَرَ اِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
ve mā tekūnu fī şe'nin ve mā tetlū minhu min ḳur'ānin ve lā teǎ'melūne min ǎmelin illā kunnā ǎleykum şuhūden iƶ tufīDūne fīhi ve mā yeǎ'zubu ǎn rabbike min miṧḳāli ƶerratin fī l-erDi ve lā fī s-semāi ve lā eSğara min ƶālike ve lā ekbera illā fī kitābin mubīnin