Mü'minun Suresi 48. Ayet — Elfaz
Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular.
1فَكَذَّبُوهُمَاfe keƶƶebūhumāonları yalanladılarİsti'nafiye Edatı+Mazi Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · Tef'îl Bâbıك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.
2فَكَانُواfe kānūve oldularBağlaç+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
3مِنَmine-denHarf-i Cer
4الْمُهْلَكِينَl-muhlekīnehelak edilenler-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimه ل كÖlmek, yok olmak, ziyan olmak, kaybolmak, yıkılmak, bozulmak.